Dr Bülent Kayhan / Bursa
Demiş…
Şarkısını hep dinlemiştik de,
ne dediğini, pek dinlememiştik.
Beklettik sayılır hayatı, çoğumuz.
‘Biz beklettik de,
o da beklemedi zaten!
Öyle olsa da,
yine de, biz şimdi,
‘yaşasın hayat’ diyelim…
Kendisine de;
bir kitaba ve tv programına da
isim olan, onun bulduğu bu sözle seslenelim.
Kulaklarını çınlatıp,
selam gönderelim, Sezen Aksu’ya.
Dinleyin önce şarkısını,
sonra ilk duyduğunuz yeri hatırlıyor musunuz bakın bakalım?
‘Kaybolan yıllar’, sizin kaybolan
yıllarınızdan hangilerindeydi?
Bende pek çok şarkısı,
ilk duyduğum an ve yerle,
hafızama yerleşmiş nedense.
Konusuz olarak…
Ama Firuze’deki gibi, konulu hatırası olan da var.
Sizde de öyle mi oluyor?
Gene şarkı ve anı hikayesi!
Mesela bu şarkı ve ‘olmaz olsun’;
1977, okulda anarşi tatili arası,
Akşehir’deki bizim ev ve onu
siyah beyaz televizyonda izlediğim anı, hatırlatır.

Bu kadın bir dahi. Bu toplumun çok nadir görülen mütevazı zekilerinden.
Yeteneklileri bulmuş, süzmüş ve kıskanmadan, rakibi olacağı
kaygısını hiç duymadan, güzel şarkılarından verip piyasaya sürmüş yıllarca.. Yıldız Tilbe’sinden Aşkın Nur Yengi’sine, kimler kimler?
Bunlar kendi klanından yetişenler.
Muhteşem bestecilerle, aranjörleri falan da hiç kaçırmamış. Süslemiş kendi değeriyle..
Bir de başka sanatçılara verdiği
şarkılar var.
‘Çakkıdı’ dan ‘şımarık’a,
‘ateşle oynama’ dan ‘bana ellerini ver’e, ‘Sorma’ dan ‘ikinci bahar’a..
Söz ve beste fabrikası diyorlar ya, hakikaten öyle..
Bakınsanız;
“o da mı onunmuş, bu da mı
onunmuş” diye saymaktan da şaşırmaktan da, bıkarsınız.
Hepsi de minnet ve saygıyla
anlatıyor, kendi öykülerindeki payını.
Onun da bu konuyla övündüğünü hiç duymadım.
Şarkılarıyla, şarkı sözleriyle seviyorsunuz onu.
Yediden yetmişe de bilinip,
söyleniyor eserleri.
Yaşıtımız sayılır,
aklımızdaysa hep daha genç…
Bizden birazcık büyük aslında.(1954)
Yıllardır izliyorum; her duygu
durumuna bir söz yakıştırıyor.
Çarpıcı, kalıcı, basit sözler ama
çok şey anlatıp, çağrıştırıyor.
Türkü sözleri gibi,
Orhan Veli gibi…
Hemen hepimiz; ya onun şarkılarındaki kendisinin duygulanımına kapılmış,
ya da bir şarkısına,
kendimizin ruh halini yapıştırmışızdır.
Bence çok iyi bir ozan da aynı
zamanda, şarkıcılığı ve
ruh yakalayıcılığı yanında.
Acele etmeyin de,
mırıldanarak okuyun şunları,
daha keyifli olabilir:
bakalım kaç tanesi aklınızdaymış?
Aşk şarabından içirir size,
aslında aşkı da çoktan,
masal yapıp çatıya saklamıştır,
çok geç kalmışsınızdır,
zamanınız da geçmiştir,
eski şanslılardan değilseniz,
artık bulamayacaksınızdır.
O, her bahar,
anılarda gururunu filizlendirip,
ruhunu taşırarak aşık olur.
Aşkı da farklı,
mesala koca İstanbul, tarihinde görmemişmiş, onunki gibisini!
Geberir.. Gururundan eser bırakmaz. Akşamdan kalan sabah yıldızını
üzerine düşürüp, bir yelken alır,
bir kürek ve bir kaç şişe Yakut’la,
yeri göğü kırmızı yapar;
sonra da, küçük prens(es) gibi
yıldızlara oturup, dünyadaki neslimizi seyreder.
“Acelen ne bekle” der,
sonra telaşın bedelini hatırlatır.
Rengini baharın kıskandığı,
sevda büyülü, üzüm buğulu,
nazlı çiçek, Firuze’nin;
dayanılmaz güzelliğine de bedel ödetip, ağla der ona.
Rüzgarla yasemin kokusunu alır,
bir kelebek de boynunu öper.
Sakız rakısının dibine vurdurup
seni de biraz ağlatır…
Bekletme hayatı, benim yerime de sev” der, bir de.
(Der de, ama bence, bu şarkısını
Sibel Can veya Ata Demirer daha güzel söyler.
Şahane besteleriyle yıllardır çarpılmış vaziyette kaldığım, Bülent Özdemir’e de bir saygı selamı çakmadan geçmeyeyim bu arada).
Acıdan geçmeyen şarkılar eksik ona göre, acı değer katar insana, bilir bunu,
bu yüzden hiç kimseden gidemez.
Ben ve benim gibi konservatif duygulanımlı kişilerin, hissedip tanımlayamadıkları bu ruh halinin adını koyuverip, kendisinin duygudaş yandaşlığına mürit yapar anında.
Başka bir zamansa kızar, sana yeni başlangıçlar ve korkular bırakıp, bütün aşklarını da yüreğine alıp; kokunu da, kendisini de alıp gider ama.
Bazen, daha arada yarım kalmış yaşanacak bir şeyler varken, ayrılığa hiç hazır değilken “git” deyip, hemencecik de deliler gibi özleyip, vazgeçer.
Bazen de sonradan, pişman olur. Yokluğuna alışamaz, acılanır;
vazgeçemez, büyülü tuhaf sıcağından.
Uzanıp elini tutuvermeni, gözleriyle buluşmanı ister. Utanır güya diyemez, ama gene de der:
“ dön, ne olur geri dön ”…
Gururundan eser bırakmadıydı,
utana utana, “dön” dediydi ama
bir zaman da, dönmeni hiç istemez;
“İstemem artık geriye dönme
dönersen bile bu evde sönme”
deyip,
ihanetten geriye kalanın acısını;
seni, bu derinlikli, oldukça küçültücü imasıyla, söndüreceğiyle,
tehdit edip, çıkartır..
Bazen fena sinirlenir;
sen onun en büyük hatalarından
birisindir, senin için harcadığı
zamana bile yazık olmuştur.
Duyguları karışık, gelgitlidir.
Yoluna ölür, uğruna dünyayı yakar,
sınırsız ve öyle çok sever ki korkutur.
Sokağına, yatağına çağırır seni ama, kuruyup çöle dönse de,
pare pare olsa da, boyun eğmez.
Bir şartı vardır:
“ aşk, yeter ki onursuz olmasın ”…
Seni kimler öptü diye merak eder,
dudağında dilinde, ellerin izini
arar.
Uzaklardaki evli barklısının adını kendine saklar. Meraktan çatlarız ‘kimdi ki o?’ diye…
Anası babası, en hoş hatırası bile yetmez, yedi cihanı dolaşıp,
kendi hayatını da çalıp, tutuklu yaptırır kendini sana. Hemen hepimiz gönüllü mahkumu olmuşuzdur bir yerlerde zaten, çizdiği hapishanenin…
Toplumsal yaraları da ihmal etmez.
Ünzile’yi koyun sayısıyla bedelleyip;
kendi küçük dünyasına hapis, çaresiz ezilmiş kadınları, yalın ve sade, gösterir sana…
Düşündürür.
Kedisi bile yoktur ama çok da büyük olmayan hayalleri vardır. Yazıları orman yapar, şehre film getirir, iklimi Akdeniz yapar şarkısında..
Gülümsetir.
Sevgili kederlerini(!), bir sır gibi, bir yemin gibi, gizli bir düş gibi saklar, yükü ben taşırım, “sen ağlama gözbebeğim, ağlama sana kıyamam” der…. Hüzünlendirir.
Bazen;
şinanay yavrum hopa şinanay der. Neşelendirir.
Bazen de;
gül memeleri sallattırıp çağlatır,
yeri yerinden oynatır..
Seni de oynatır.
Bu kadın bir alem. Yaratıcı üretici.
Şarkılarla kafanızda geçit yapan
melodiler güçlendiriyor hatırlamayı,
ama hangi şairin bu kadar çok sözü kalmış aklımızda?
Türkiye’nin en sevilen yaşayan kişilerinden..
Hayatına giren Onno Tunç,
Uzay Heparı gibi dramatik kaybettiklerine de yazdığı güzel şarkılar var.
Adamın çırasını yakan, topuk tıkırtılı İzmir’in kızlarını da unutmamış.
Babasını da..
Varlığı da, yokluğu da yetmez.
Aşk, aşk için ölürsen, aşktır.
Bir kıvılcım bekler.
Buldu mu, hiç acımaz;
seni yakar, beni yakar, her şeyi yakar.
Şarkılarıyla anısı olan çoktur da, kendisiyle de anısı olan, yakından tanıyan vardır belki, aramızda?
Çoğu, yüreğimizi titretmiş şarkısını yazdık.
Çokluğundan, hatırladıklarımın dönüp dönüp sözlerine bakmaktan, yazarken
ben bile sıkıldım, sizi de sıktık
muhtemelen ama,
sizi en çok çarpan ve
gönlünüze iz kazımış şarkılarından,
unuttuğum kaldı mı ki acaba?
Onunla aynı çağda yaşamış
olmaktan, ben şahsen çok memnunum.
Seviyorum Sezen Aksu’yu…
Bu habere emoji ile tepki ver


