Ana SayfaKONUK YAZARBir Sır: Kayıp Kitap’ın Peşinde Bir Asır...

Bir Sır: Kayıp Kitap’ın Peşinde Bir Asır…

Öyle görünüyor ki Gılgamış Destanı’ndan beri insanlığın sırlara vâkıf olmaya duyduğu heves, hikâye sanatını hep kapalı mağaraların “Açıl susam açıl” tılsımının kilitlerine yöneltmiş, Pandora’nın Kutusu’ndan çıkacak kötülüğü iyiliği çevirmeye uğraşan anlatılar sır peşinde dolaşmıştır. Halk masallarından, hayvan masalları- fable’dan, mitolojik destanlara kadar tümünde hep bir sır vardır, çözülmeyi ve anlaşılmayı bekler; onu çözebilen, ya Padişah’ın kızını alır, onlar erer muradına biz çıkalım kerevetine denir; yahut çözülen sırrın ardından mutlu bir yaşam hem hikâye kahramanını, hem de okuru bekler; sır eğer cinayete uzanıyorsa, katil yakalanır ve herkes bir oh çeker…

Sır çözen hikâyeleri mistik duvarların ardına ve Tapınak Şövalyeleri’nin yeminlerine, hatta masonik bağlantılara kadar götüren romanların son zamanlarda revaç görmesi, açıl susam açıl deyişine her zaman ihtiyaç duyulmasındandır. Roman geçtiğimiz yüzyılda zirvesine otururken, anlattığı hikâyenin türüne göre de sınıflanmaya başlamıştı. “Sır romanları” bu sınıflandırma içinde, daha çok geçtiğimiz yüzyılın Best-seller/çok satan romanları arasında yer edinir. Onların da iyisi kötüsü vardır, elbette; Bütün romanların iyisi kötüsü gibi! Ne var ki kitabın bir talihi olduğuna inandığımızdan, iyi ve kötü ayrımını yapmanın öyle kolay bir şey olduğuna da katılmıyoruz. Bununla beraber, romanın iyisini binlercesi arasından ayıklamak çabasını elden bırakamayız. Nedendir, zira sadece 20.yüzyılda ABD’de yayınlanan roman sayısının 125 bini geçtiği söylenmektedir, bizim işimiz onlar arasından en iyilerini bulmaktır. Türk romancılığının, bana göre, kara bir dönemden geçtiği yaşadığımız bu günlerde bu ayıklamanın daha ciddi biçimde yapılması kaçınılmaz görünüyor. “Hayatımı yazsam roman olur” kanaâtinde kalmış ben-merkezci heveslisiyle, önüne geleni yayınlayıp ortalığı “Çarşamba Pazarı’nın tezgâh toplama furyasına” çeviren yayınevleri arasında iyi kitap, her zaman aramamız gereken oluyor.

Murat Çavga’nın Kayıp Kitap başlıklı çalışması, bu umutla el atıp okumaya başladığımız bir roman önermesi oldu. Çalışmaya “roman önermesi” vurgusunu bilerek, son derece bilinçle koymaktayız. Zira, Kayıp Kitap aceleye getirilmiş, daha pişmesi ve olgunlaşması için zamana gereksinimi varken fırından erken çıkarılmış hamur ekmek gibi görünüyor. Öncelikle yayınevinin sorumluluğu altında olan düzelti, yayımcılık gibi önemli unsurların da göz ardı edildiği, belki telaşeye getirildiği anlaşılıyor. Kitabın (editörü) yayımcısı yazarla, okuruna karşı sorumlu olan Sayın Gül Süpçeler’in burada eleştirilmesi gerekir. “Dahi” anlamındaki de ve da’ları ayırmayan, gereksiz yerlerde tırnak ve ayraç koyup sözcükleri bölen ya da birleştiren, noktalama işaretlerinde kusurlu davranan yayımcı Süpçeler’in, geleceği olan bir romanın daha ilk satırlarında okurunu hüsran içinde bırakmasındaki payı önemlidir. Umarız ki kitabın bundan sonraki basımları da yapılır ve o vakit düzeltmeler konusunda hem yazar, hem de yayıncısı dikkat gösterir.

Öte yandan kitabı henüz tanıtmadan bunları ileri sürmekle haksızlık yapmak istemiyor, en dikkatli çalışmada dahi bir kusur kalabileceğini bildiğimizi ekliyoruz. Ancak Kayıp Kitap dil ve yazım kuralları açısından bize göre orta düzeyde kalmış, yazarının geniş hayal dünyasına bu yönüyle zarar vermiştir. Oysa, yazar Murat Çavga’nın ilk yapıtı da değildir bu; daha önce yayınlanmış olan Yanık, Beyaz Ses-Ley Hatları, Peymanî Tılsım gibi kitapları da vardır. Dolayısıyle Çavga’nın da titizlenmesi gereken bir yanı olmalı, tecrübesiyle Kayıp Kitap’ı Türk romancılığının bu sıkıntılı dönemlerinde üst raflara taşıtmalıydı. Çavga’nın dili kullanması da bir süre sonra totolojiye dönüyor, tekrarla süren bir anlatım giderek “Kelime kıtlığına kıran girmiş” gibi okuru da yazarını da “tık nefes” bırakıyor.
Dahası, Çavga’nın kullandığı kimi eski Türkçe sözcüklerde hatası da apaçık görülüyor. Örneğin, Çavga, “süre” yerine belli ki “müddet” kelimesini kullanmak istemiştir, ancak “Galat-ı meşhur” yapıp bildiğinden çok emin olduğu görülecek biçimde “mühlet”i kullanmaktadır; tüm metin boyunca… Oysa, mühlet, Mustafa Nihat Özön’ün Osmanlıca-Türkçe Sözlüğü’nden alıntı yapacağımız gibi, “verilmiş, tanınmış zaman dilimidir; bir işi belli bir zaman için geri bırakmadır.” ( M.N.Özön, ibid, s.549)

O nedenle, Çavga’nın “Adam bir mühlet sustu” demesi durumunda, adama verilen bir bekleme süresi kadar sustuğu, dolayısıyla ona susmak için birisinin bu komutu verdiği anlaşılır. Üstelik bu durumda da mühlet, “için, kadar, müddetince, süresince” bağıyla cümleye bağlanmış olmalıdır. Yeni kuşak okurların zaten eski sözcüklerden habersiz olduğu/kaldığı bir kültürel kopuş döneminde bu ve buna benzer ayrıntıların edebiyatçı sorumluluğunda olduğunu/kaldığını düşünüyoruz.

Kayıp Kitap, Bâbıali sokaklarında geçen bir cinayete okur, tanık bırakılarak başlıyor. Osmanlı Gizli Servisi, komitacılar, Abdülhamit Rejiminin koyu ve sisli günleri arasında sırrın peşine düşüyoruz. Sır, kitap içinde bölüm başlığı olarak “Düğüm 1, 2…” şeklinde kısımlara ayrılmıştır. Sır kendisini ele, beşinci düğümde roman kahramanı tarafından ortaya çıkarılarak veriyor. Bir rastlantıyla uluslararası bir düzenin ve Kayıp Kitap’ın peşine düşen yabancı örgütlerin karşısında, daha önceden Doğu’daki çatışmalarda yaralanmış, kızağa alınmış bir yüzbaşı emeklisi çıkarılıyor. Yüzbaşı Atakan askerlik görevinden bağlantısı olduğu Talat Albay’ın kendisine sunduğu bir iş olanağıyla İstanbul’a geri dönüp yerleşince, çalıştığı basın tarama ofisinde, yine ona yardımcı olarak verilmiş Kerem adındaki gizli servis elemanıyla kendisini bir anda Kayıp Kitap’ın peşinde buluyor. Roman, bir alt okuma metniyle yüz yıllık bir arayı birleştiriyor; Osmanlı döneminde kaybolan ve eğer ele geçmiş olsaydı Vatikan’a teslim edilecek bulunan sır dolu kitabın geçmişini ve bugününü anlatıyor. Şam’da süren takip Bağdat’a kadar uzanıyor, bu kitap ve içindeki sır uğruna gizli servisler can alıp can veriyor. Benzer takip aradan geçen neredeyse bir asır içinde unutulmuş gibi bir kenarda kalmışsa da yüzbaşı Atakan’ın karşılaşacağı macerayla tekrar gündeme geliyor ve emanet, “Çantadan çıkarılıp sonunda onun peşinde olan bir Alman gizli servis elemanına teslim ediliyor.” Alman Gerald Kroffman adındaki karakter de kaybolmuş bir kutsal metnin nicedir peşindedir; teslim aldığı emanet Türk Genelkurmayı’nın elinde uzun süre saklanmıştır; sır eski Aramî dilinde yazılmıştır ve arkasında bir çok acı, cinayet, ayrılık ve binbir kötülük bırakarak ortaya çıkacaktır.

Kayıp Kitap’taki maceranın sürükleyici olması için hikâyenin daha polisiye kurgulanması gerekirdi. Bu açıdan kurgunun yavaşladığı, ancak bugüne göndermelerin-âtıf yapıldığı yerlerde heyecan unsurunun tetiklendiği görülüyor. “Ergenok Davası”na isim verilmeden yapılan göndermeler, yine devlet içinde devlet anlamına gelecek örgütlenmelerin varlığı, bu örgütleşmelerin kaçınılmaz olarak gide gide çeteleşmesi yahut uluslararası gizli servislere bir ucundan yamanması gibi hikâyeyi dolgunlaştıran unsurlar, yazar tarafından belli ki bazı çekinceler hissedilmiş gibi eksik bırakılmış, üzerinden çabucak geçilip gidilmiştir. Böyle olunca yüzbaşı Atakan, yardımcısı Kerem , onlara hem dostluk hem de sırra gidilen yolda yol gösteren Ayşa gibi isimlerin karşısında “kötü adamlar” silik karakterler olarak kalmıştır.

Çavga’nın belli ki hikâye aktarmak için bir hevesi bulunuyor. Bu anlamda Dan Brown’u ünlendiren Da Vinci Kodu benzeri hikâyeler kurmak istediği çok açık; nitekim İskenderiye Yayınları’nın Genel Yayın Yönetmeni Burak F.Çabuk tarafından kaleme alınmış bir yazıda da, “Dan Brown’ın yapamadığını yaptığı” iddiası yer alıyor. Ancak tüm bunlar romanı edebiyat metni yapan, yaptıran şeyler değildir. Umberto Eco’nun Gülün Adı başlıklı eserinde simgelerin, sembol ve işaretlerin peşinde bulunan Baskerwille’lı William ( Yüzbaşı Atakan?!) ve çömezi Melk’li Dom Atso’nun (Kerem?!) çok gerisinde kalan karakterleriyle Kayıp Kitap, elimizden kayıp gidiyor. Umudumuz ise Murat Çavga’nın yazmaya duyduğu merakla diri kalıyor ve yazardan sırlarla dolu dünyada okura macera yaşatacak romanlar beklememize yol açıyor. Bununla beraber, “Kayıp Kitap” sır ve macera peşinde olmak üzere yazılmış bir metin olarak okura, eğer okurun beklentisi fazla değilse, kısır geçen şu edebiyat ve roman günlerinde salık verilebilir kitaplar arasında yer alıyor.

Murat Çavga, “Kayıp Kitap”, İskenderiye Yayınları, İstanbul, 2010, Editör: Gül Süpçeler, 159 sayfa, ISBN:978-605-5539-29-0

Bu habere emoji ile tepki ver

😡
0
Kızgın
🤣
0
Hahaha
👍
0
Beğendim.
❤️
0
Muhteşem
😢
0
Üzgün
😮
0
İnanılmaz

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

En Son Haberler

spot_img