‘Sol hareketin çoğu kapitalizmin versiyonu’

1980’lere kadar Türkiye’yi ayağa kaldıran sosyalistler, darbeye karşı toplumsal bir tepkiyi neden örgütleyemiyor? Sol nereye gitti, niye hayata dahil olamıyor? Nihayetinde insanlığın evrensel hümanizmasını kurma iddiasında olan Marksizm’in, bu gidişata dair bir çift lafı olmalı.  Akşam gazetesinden Erol Aral, sosyalist solun genel eğilimlerini temsil ettiğini düşündüğü 9 kişiyle ‘Sol Kendini Arıyor’ yazı dizisi için sohbet etti…


Aral’ın Laçiner ile söyleşisi şöyle:


– Birikim, sosyalist sol içinde çok farklı bakışıyla dikkat çekiyor.
– Bizim ayrıksı bir yerimiz var. Biz ilk çıktığımız andan itibaren (1975) tüm dünyada sosyalist hareketin ciddi bir bunalımda olduğunu ve bu bunalımdan çıkışının birinci yolunun da sosyalizmin kendisini yeniden tarif etmesi gerektiğini söylüyorduk. Yani başkaları gibi sosyalizmin ne olduğu konusunda bir problem yok fakat bunun için hangi sosyal ortamlarda, hangi araçlarla, nasıl bir mücadele yöntemiyle harekete ederiz demiyorduk. Veya sorunu uygulamadaki kimi hatalara bağlamıyorduk. Doğrudan sosyalizmin, hem bir mücadele, hem bir toplum ve insan tasarımı konusunda ciddi sorunları var. Bunlar tartışılması ve yeniden tarif edilmelidir.


– Temel eleştiriniz ne?
– Sosyalizmin bir amacı vardır. Marks’ta bu çok açık: Kafa ve kol emeği ayrımının ortadan kalktığı, insanlar arasında hiyerarşi kuran ve birilerinin baskı aracı olan devlet diye bir organizasyonun sona erdiği, insanların kendi kendini yönettiği, kafaca ve bedence geliştikleri bir dünya. Marks sadece malların eşitçe dağıtıldığı dünyadan bahsetmiyor. Bu zaten olabilecek bir şey. Altı çizilen şu: Kafa ve kol emeği ayrımının ortadan kalktığı, herkesin yeteneğini özgürce sürekli geliştirebildiği, dolayısıyla insanların artık devlete ihtiyaç duymayacağı bir olgunluğa eriştiği bir toplumdan söz ediliyor. O toplum tabii ki bir eşitlik bir toplumdur. Birilerini artık birileri üzerinde üstünlük iddiasında artık bulunmadıkları, herkesin bir birinin gelişmesine yardım ettiği bir toplum, sosyalizm.


KOMÜNİZMİN STATİK TANIMI YOK


– Bu tarifini kabul ediyorsanız mesele ne?
– Marks’ın tarifleriyle götürebildiğimiz bir nokta vardı. Yeni gelişme ve imkanları, insanlığın geldiği nokta ve deneyimleri ışığında baktığımızda, bu tarifin de ötesine geçen şeyler de söyleyebilirdik. Nitekim daha sonra yazılı hale getirdik ve şunları söyledik: Bizim için komünizm insanlığın nihai olarak varacağı bir nokta değil. Belki de insanlığın bugüne kadar önüne koymadığı çok kapsamlı soruları, bir zemin üzerinden dönüp konuşacakları, tartışacakları bir dünyaydı. Sosyalizm insanların çabalayıp çabalayıp eriştikleri bir cennet hali değildi. Sosyalizmin devrimci hareket olmaktan çıkıp da bir düzen olarak tasarlanmaya başlanmasıyla birlikte, komünizm de ideal bir cennet hali olarak düşünüldü. Hayır. Komünizm olacak, artık yatacağız… Bilhassa bu yatacağız fikri çok yanlıştı. Dahiyane olarak bulduğumuz şey, insanın kaderini, tarihini insanın eyleminde tanımlamak. Ve insanın kendi eylemini üreten ve yaratan tarafını geliştirerek, insanlık tarihi safhalarını açıklamaktı. Dolayısıyla insanlığın üretici ve yaratıcılığını -ki bu sonsuzdur-, biz ancak bugünden tasarlayabileceğimiz yeri tarif edebiliriz. O zaman sadece şunu söyleyebilirim ki, komünizm belki insanın insanla arasındaki sorunların halledilebildiği, ya da sorun olmaktan çıkartıldığı bir dünya olabilecektir. İnsanlığın bugün önüne koyabildiği problemler, bizim yaptıklarımızın bize hayal ettirebildiği şeylerdir. Yarının dünyası nasıl olabilecek, dolayısıyla komünizmin statik bir tanımı yoktur.


– Ama ana çerçevisini çizebilirsiniz…
– Marks, endüstriyel toplum aşamasından geçmeyi bir ön şart olarak görmüştür. Bu sayede insan doğal ihtiyaçların boyunduruğundan kurutulacak. O zaman ‘mutlak insan’ olarak tarihimiz başlayacak. Marks’ın tarifi aynen şöyledir: İşte o zaman insanlığın tarih öncesi bitecek ve tarih başlayacak. Biz bu lafları ciddiye aldık. Daha önce sosyalizmin paylaşma düzeni olduğu söylenirdi. Sanki bunu çözdüğünüz zaman problem çözülür gibi. Sosyalistler de sıradan insanların bunu daha kolay realize edip anladıkları, buna daha kolay ikna olduklarını düşünerek işi buralarda tuttular. ‘İşçiler bu kadar üretiyor, niye daha az alıyor!’ Sömürüyü de öyle anlattılar… Oysa iyi bir Marks okuru bilirki, iktisadi paylaşım bozukluğu bir sonuçtur. Tezahürlerden biridir.


– Özel mülkiyet?
– Özel mülkiyet de sorunun temel kaynağı değildir. Marks, özel mülkiyet üretim ilişkilerindeki problemin hukuki tezahürüdür, der. Mülkiyetin kendisi bunu yapıyor falan demez. Mülkiyet düşmanlığı… Hayır, öyle bir şey değil sosyalizm. Asıl sorun kapitalizmde özel mülkü insanlık dışı saymasının nedeni, insanın insan olarak varolmasına getirdiği kısıtlamadır. Bir insanın varolma koşullarının, birileri tarafından mecburiyet olarak getirilmesidir. Marks der ki, fabrikaya tabi kılınmış, makinenin parçası haline getirilmiş insan… Bir alete indirgenmiş insan aslında insanlığını kaybetmiş insandır. Sovyetler Birliği, biz şu kadar kreş veriyoruz, şöyle sağlık hizmeti veriyoruz, diyerek Batı’yla kendilerini karşılaştırırdı. Sanki kapitalizm bir miktarda, sosyalizm başka miktarda temin edermiş… Oysa sosyalizm başka bir toplum kurmaktır.


MÜLKİYET REJİMİ DEĞİL


– Sosyalizm nasıl gerçekleşecek?
– Sosyalizm, bir iktidar gücüyle, devletle kurulan bir rejim değildir. Sosyalizm öncelikle bir hayat ve varoluş tarzı olarak anlaşılmalı. Bizim iktidarı aldıktan sonra kuracağımız ve içinde yaşayacağımız bir şey değildir. Bizim bugünden yaşayacağımız bir şey olmalı, sosyalizm. Dolayısıyla bizim için sosyalist mücadele, sosyalistçe yaşanabilen, sosyalistçe ilişkilerin kurulabildiği, gelişip çeşitlenebildiği alanların inşasıdır. Bizim başkalarıyla vereceğimiz siyasi, hatta askeri mücadele, bizim kendimizi var etme alanlarımızın müdafaası olmalıdır. Sosyalizm bugünden kurulabilir bir şeydir. Siz sosyalizmi mülkiyet rejimi ve paylaştırma düzeni olarak düşünürseniz, bunun için devlet lazım. Çünkü tapuları iptal etme gücü ancak orada olur.


– Bu yaklaşımın gündelik hayata politik tercümesi nasıl olacak?
– Biz, insanın varoluşunu başka bir mantıkla dönüştürmeye çalışanlarız. Praxt, Marks da bu anlama gelir. Pratik budur. Marks’ı vulgerleştirince, prakst de paratik, eylem oluyor. Eylem de duvara yazı yazmak, pankart taşımak oluyor. Oysa eylem yapmak demek öncelikle bizim kendimizi var etmemizdir. Sen üç tane yedin, ben de üç tane yedim eşitlik oldu meselesi değildir, sosyalizm. Bu, çok vulger bir şeydir.


– Bu anlayıştaki sosyalistlerin çalışma tarzı, gündelik hayatı örgütlemesi nasıl olmalı?
– Birincisi, iktidarı, toplumsal insani oluş için bir ön şart saymayan bir anlayış. Bunu kaka kaka söylüyoruz, çünkü çok önemli. Sosyalizm eğer iktidarla kuruluyorsa, o zaman niye ben işçileri örgütleyim, bilinç, o buyla uğraşayım. Dört tane general örgütlerim. İş devlet madem… .


Dolayısıyla ben enerjimin çoğunluğunu bu iktidarı nasıl ele geçiririmden ziyade, sosyalizmi nasıl yaşarıma ve bunu yaşayanları nasıl çoğaltırıma harcamalıyım. (Ha gerekirse kendimi korurum, o ayrı bir şey.) Gündelik hayatı soruyorsun… Militan kavramını pek kullanmamak lazım ama mesela en iyi militan, piyasaya rağmen insanların sosyalist gibi yaşayacağı, geliştireceği şöyle iyi bir ortak iş olanağı yaratmaktır. Yine o anlamda bizim hiç el atmadığımız, çocukların eğitimi konusuna el atmaktır… Bütün bunlara kafa yoran, proje yapan adam bana göre militandır.


DİĞER AYAKÜSTÜ SOHBETLER:


– Sol Kendini Arıyor VII: Ömer Laçiner
– Sol Kendini Arıyor VI: Hayri Kozanoğlu
– Sol Kendini Arıyor V: Aydemir Güler
– Sol Kendini Arıyor IV: Oğuzhan Müftüoğlu
Sol Kendini Arıyor III: Aydın Çubukçu
– Sol Kendini Arıyor II: Çiğdem Çidamlı
– Sol Kendini Arıyor I: Mihri Belli:
– Hayalet yazar Hüdai Nabit
– Çitlembik ağacıyla söyleşi
– ‘Çocuğa şiddet, çok yaygın’
– İran PKK’yi neden bombalıyor?
– Serdar Denktaş: Mal mülk davaları en zor sorun
– ‘Kıbrıs’ta kısa dönemde çözüm olmaz’
– Tayvanlı yazardan ‘Sıcak bir öpücük’
– Kavakçı: Başörtü, dini bir mesele
– Perinçek: MHP tabanını dışlayarak solculuk yapılmaz!
– ‘Tek dileğim iki dengeli bir dünya…’
– ‘Beni en çok korkutan: Google’
– ‘Sorunumuz Yahudiler’le değil, siyonizmle’
– O bir ‘peynir avcısı’
– ‘Çernobil’den ders çıkarmadık’
– Bir kültür taşıyıcısı: Aydın Çukurova…
– Afşar Timuçin ile insana dair ne varsa…
– 12 Eylül iddianamesine ne oldu?
– Akın Birdal: Evren yargılanmalı!
– Hitler ile söyleşi…
– ‘Baş örtüsünü ilk kez Sumerliler taktı’
– ‘Türk solu titreyip kendine gelmeli’ 
– ‘Hepten pusulasız olmadığımız kanaatindeyim…’
– ‘Siyasi güç, her zaman kendi hukukunu yaratır’
– ABD işdünyasında çöküş
– ‘ABD Anayasası Patara’dan’
– Çocuklar öldürülmesin!
‘- ‘Bir Gün Mutlaka’
– ‘Derin devlet sorunları çözmek istemiyor’
– Kaş’taki gözyaşı
– ‘Son 15 yılda bilinçte sıçradık’
– Piref. H. Ökkeş ile ‘dörtköşe’ sohbet…
– Sorgun Ormanı’nı kurtaralım
– Devrim Bize Yakışırdı!
– G-8 protestosundan gözlemler…
– Başkaların hayalleri…
– Hurafeler gölgesinde Gelibolu…
Çokuluslu tekellere karşı ‘Adil Ticaret’
– Kuzey çikolata, Güney ekmek derdinde
– Fokları, katliamdan kurtaralım!
– Nükleer denemelerin faturası: Doğal felaketler
– Türkiye’de de nükleer silah istemiyoruz!
– Çocuk işçiler
– İsrail dünyanın 6’ncı büyük nükleer silahına sahip!
– Faşizm neden Almanya’da kök saldı? 
– Demirel davasında tekelci medya da suçludur

730450cookie-check‘Sol hareketin çoğu kapitalizmin versiyonu’

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

2 + 9 =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.