Sol temizlenirken…

Referandum, sol açısından yeni bir sürecinde başlangıcı anlamına geliyordu. Uzun süredir sol içinde kendilerini ifade edenler, yeni süreç ile ayrışma yaşamaları kaçınılmazdı. O kaçınılmazda gerçekleşmiştir.

Evet diyenler cephesi içinde yer alanlar, yaptıkları açıklamalar ile; “ordu vasiyeti altında olmayı savunanlar ve olanlar ile yolumuzu ayırdık” demekteler. Ordu vasiyetini sanki sol savunuyormuş gibi göstermekten de geri durmuyorlar. Sol ile ordu arasında organik bir ilişki olmadığı gibi, muhataplık sorunu vardı. Ordu solu muhatap aldı ve yok etmek için her türlü yolu denedi. 12 Eylül, 12 Mart ordunun sol karşı yürütmüş olduğu büyük ezme operasyonudur ve 12 Eylül; uzun süreçli bir politikanın hayata geçişini sembolize eder.

Sol ordu ile ilişkilerini 12 Mart ile bitirmiştir, o dönemin meşhur MDD (Milli Demokratik Devrim) anlayışı; muhtıra ve sonucu ile ortadan kalkmıştır. O dönemde darbe heveslisi olanlar, bugün o dönemin özeleştirisi yapacaklarına küfür eden konumundadırlar. O dönemden kalanlar, bugün ordu vasiyeti yerine iktidar vasiyetini savunur konumundadırlar. Liberalizm adı altında, iktidar kim varsa onun kolları altına girip, bireysel özgürlük adı altında yağmayı savunmuşlardır. Savunmakla kalmamışlar, o yağmadan nemalanmışlardır.

Sol, ordunun yaptıklarını savunmaz, suçuna ortak olamaz, çünkü kendisine karşı olan uygulamaları savunmak anlamına gelir. Savaşan taraf ve muhatap konumunda olanların ordu vasiyetini savunmaları imkansızdır. Bu imkansızı bilenler, bile bile toplumu yanıltmak için, kandırmak için yalan söylemeye devam ediyorlar, çünkü yapmış oldukları çirkeflikleri, pislikleri örtmek için sola saldırarak kendilerini temize çıkarmaya çalışıyorlar. Çünkü bugün sola saldıranlar, 12 Eylül ilişkileri içinde kirlenmiş insanlardır, yapılardır.

Halkı koyun gibi görmek ve kendisi koyun sürüsünün bir parçası olarak görmek ancak bir koyundan beklenecek davranıştır. İktidarın özgürlük getirmediğini bilerek, özgürlük getirecekmiş gibi davranıp, kendisine siyasi rant etmeye çalışanlar, kirlenmiş ilişkilerin içinde yuvarlanan yapılar, sola saldırmayı kendilerine verilmiş görev gibi görüyorlar. Sola saldırarak halk içinde kitleselleşeceğini sananlar, İstanbul’da bir caddede yürüyüş yapmaktan başka işlevleri olmamıştır. İstiklal caddesinde yürüyüş yapmayı halkın arasına katılmak olarak görenler, ancak koyunun düşünebileceği zihin yapısına sahip olmak demektir. O yüzden, o yapının hiçbir eleştirisini ciddiye almak bile gereği yoktur.

Sol önüne koymuş olduğu görevi, gücünün yettiği kadarı ile en iyisini yapmaya çalışıyor, koparıldığı sınıf ile bütünleşmek için her türlü eylemde, sınıfın yanında yer almaya devam ediyor. Ankara’da yapılan büyük eylemde dayanışma yapan soldur, oraya çay ve şeker götürende soldur. İktidar gaz bombası ve tazikli su ile saldırmıştır. Bugün sola saldıranlar, referandumda ‘evet’ derken bu saldırıyı onaylamıştır. O günlerde, büyük olasılıkla Ankara’da olmak yerine, İstiklal’in arka sokaklarında bürolarında, halk ile bütünleşmeye çalışmak için politika ve strateji geliştirmek için uğraşıyorlardı. Yine büyük olasılıkla Genç Siviller aracılığı ile iktidardan rant elde etmek için pazarlık peşindeydiler, çünkü sonraki süreçte aldıkları tavırlar bu olasılıkları gerçek olarak algılamamıza neden olmaktadır. O pazarlıkların sonucunda iktidara, kendilerini kanıtlayacak en iyi koşul referandum ile ortaya çıkmıştır diye düşünüyorum ve o fırsatı da kaçırmadılar. Referandum, sol ile aralarında kalın çizgi çekmek için kullandıkları bir zaman dilimi olmuştur.

Referandum; sol ile AKP vasiyeti altında yer alanlar arasında kalın çizgi çizilmesi kaçınılmazdı, bu kaçınılmaz çizgi solu daha da temizlemiştir.

Ordu vasiyetini savunan sol yoktur, fakat AKP vasiyetini savunan solcu olduğunu söyleyenler bugün varlıklarını korumaktadırlar. Evet diyenler, önüne hangi sıfatı getirirlerse getirsinler AKP zihniyetine ve AKP vasiyeti altında yaşamaya evet demiş oldular. Bugün yaşanan süreç AKP vasiyetini savunanların soldan uzaklaşması anlamına gelmektedir.

Sol, ordu vasiyetine de iktidar vasiyetine de iki defa hayır demiştir. Hayır demekle ne kadar önemli bir iş yaptığı bugün daha çıplak olarak ortada durmaktadır.

Saflar daha da belirginleşmektedir. Sol, içlerindeki pisliğin dışarıya akmasına sessizce onay vermektedir. Dışarıya düşenler, elbette çıktıkları ve bir daha giremeyecekleri yere çamur atma özgürlüklerini kullanıyorlar, klasik söylem ile güneşe balçık atsanız da tutmaz, o çamur ancak atanların üzerinde ve ellerinde kalır. İktidar vasiyeti altında kitleselleşeceğini düşünenler, boyunlarına taktıkları ipi çoktan iktidar partisinin eline vermiştir. Kendilerine buldukları çoban, onları yeni sürülerin arasına katarak güdeceği konusunda kuşkum yoktur. Yeni konumlarını kendileri seçmiştir, tarih kimin koyun olduğunu çıplak olarak göstermektedir.

Kendi öz gücüne güvenen, kendi ideolojisi ile yola çıkanlar bir başkasının vasiyetine ihtiyaç duymaz. Fatsa bunun en güzel örneği olarak yaşamaya devam ediyor. Yaşatanlar, iki defa hayır derken kimleri karşısına aldıklarını biliyorlardı.


—————————————
http://cemoezkan.blogcu.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.