Sona yaklaşan bir sistem

Gerçek yaşam ve sahne. Yansıtma ve uyum olunca, seneler, asırlar geçse de, yine sahne de yer alıyor. Bu nedenle, değişik ülkeler de ve değişik diller de ÇEHOV, üç asırdır hala sahneler de perde açıyor.

19.Yüzyıldan, 20. yüzyıla, bir toplumun değişimi ve insanın değişimi. Çehov bu değişimi aktarıyor hep. 1800 lü yılların sonları, 1900 lü yılların başları, Rusya da yaşam. Bir sistemin çöküşü, adım adı sergileniyor. Yeni bir gelişim var. Değişme olacak. Bunun sancıları çekiliyor. “Vişne Bahçesi” satılacak, satılıyor. Ağaçlar kesiliyor. Değişiyor bir şeyler. Bu değişimi sezenler, görenler ve de gözlerini kapatıp, yaşamı aynen sürdürmek isteyenlerin hazin sonları, ya da kaçışları sergileniyor.

Çalışmayan, üretmeyen aristokrasi, sistem hep böyle devam edecek diye, gerçeklikden kaçtıkça, sonunu daha da yakınlaştırıyor. Feodalite’nin, Çarlık Rusyası’nda 19 yüzyıla geçişde, sona yaklaşımı bir ölçüde simgesel olarak, “Vişne Bahçesi” ile aktarılıyor.

Ankara’da Çehov oyunları ile dolu dolu bir hafta sona erdi. Bu hafta da, Vişne Bahçesi’ni, İzmir Devlet Tiyatrosu, Ankara sahnelerine taşıdı. İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatroları da, İstanbul da, “VİŞNE BAHÇESİ”ni sergilemeyi sürdürüyor.

Sahnelerde her yıl, mutlaka bir “Çehov” oyunun yer alması boşuna değil. Zorlama değil, politik söylemlere ve yakınlıklara dayanarak, talimatla sahneler de yer almıyor. Gerçek ile sahne, söylemde ki dilin yaratıcılığı, sahneye yansıdığın da, salonda boş koltuk kalmıyor. Tiyatro bir yaşam gerekliliği, bir kültür olayı. Bu gereksinimi duyanlar, biletlerini önceden alıyor.

Ankara’da “Çehov Oyunları Haftası”nda, bilet bulunmayan günlerde, bir akşam şansımızı deneyelim dedik ve oyunun başlamasından yarım saat önce kapıda yerimizi aldık. “Fazla biletiniz var mı ?” sorusu yanıt buldu. Gelmeyen bir bilet sahibine teşekkürler. Koltuk boş kalmadı.

Ataol Behramoğlu’nun çevirdiği bu oyunu, İzmir Devlet Tiyatrosu sanatçıları ile Bulgar yönetmen Vladlen Alexandrov sahneye taşıyor. Oyun’un dergisine yazdığı yazısında ki, iki paragraf özellikle dikkatimi çekti. “Vişne Bahçesi bizleriz. Şu anda ve burada” diyor ve ekliyor. “Vişne Bahçesi bir çığlık, insancıllık, aşk, güzellik ve mutluluk çığlığı…”

Aristokrasi, feodalitenin çökmek de olduğunu görmemek de adeta direnmek de, kendi hayal alemini devam ettirmeğe çalışırken de, kendi sonunu yakınlaştırmaktadır. Üretmeden yaşamı devam ettirme olanağı kalmamıştır. Borçlar yüzünden, “Vişne Bahçesi” satılacaktır. Biraz farklı olan, o zaman daha ondokuzuncu yüzyıl olduğu için, apartman rezidans ve AVM yapılmayacaktır ama, yazlıklar yapılacaktır. Ve vişne ağaçları kesilecektir. Kesilen sadece vişne ağacı değildir. Bir sistem sona ermektedir. Vişnelerin kokusu ve tadı yok olacaktır.

Geçtiğimiz haftalar da, Küçük Tiyatro’da, Ankara Devlet Tiyatrosu’nun sergilediği bir oyun ile ilgili izlenimlerimizi aktarmıştık. “Nereye”. Oyunu, Volkan Özgemeç sahneye koymuştu. Vişne Bahçesi’nde de, İzmir Devlet Tiyatroso sanatçılarından, bir başka Özgömeç, bu kez sahne arkasın da değil sahnedeydi. Yermolay Aleksiyeviç Lopahin rolünde İ.Hakan Özgömeç’i izledik. Sistemin değişimini görüyor ve aristokrasiyi uyarmaya çalışıyordu, ancak aristokrasinin kendi tatlı dünyasından uyanmaya niyeti yokdu. Bu değişim de, o da geleceği gördüğü için, icradan satış da Vişne Bahçesi’nin sahibi oluyordu.

Değişim sistemler üzerinde olurken, insanlar üzerinde hemen kolay olmuyor. Özellikle kültürel değişim zamanla oluyor. O da bir emek ve süreç izlemek zorunda. Beğenilsin, beğenilmesin, aristokrasinin kültürel mirası ve bakış açısı, bu değişim sürecinde, köylülüğe yenik düşüyor. (Çetin Altan’ın betimlemesi ile köylü ile değil köylülükle.) Çıkara yönelme anlayışı sonucu, rant sağlamak için, Vişne Bahçesi’nin vişne ağaçları kesilip, yol çalışmaları yapılırken, gelen bu gürültülerle oyun sona eriyor. Ve perde iniyor.

Aslında oyun sona ermiyor. Perde inmiyor. Yıllar asırlar geçse de, başta belirttiğimiz gibi, oyun bir şekilde sürüyor. Yeşili ve ormanı sevenler, yetiştirenler, geleceğe bırakanlar, bir yana bırakılıp, Vişne Bahçesi değil ama, başka yıllar da ve yerler de, yol için bir gece ağaçlar kesilebiliyor, bina yapmak için toz duman içinde, yeşilin güzeliği ve kokusu gidiyor. Bu eskiye özlem değil elbette. Yeniyi yaprken, değişimi, eskiye ve birikime zarar vermeden sağlamak önemli.

Savaş ve yıkımlarla değişim oluyor, ama ne denli insan, doğa ve yaratılan değerler ile kültürel kayıplarla. Bu kayıplara yol açmadan değişimi sağlamak önemli. Geleceği yıkıntılar ve geçmişi silme üzerine değil, birikimlere, yeni birikimler ekleyerek sağlamak gerekiyor.

Çehov’un bu oyununun en önemli saptaması, sahneye taşıdığı mesajı, toplumun çöküşünü göstermesidir. Geleceği daha tam olarak koyamamak da, ama gideni işaret ederek uyarmaktadır. Sanatçıların özelliği de bu, kalıcılıkları da bundan. Onun için siyasilerden ayrılıyor santçılar. Gerçeğin altını çiziyor, uyarıyor, aktarıyor, ne yapılması gerekliliğine ilişkin işaretleri alın diyorlar.

Bu değişimi ve mesajı alamayan siyasiler de, yıkıp, yakarak aslında çöküş ile birlik de kendi sonlarını yaklaştırıyorlar.

Değişim görebilmek önemli, değişimi farkedebilmek önemli, Bu değişim sürecinde yer alırken, yakıp yıkmadan, “Vişne Bahçesi” ni yok etmemek de, bir o kadar önemli.

__________________

Ankara. 25 Şubat 2014. Pazartesi. [email protected]

1560510cookie-checkSona yaklaşan bir sistem

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

twelve − eleven =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.