SOVYETLER BİRLİĞİ’NDE ÇEVREBİLİM (EKOLOJİ)

MEHMET TAŞ / LONDRA – Bu yazıda Sovyetler Birliği’nin çevrebilim (ekoloji) alanındaki başarılarını tarih sırasına göre elimden geldiğince kısaca anlatmaya çalışacağım. 

Sovyetler Birliği’nin çevrebilim alanındaki “başarıları” deyince belki hemen itiraz edilecektir. Çernobil nükleer felâketinin yaşandığı, Baykal Gölü ile Aral Denizi’nin kuruduğu yerde “ekoloji başarıları” diyerek sen bizim aklımızla alay mı ediyorsun? Son derece yüksek hava ve su kirliliği ile doğal çevreye  karşı katliamın, yıkımın olduğu yerde hangi ekolojik başarıdan söz edilebilir?

Bu ne tuhaf bir “ironi”, yani söylenenin tam tersini çağrıştıran bir cümle. Söylenen söz ya da girişilen eylemle ortaya çıkan sonuç birbiriyle kesinkes çelişmiyor mu? 

Gülmeceden, yani mizahtan farklı olarak, “ironi”de konuya daha eleştirel yaklaşılır. Gülmece, söylenen sözün tersine işaret ederek kişiyle ya da olayla alay etmektir. Kişiyle alay bizim işimiz değil… Zaten meşrebimize de uygun değil. Ama bunca yıl sonra gelişmelerin çelişik (diyalektik) yönlerine işaret edip acı olaylarla alay edebiliriz. 

Sovyetler Birliği, kurulduğu tarihten yıkılıncaya kadar, başka alanlarda olduğu gibi ekolojide de olağanüstü bir dizi tarihsel “ironi” ortaya koydu. Bir yandan 1930’lu ve 1940’lı yıllarda önde gelen ekolojik düşünürlerin çoğu şiddet yoluyla saf dışı bırakılırken, hızlı sanayileşme arayışı içinde çevreyi tahripte de sınır tanınmadı. 

Akıllarda kalan genellikle Çernobil nükleer felâketi, Baykal Gölü ile Aral Denizi’nin kuruması oldu. Aşırı yüksek düzeyde hava ve su kirliliğinin yanı sıra bir tür “çevreye karşı katliam” olarak tanımlanan uygulamalara tanık olundu.

Diyalektik bilim doğrultusunda hareket eden Marksistler, Sovyetlerin yıkımına yol açan siyasal-ekonomik nedenleri sadece açıklamakla kalmadılar, yetmiş yıl boyunca sistemin yaşamasına neden olan dinamikleri de ayrıntılarıyla analiz ettiler. Eğitimde, bilimde, tarımda, uzay araştırmalarında, askeri alanda, matematik ve çevrebilimde ulaşılan düzeyin yüksekliğini de gün ışığına çıkardılar. 

Biz bu yazıda güncelliği bakımından önem taşıyan Sovyetlerin çevrebilim alanındaki başarılarını tarih sırasına göre anlatmaya çalışacağız. 

Çevrebilim açısından bakıldığında, Sovyetler Birliği, tarihin en kötü ekolojik felâketlerinden bazılarını yaratan ama aynı zamanda materyalist, diyalektik ve sosyalist entelektüel temellere dayanan en derin ekolojik fikir ve pratikleri doğuran bir toplum olarak görülebilir. 

Sovyetler Birliği’nde ekolojik düşünürlerin tasfiyesine ve Stalin’in öncülük ettiği çevresel tahribata rağmen küresel bir ekolojinin geliştirilmesinde muazzam başarılar gerçekleşti. Hızlandırılmış iklim değişikliğinin analizi, canlı küre (biyosfer) ve biyosenoz  (biyojeocoenosis) teorilerine dayalı olarak kontrolden çıkmış küresel ısınmanın ve nükleer kış teorisinin ilk uyarıları Washington ve New York’tan değil, Moskova ve Leningrad’dan geldi. 

Sovyet bilim insanları ekolojik araştırmalara diyalektik yöntemleri uygulayarak iklimbilim (klimatoloji) gibi alanlarda bilimde devrim yarattı ve aynı zamanda öncü olabilecek doğayı koruma yöntemlerini buldu. Ünlü zapovednik‘lerin, yani bilimsel araştırma için kullanılan doğa koruma alanlarının yanı sıra, ormanlar korumaya ve hatta genişletilmeye çalışıldı. Dünyanın hiçbir yerinde benzeri olmayan orman koruma mevzuatı oluşturuldu. 1960’lardan başlayarak gitgide artan bir şekilde çevre reformları başlatıldı. 1980’lerde bu reformlar “ekolojik devrim” diye adlandırılan bir merkeze dönüştü. 

Sovyetlerin karmaşık ekoloji tarihini Marksist araştırmacı yazar John Bellamy Foster üç aşamaya ayırıyor: 1917-1932 arası kuruluş ve yükseliş, 1932-1960 arası gerileme, 1960’dan 1991’e yeniden yükseliş.

1- 1917-1932 arası kuruluş ve yükseliş  

  1. B. Foster yazılarında, Sovyet ekolojisini Marx ve Engels’in düşüncelerinden yararlanarak diyalektiği ekolojiye uygulayan Vernadski, Aleksey Pavlov, Vavilov, Oparin, Stançinski, Hessen ve bu konuda kilit rol oynayan Buharin’in faaliyetlerini ayrıntılı olarak anlatıyor. Bu insanların çoğu Stalin döneminde öldürüldüler.

Saf dışı edilmeden çok önce devrimle birlikte bu bilim insanlarının çoğu Sovyet Bilimler Akademisi’nde ve Eğitim Bakanlığı’nda toplanmıştı. Bu iki kurumun yanı sıra, Tüm-Rusya Çevreyi Koruma Derneği (VOOP) gibi yarı bağımsız bazı çevre örgütlenmeleri de vardı. Bolşevikler bilim insanlarını Sovyet devrimin başarısı için bir araya getirmişti. 

Ekim devriminin ilk günlerinden itibaren Sovyetlerde ekolojik dengeleri koruma amacıyla çeşitli çalışmalar başlatıldı ve bazı önemli reformlar gerçekleştirildi. Bolşevik hükümetinin önde gelen bilim adamları “canlı küre” (biyosfer) terimini formüle ettiler. Çevreyi koruma konusu eğitim müfredatına konuldu. Tarımda ekolojik düşüncelere dayanan üretim teşvik edildi. Orman ve nehirlerin korunmasına ilişkin yasalar çıkartıldı. 

Sovyet ekolojisi tam anlamıyla olağanüstü dinamikti. Lenin, kısmen Marx ve Engels’in etkisi altında, ekolojik değerleri güçlü bir şekilde benimsemiş, çevreyi koruma amacıyla araştırma yapan düşünürleri desteklemiş, yasaların çıkartılmasına önayak olmuştu. 

1917 Ekim Devrimi’nden hemen sonra çevreyi koruma görev ve sorumluluğu, önceleri Lenin’e muhalif olan Anatoli Vasileviç Lunaçarski’nin önderliğindeki Halk Eğitim Komiserliği’nin denetiminde kuruldu. 1924 yılında, yaklaşık bin kişilik üyesiyle Tüm-Rusya Doğanın Korunması Derneği (VOOP) kuruldu. Eğitim Komiserliği (Bakanlığı) bilimsel araştırmalara yöneltildi, Rusça’da “zapovednik” diye bilinen, bozulmamış, ekolojik rezervlerin korunması hayata geçirildi. 1933 yılına gelindiğinde, toplamda yaklaşık 2,7 milyon hektarı kapsayan otuz üç doğa koruma alanı (zapovednik) vardı. Böylesi bir durum, yoksul Rusya için çok büyük bir başarıydı. 

Sukaçev’in yanı sıra önemli Sovyet çevrebilim düşünürleri arasında 1926’da çığır açan ve “canlı küre”   (biosphere) kavramını ilân eden Vladimir Vernadski’yi, 1920’lerin başında yaşamın kökenine ilişkin ana teoriyi geliştiren Aleksandır İvanoviç Oparin’i ve bitki genetik uzmanı Nikolay İvanoviç Vavilof’u özellikle sayabiliriz. Örneğin Vavilof; Türkiye, Tibet, Meksika ve Etiyopya gibi ülkelerde genetik havzalar diye bilenen alanları keşfetti. 

Önde gelen Marksist teorisyen Nikolay Buharin ve bilim tarihçisi Y. M. Uranovski gibi siyaset felsefecileri bu tür keşiflere tarihsel materyalizm açısından teorik bir anlam kazandırdılar. Marx’ın kuramsal bakış açısını izlemeye çalışarak insanın canlı küre ile ilişkisini, insanlık ile doğa arasındaki diyalektik alışverişi net bir dille yorumladılar. Ekolojik toplulukların enerji üretme yöntemlerinin geliştirilmesine öncülük eden zooloji uzmanı Vladimir Vladimiroviç Stançinski “zapovednik”lerin önde gelen destekçisi ve savunucusuydu. Stançinski, SSCB’nin ilk resmi ekoloji dergisinin genel yayın yönetmeniydi. Fizikçi Boris Hessen, bilim tarihi ve sosyolojisini tarihsel materyalist terimlerle yeniden yorumlamasıyla dünya çapında ün kazanmıştı. ( J.B.Foster, 2016))

Teori ile pratiğin birliğine bağlı olan bu Sovyet ekolojistleri, sadece organik ve inorganik dünyanın teorik yeniden kavramsallaştırılmasıyla kendilerini sınırlandırmadılar. Bolşevik liderlerle birlikte ekolojik pratiği aktif olarak desteklediler. Sovyetler Birliği, özellikle hayattayken Lenin ve Bukharin’in önderliği aracılığıyla, Lunaçarski de Eğitim Komiserliği’nin başındayken tarıma yönelik ekolojik politikaların güçlü destekçileriydi. Bu düşünür ve eylem insanları; sürdülebilirliğe, biyolojik çeşitliliğe ve ekolojik araştırmalara özel bir önem verdiler. 

Ekim Devrimiyle beraber bütün araziler, ormanlar, su yolları ve doğal kaynaklar artık kamuya ait olduğundan, bunların sürdürülebilir kullanımı ve yenilenmesi için rasyonel bir plan uygulamaya konuldu. Lesa (Cumhuriyet Ormanları) dergisi, ormanların yasadışı ağaç kesimi ve avcılık nedeniyle bozulduğunu ve bir şeyler yapılması gerektiğini belirtti. Mayıs 1918’de, Lenin’in başkanlık ettiği bir toplantıda hükümet, yeniden ağaçlandırma ve sürdürülebilir verim için bir plan tasarladı. “Ormanlar Üzerine” konulu kararname kabul edildi. Ormanlar, kullanılabilir ve mutlaka korunması gerekli olmak üzere iki gruba ayrıldı. Mutlaka korunacak gruptakiler; özellikle erozyonun kontrolü, su havzaları ve kamu ve kültürel yararı olan doğal sit alanlarının korunmasıyla ilgiliydi. (Kunal Chattopadhyay, 2013)

Ocak 1919’a gelindiğinde, iç savaş kritik bir noktaya ulaşmıştı. İşçi ve köylü hükümetinin başta kalabilmesi neredeyse imkânsızdı. Bolşeviklerin denetimindeki bölgeler ciddi şekilde kısıtlanmış ve Kızılordu neredeyse Petrograd kapılarına kadar geri itilmişti. Beyaz ordular Uralları geçip Sovyet iktidarının kalbine doğru ilerlerken, hükümetin ayakta durması pamuk ipliğine bağlıydı. ABD, İngiliz, Fransız ve Japon birlikleri önemli Rus limanlarını kontrol ediyordu. Verimli Ukrayna ile güney Rusya’nın çoğu Almanların kontrolü altındaydı. Bu korkunç duruma rağmen, Lenin, önerilerini almak için tanınmış ziraatçı N. N. Podiapolski ile doğrdan, yüz yüze görüştü.(J.B.Foster, 2016)

Kızılordu, Beyaz orduların işgal ettiği toprakları geri aldıktan sonra, “Doğal Alan, Bahçe ve Parkların Korunmasına Dair” yasa tasarısı Eylül 1921’de imzalandı. Nesli tükenmekte olan geyik ve yaban keçilerinin avlanması yasaklandı.

İşin gerçeği, 1920’li yıllar boyunca Sovyetler Birliği, ekolojik perspektifle politika, eğitim ve araştırma alanlarına yenilik getiren bir ülkeydi. 

2-1932-1960 Çöküş Dönemi

Bununla birlikte, Lenin’in ölümü ve Stalin’in yükselişiyle birlikte, çevre koruma ve genetiğin sorunları, totaliter baskıcı bir devlet içinde politize edildi ve bürokratikleştirildi. Özellikle 1930’ların ortasından 1950’lerin sonlarına kadar otuz yıl boyunca Sovyet biyolojisinde baskın bir figür olan Trofim Denisoviç Lısenko’nun görüşlerini kabul etmeyen birçok önde gelen bilim insanı ve entellektüel ortadan kaldırılmıştı.

Stalin tarafından rakip olarak görülen Buharin ve Vavilov ile yakından ilişkisi olan Hessen idam edildi. Lısenko’ya genetik konusunda karşı çıkan Vavilov hapsedildi ve birkaç yıl sonra yetersiz beslenme sonucu öldü, isimsiz bir mezara gömüldü.1933’te Stançinski, iklim politikaları konusunda Lısenko ile doğrudan çatışmaya girdi. Stançinski 1934’te tutuklandı, hapse atıldı, işkence gördü. 1942’de hapishanede öldü. (J.B.Foster, 2016)

Stalin’in çevreci bilim adamlarını katletmesi Sovyet ekoloji biliminin, özellikle tarımla ilgili alanlardaki sonuçları felâket oldu. 1932’de 15 bine yükselen VOOP üyelerinin sayısı, 1940’ta 2,500’e düştü. Zapovedniki, “sonsuza dek bâkir” kalması gereken, en yüksek düzeyde korunan alanlar üretime açıldı. 

Bununla birlikte, iki ana alanda, ormancılık ve klimatolojide Sovyet ekolojisi gelişmeye devam etti. En önemli entellektüel başarılardan biri, Sukaçev’in 1941’de, hem SSCB’de hem de dünyada olağanüstü etkili olacak olan ve ana rakip olan biogeocoenosis kavramını 1944’te daha kapsamlı bir şekilde geliştirdi. Diyalektiği doğaya uygulayan ender bir Marksist olan Sukaçev’e göre, her organizma “çevreyle diyalektik birlik içindeydi”. 

Morozov ve Sukachev gibi bilim insanları tarafından desteklenen ve belirli koşullara yönelik ayrıntılı deneysel araştırmalara dayanan Sovyet ekolojisindeki diyalektik yöntem ormanlarla ekolojik sistem arasındaki ilişkide suyun ne kadar önemli olduğunun anlaşılmasına yol açtı.

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ekolojik restorasyon girişimleri bağlamında tanıtılan Doğanın Dönüşümü İçin Stalin Planı, o zamana kadar tüm tarihin en iddialı ağaçlandırma planıydı. Orman-bozkır ve bozkır bölgelerinde yaklaşık 6 milyon hektar (15 milyon dönüm) tamamen yeni orman yaratmaya çalışıldı ve insan kaynaklı iklim değişikliğini tersine çevirmek için dünyanın ilk açık girişimi oluşturuldu.

Bu arada, Sovyet klimatolojisi, Kuzey Kutbu üzerindeki çalışmaları ile ünlü Y.K. Fıodorov ve  enerji alanında uzmanlaşan ve küresel bağlamda enerji ve madde alışverişine odaklanan Mikhail İvanoviç Budıko yeni buluşlara imza attı. Budıko, teorik ve ampirik analizini Vernadski’nin canlı küre (biyosfer) kavramı üzerine inşa etti ve Sukaçev’in biyojeocoenosis üzerindeki çalışması “organizmalar ve çevre arasındaki karşılıklı ilişkiler” düşüncesine dayanıyordu.

1960-1970’li yıllarda, Stalin’den sonra, Sovyet ekolojisi yaratıcı aşamalardan geçti. Sovyetler kendi bilim insanları tarafından yönetilen dünyanın en büyük çevre koruma organizasyonuna sahipti. Ekolojistler ilk defa gelişmiş  bir klimatoloji yarattılar ve Mikhail Budıko’nun “aydınlık alan” (albedo) geri bildirimi üzerindeki çalışmasının ardından, hızlandırılmış küresel ısınma konusunda uyarılar yapan kişilerdi. 

Antropojenik küresel ısınma denilen olguya ilk kez 1961’de Budıko işaret etti. Sovyetler, biyosferik veya küresel ekoloji ve paleoiklim araştırmalarında öncü olmayı başarmıştı.

Klimatolog E. K. Fedorov, SSCB Prezidyumu üyesiydi ve fosil yakıtlardan ve nükleer enerjiden güneş, rüzgâr ve gelgit enerjilerine geçişin olması gerektiğini savundu. Bildiğimiz gibi, Sovyet ekoloji bilimcileri ve çevrecilerinin görüşlerine yeterli ölçüde kulak verilmedi. Ancak, parti üyeleri de dahil olmak üzere bilim insanlarının önderliğinde Sovyet çevreciliğinin büyümesi önemli bir tarihsel fenomendi ve bilim insanları arasındaki tartışmalar gerçek olgulara dayanıyordu, çarpıcıydı. (Kunal Chattopadhyay,2014)

Bu gelişmeler, Sovyet çevreci hareketi tarafından olumlu karşılandı. 1964’te Sukaçev, Baykal Gölü’nü kurtarma mücadelesine dikkatleri çekmek için coğrafya uzmanlarına bir mektup gönderdi. Sukaçev, iki yıl sonra, Baykal Gölü’nün korunmasını talep eden medyaya toplu bir mektup imzalayan bir grup bilim adamından biriydi. Baykal Gölü, Sovyet çevre hareketinin olağanüstü büyümesine yol açan ekolojik yıkımın bir sembolü haline geldi. 1981’de VOOP üyeliği 32 milyona ve 1985’te 37 milyona yükseldi ve dünyanın en büyük doğa koruma örgütünü oluşturdu. Brejnev’den Gorbaçov’a kadar olan yıllar boyunca, Sovyet liderliği gitgide daha fazla çevresel önlemler geliştirdi.( J.B.Foster,2016)

3- 1960-1991 Yeniden Yükseliş Dönemi

1961’de Fedorov ve Budıko, ortaya çıkan iklim değişikliği sorununu ele almak için Leningrad’da İnsan Tarafından Yapılan İklim Değişikliği Sorunu Üzerine Birlik Konferansı’nı toplantıya çağırdı: Alanında dünyadaki ilk konferanstı. Aynı yıl Budıko, “Dünya Yüzeyinin Isı ve Su Dengesi Teorisi” başlıklı makalesini Sovyet Coğrafya Kurumu’nun Üçüncü Kongresi’nde sundu ve burada, antropojenik iklim değişikliğinin artık  kaçınılmaz olduğu sonucuna vardı ve insanın enerji kullanımının ele alınması gerektiğini belirtti. 

Budıko’nun “küresel ekolojik kriz” olarak değerlendirdiği olgunun sosyal yönlerine ilişkin analizi önemliydi. Burada sermaye birikiminin ortaya çıkardığı zorluklar vurgulandı. Tüm ekonomik genişleme, “küresel ekolojik sistemin istikrarının bozulması” demekti ve Budıko, ekonomik ve ekolojik planlamayla dünyanın ancak bu çıkmazdan kurtulabileceğini ve aklın yönettiği bir ortam dışında hiçbir çıkış yolunun olmadığını vurguladı.

SSCB’nin önde gelen felsefe dergisi Voprosı Filosofi’nin (Felsefe Sorunları) 1968’den 1977’ye kadar dinamik baş editörü olan İvan T. Frolov’un fikirleri sosyal ekolojiye rehberlik ediyordu. 1970’lerde ve 1980’lerde Sovyet sosyal felsefesinin, ekolojik ve hümanist değerlerin diyalektik materyalizme bilinçli olarak entegrasyonuna dayalı olarak yeniden canlanmaya başlaması, büyük ölçüde Frolov’un çabaları sayesinde oldu. Bu yeni analizde, Marx’ın Ekonomi ve Felsefe Elyazmaları ile Grundrisse’deki derin hümanizm ve natüralizminden ve ayrıca Kapital’deki ekolojik eleştirisinden ilham alındı. Ortaya çıkan bu Sovyet ekolojik Marksizmi, Antonio Gramsci’nin analizini kabul etti. Ancak yetersiz materyalist vurgusuyla tanınan Frankfurt Okulu’nu eleştirdi. Frolov ve diğerleri, materyalist-ekolojik zeminlerde “diyalektik bütünsel birliğin” geliştirilmesi çağrısında bulundular. Ortaya çıkan eleştirel felsefe ve sosyal bilim, Vernadski’den Sukaçev’e ve Budıko’ya kadar tüm Sovyet bilimsel ekoloji geleneğine dayanıyordu. ( J.B.Foster,2016)

Benzer şekilde, Frolov, kapitalist toplumun tarihsel olarak özgül ekolojik tahribatını eleştirirken şunları yazdı: “Ekolojik bir kriz tehlikesi, insanın ve doğanın kendi içinde ‘metabolizmasında’ teknik mekanizmaların ve araçların kullanılması nedeniyle değil… bu endüstriyel gelişme, kapitalist üretim tarzının sosyo-ekonomik ve kültürel gelişimi neticesinde gerçekleştirilir. Toplum ve doğa etkileşiminin nesnel diyalektiği ve iç çelişkisini dikkate almak ve ‘eko-kalkınma’ ya da ‘ekolojiyle uyumlu kalkınma’ya odaklanmak gerekir.” (Kunal Chattopadhyay,2014)

Frolov, “doğal sistemler üzerindeki antropojenik yükün, kendi kendini yenileme potansiyellerinin üzerinde” olduğu göz önüne alındığında, “yeni ve daha sürdürülebilir bir sisteme geçiş”  için üretimi bir süre tamamen azaltmayı seçmenin rasyonel olabileceğini öne sürdü. 

1986-1987’de Frolov, Komünist Partisi’nin ana teorik organı olan Kommunist’in baş editörü oldu; 1987–1989 arasında (Çernobil’den sonra) Gorbaçov’un kilit danışmanlarından biriydi ve 1989-1991’de Pravda’nın baş editörüydü. Frolov, Gorbaçov’un çevre reformu önlemlerinin hızlandırılmasıyla birlikte kamuoyuna yaptığı açıklamalara verdiği ekolojik rolün çoğundan sorumluydu.

Bununla birlikte, Sovyet devletindeki güç ilişkilerindeki çok daha geniş bir kayma ve Gobaçov’un saydamlık (glasnost) ve yeniden yapılanma (perestroika) ile tanıttığı toplumun istikrarsızlaşması, Sovyet siyasal-ekonomik çelişkilerinin derinleşmesine, Doğu Avrupa’daki etkisinin hızla dağılmasına, bölünmelere yol açtı. Sovyet devlet aygıtının en üst kademeleri ve tüm güç sisteminin dağılması, 1991’de SSCB’nin çökmesine yol açtı.

1970’lerde ve 1980’lerde Sovyetler Birliği’ndeki Marksist felsefe, İvan Frolov’un önderliğinde yeniden canlandı. Marx’ın metabolizma kavramına bağlantılı bazı temel ekolojik öncüller Batı’daki Marksistlerden çok önce keşfedildi.

Marx ve Engels ile başlayan ekoloji konusu 1920’lerde Sovyet bilim insanları ve önde gelen Bolşevikler dahil olmak üzere sosyalistlerin ilgi odağındaydı.  1960’lardan sonra çevre ve iklim alanlarında bilimsel buluşlarda en ileri düzeye ulaşılmıştı. Stalin dönemi hariç Sovyet bilim insanları ve bazı sosyalistler, ekolojik düşünce ve pratiğe temel katkılarda bulundular. Tam da sosyalist oldukları için bu katkıları yapabiliyorlardı.

____________________

Kaynakça:

– John Bellamy Foster, Marksist Ekoloji Üzerine  (On Marxism and Ecology), 21 Mart 2016. İklim ve Kapitalizm

–  Kunal Chattopadhyay, Sovyetler Birliği’nin İlk Yıllarında Çevreciliğin Yükselişi ve Düşüşü (The Rise and Fall of Environmentalism in the Early Soviet Union), 3 Kasım 2014

– Chris Williams, Marksizm ve Çevre (Marxism and The Environment), International Socialist Review, 2019

– Paul Vernadski, Marx ve Çevre (Marx and the Environment), Monthly Review, 2019, Sayı 9-10

– Andreas Malm, Isınan Dünyada Devrimci Strateji (Revolutionary Strategy in a Warming World), 17 Mart 2018

 

– Zuhal Okuyan# Sovyetler Birliğinde ekoloji çalışmaları ve çevre ile ilgili konularda yaklaşımlar-bir giriş, Zuhal Okuyan, BAA Kolektif Yaşamı Kurgulama BA, 12.4.2021, Sol haber

 https://haber.sol.org.tr/haber/sovyetler-birliginde-ekoloji-calismalari-ve-cevre-ile-ilgili-konularda-yaklasimlar-bir-giris

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.