İstanbul şehrinde bir cuma akşamından…

Bir cuma,
atlıkarıncanın ortasında
ters yöne yürüyen
boyalı biblolar gibiyiz,
birbirimize hırlı.
‘kır zincirini çık kafesinden’
diyesim var,
susuyorum.
El freni çekili.
Cümlelerin devrikliğinden
söz çıkar beni…
deniyorum.

Ne kadar sabırlısın dünya!
Bunca açlığa bunca suça direnmek,
bir ağacın kıyımına şahit olmak kadar
güç işi.
Ve yaşamak…
İstanbul da…
ayrılıklar ne kadar sanalsa
aşklar da o kadar mecazi.

Bir cuma,
İstanbul’un semalarında
ters yöne yağan
asitli yağmurlar gibiyiz.
Köküne doğru filizlenen
devasal sevdalara kör.
Ağzımızda dilimiz olaydı da konuşaydık,
ne zaman ki özümüz göze geldi,
biz o malum konuşmaya hep sustuk.
Hayat haberlerinden dinmeyen bir suç, ceza, tutuklama, trafik cehennemi geçti.
Allahtan da bunca sürtük karşılaşmada,
bir ketenpereye gelip,
malülen emekliye ayrılmadık insanlıktan.
Aşifte rüyaların pençesinde
kabalaşıp maymunlaşmadık.
Bir tuvalet sorunumuz olmadı,
nereye edeceğimizi bildik ama…
ya birbirimizle ne halt edeceğimizi…

İstanbul lütfen
insanlığıma kavuştur beni.
Asyadan Avrupaya buluştur beni.
Bana devam edecek bir rüya vaad etmelisin.
Sana başladığım koşuyu bitirmelisin.
Kök salarken toprağa
biraz da ne olur
meyve vermelisin…

İşte notlar bunlar…
Bir istanbul şehrinde
bir cuma akşamından.
Hadi kolaysa devril devrik cümlelerden
sök al beni.
Senli benli yaşamayı yakıştır bize şimdi.
Şu güzelim hayatı,
ikinci bir küfre ihtiyaç duymadan
nezih temiz adabında,
sevmeye alıştır beni.
Havalandırması olsun
ve güvenliği…
Çünkü bilirsin
elimden tutulsun isterim
küçüklüğümden beri.
Bu gün cuma…
Tut elimi İstanbul,
sevecen bir anne eli gibi şefkatli,
salya sümük bir sokak köpeği gibi de metanetli…
Tut
ve bırakma…
sibelbengu@yahoo.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.