İSVEÇ’TEN… Bizim Ecevit…

Gece karmakarışık  düşler gördüm yine…

Derelerden, tepelerden uçtum; bulanık sellerden geçtim.

Dostların  uyarılarına kulak vererek  “menü”me de dikkat ediyordum üstelik..

Ancak, yine de karmakarışık düşler görmekten kurtaramadım kendimi..

Belki de, beynimin kötü  haberleri veren merkezi biraz daha  gelişmiş.

Böylesi bir düşü ilk gördüğümde babam;

İkinci gördüğümde annem ölmüştü!

Sabahleyin kalktığımda, babalık içgüdüsüyle, okula giden çocukları uyardım:

“Trafiğe dikkat edin, eve erken dönün!”

Televizyonu açtım:

Ecevit ölmüş!..

Zaten, aylardır onun “naçiz vücudu” yaşayan bir ölüydü.

Zaten, sanki ölmeden mezara koymuşlardı onu.

Zaten, benim değer bilmez halkım, yıllar önce onun düşüncelerini  de ölüme terk etmişti.

 ***

Bülent Ecevit adını ilk duyduğumda, bıyıkları yeni terleyen, kaldırımlarda ıslık çalarak volta atan, üniversiteli ağabeylerine özenerek asker parkası, postalı giyen toy bir lise öğrencisiydim.

Ecevit’in düşünceleri bana göre “ reformcu”ydu.

Biz ise devrim yapacaktık.Ankara’nın burçlarına, Çankaya’nın tepelerine kızıl bayrak dikecektik.

Ankara Atatürk Lisesi’ne  giderken şiirler, öyküler yazıyor, bol bol kızlara aşık oluyordum.

Yazılarım, Şemsi Belli’ye ait Memleket Gazetesi’nde yayımlanıyordu.

Bir gün, Rüzgarlı Sokak’taki büroya gittiğimde,Şemsi Belli, elimden tutarak beni yazı işleri müdürü Betül Uncular’a teslim etti.
Birkaç yıl önce kanser illetinden ölen sevgili Betül  ablamın bana verdiği ilk görev CHP Kurultayı’nı izlemek olmuştu.

Maltepe’de, pavyonların, gazinoların yer aldığı bulvar üzerindeki bir düğün salonunda yapılan  Kurultay’ı izlerken, aynı zamanda  bir devrin kapanmasına tanıklık ettiğimi  yıllar  sonra anlayacaktım.

14 Mayıs 1972’de, İsmet İnönü’nün CHP Genel Başkanlığından istifa etmesinden sonra toplanan Kurultay’da, Zonguldak Milletvekili Bülent Ecevit, 51 il başkanının ortak adayı olarak genel başkanlığa önerilmiş, Kurultay’a katılan 1416 delegeden 913’ünün oyunu alarak Genel Başkan seçilmiş, Ecevit’li yıllar başlamıştı…

Bir süre sonra da Betül abla, Memleket Gazetesi’nden ayrılarak Anadolu Ajansı’na geçmişti.Betün ablaya duygusal bağlılığım nedeniyle,onun ayrılmasından sonra ben de Memleket Gazetesini bırakmıştım.

Okuluma devam ederken bir yandan da yeni çıkmaya başlayan Yeni Ortam Dergisi’ni okuyordum.

Uğur Mumcu, bu dergiye “Asistan Uğur Mumcu” imzasıyla yazılar yazıyordu.

Dergi, 1972 yılında, sol ağırlıklı günlük bir gazeteye dönüştüğünde, “Ben, Yeni Ortam Gazetesinde çalışmak istiyourm” diyerek gidip kapısına dayandım.

12 Mart 1971 darbesinden sonra Cumhuriyet Gazetesi el değiştirmiş,  Cumhuriyet’i gazete yapan ekip  uzaklaştırılmış, İlhan Selçuk, Ziverbey Köşkü’nde işkenceye çekilmişti.Çoğunluk hisselerini elinde bulunduran sağ bir ekip gazete yönetimini ele geçirmiş, Cumhuriyet  Sağ bir yayın  çizgisi izliyordu.

Yeni Ortam, o yıllarda  onurumuzu temsil eden  tek sol gazeteydi…

Aydın Engin, Gazete’nin Genel Yayın Yönetmeni, Mustafa Ekmekçi de Ankara Temsilcisiydi.

Rüzgarlı Sokak, Uçar Han’ın üçüncü katındaki Ankara Bürosu, Mustafa Ekmekçi,Ahmet Kahraman ve İsmail Hakkı Baltacıoğlu ‘dan ibaretti.Büroyu açıp kapayacak, getir/ götür işlerine bakacak birine gereksinmeleri vardı, o işi de ben yapacaktım.

Yeni Ortam Gazetesi, benim için gerçek bir okul olmuştu Çetin Altan, İlhami Soysal, Emil Galip Sandalcı, Oya Baydar, Akın Birdal gibi tanımış ve 12 Mart’ın darbesini yemiş isimler, gazetenin sürekli yazarları arasındaydı.12 Mart zindanlarından kurtulan soluğu Yeni Ortam’da alıyordu.Sonradan bu kadroya, cezaevinden yeni çıkmış, kısacık saçlarıyla Mümtaz Hoca (Mümtaz Soysal) ile cezaevindeyken evlendiği eşi Yazar Sevgi (Sabuncu) Soysal de eklenmişti.

En büyük şenlik ise Uğur abi Büroya geldiğinde oldu.Uğur Mumcu, cezaevinden çıkar çıkmaz doğruca askere alınnmış, askerliğini Patnos’ta piyade er,“Sakıncalı Piyade” olarak yapmıştı. Uğur abi Büroya geldiğinde ortalık ana baba günü gibiydi. Fakir Baykurt, Dursun Akçam, Talip Apaydın, Ahmed Arif, Hasan Hüseyin Korkmazgil ve İlhami Soysal  büroda bulunanlar arasındaydı.ydın Engin ile Oya Baydar da İstanbul’dan gelmişti.

Henüz 12 Mart’ın dumanın üzerinde olduğu günlerdi.Mustafa Ekmekçi, her  zamanki hoş şakacılığıyla gelenlere, “Yahu,gizli örgüt kurmaktan hepimizi içeri  tıktırıp gazeteyi kapattıracaksınız!” diyordu.

İşte o günler, “Karaoğlan Ecevit” efsanesinin de başladığı günlerdi…

Sıkıyönetim nedeniyle,Yeni Ortam’da her şey açık yazılamıyordu.

Mustafa Ekmekçi’nin ikiz kızları Eylem ve Özlem o zamanlar bebekti.

Ekmekçi,  açıkça yazamadıklarını, satır aralarında “Eylem bana dedi ki!”, “Özlem bana dedi ki!” diyerek imgelerle anlatmaya çalışıyordu.Buna karşın, gazetenin bir çok  kez Sıkıyönetimce, belli sürelerle  kapatılmasını önleyememişti.

12 Mart’tan  sonra ilk demokratik seçimin yapıldığı 1973 yılı öncesiydi.Bülent Ecevit, mavi gömleği, lacivert köylü kasketi ve beyaz  güvercinleriyle  seçim meydanlarındaydı.

12 Mart’ın baskı ve işkencelerinden  bıkan halk sola yönelmişti.

Ecevit, daha çok “İskandinav modeli” dediği İsveç sosyal demokrasisinden etkilenmişti. İsveç’in  sosyal demokrat lideri Olof Palme’nin yakın arkadaşıydı.Olof Palme, Alman sosyal demokrat lider Willy Brandt ve Tito’nun “Özyönetim” modelinden etkilenerek  Türkiiye’de geliştirdiği kuramını “Ortanın solu” ve “Demokratik Sol” şeklinde ifade ediyordu.

“Toprak İşleyenin Su Kullananın!”,

“Ne ezilen,ne ezen İnsanca Hakça Bir Düzen!”,

Ecevit’in en önemli sloganlarıydı…

Anadolu’nun her yanına,dağlara,taşlara “Karaoğlan Ecevit!” ve “Umudumuz Ecevit!” sloganları yazılıyordu.

O yıllarda, Adana’nın Kozan ilçesinde tekerlekli sandalye ile dolaşan bir genç görmüştüm. Feke ilçesi yakınlarındaki Arı Kayas’na  “Umudumuz Ecevit!” yazarken kayadan düşmüş, felç olmuştu…

Mustafa Ekmekçi, Yeni Ortam’daki yazılarıyla Ecevit’in en yakın destekçisiydi. Her fırsatta “Karaoğlan”ı övüyordu.Ozan Şah Turna’nın “Ecevit, Ecevit bizim Ecevit!” türküsü, bir kentten  başka bir kente giden yolcu minibüslerinin vazgeçilmez parçasıydı.

Bu rüzgar, 1973 yılında Ecevit’i iktidara taşıdı.

Ardından Kıbrıs çıkartması yapıldı…

ABD’nin “ekiminin yasaklanmasını” istemesine karşın, haşhaş ekimi  serbest bırakıldı.

Başta ABD  olmak üzere emperyalist güçlerin  bunun hesabını sormaları kesindi.Türkiye ve Ecevit’ten rövanşı almak için harekete geçmekte  gecikmediler.

Çok geçmeden yağ, şeker, gaz, benzin kuyrukları başladı.

Bu gün demokrasi havariliğini kimseye kaptırmayan TÜSİAD, gazetelere tam sayfa ilan vererek Bülent Ecevit Hükümetine karşı savaş açtı..

Çok geçmeden de Ecevit, hükümetten uzaklaştırılarak  gelecekteki  MC(Milliyetçi Cephe) hükümetlerine kapı aralandı.

“Sağ ve sol çarpışıyor!” görüntüsü altında  seri  cinayetlere başlatıldı. Ülkenin pırıl pırıl düşünen  beş bin beyni ,üniversiteli genci, sağ, sol çatışmalarına kurban edildi. Ülke, Alevi- Sunni çatışmasıyla boğulmak istendi. 1 Mayıs 1977, Sivas ve Kahramanmaraş katiamları gerçekleştirildi.Her yerde, ozamanların “derin devlet”i  Kontr- gerilldan söz edilir oldu. Çğli’de, 29 Mayıs 1977’de 1974’de düzenlenen suikastle  Ecevit de öldürülmek istendi.

12 Eylül 1980 darbesi, at izinin it izine karııştığı koşullarda gerçekleştirildi. Çok uzun süren bir “poltikasızlaştırma” ve Özal’lı yıllardan sonra,Turgut Özal’ın deyişiyle “Ekonomi, bir daha  geriye dönüşü mümkün olmayacak şekilde” emperyalizme bağımlı hale getirildi.Ecevit başta olmak üzere, bütün Sol’un çanına ot tıkandı.

Bu yıllar, aynı zamanda Sovyetler Birliği ve Sosyalist Blok’a karşı İslami bir “Yeşil Kuşak” çizgisinin geliştirildiği yıllardı. Usame Bin Ladin başta olmak üzere Müslüman ülkelerden bir çok terörist, Sovyetler Birliğine ve sola karşı savaş amacıyla yetiştirildi.

Sovyetlerin dağılmasından sonra “Yeşil Kuşak”,Büyük Orta Doğu Projesi(BOP) ve “Ilımlı İslam”a dönüştürüldü.

 ABD Dışişleri Bakanı Rice’in de bir süre önce itiraf ettiği gibi, ABD ve  emperyalist güçler Orta Doğu’nun haritasını değiştirmek istiyordu..

Bu tehlikeleri en erken fark edenlerden biri de Bülent Ecevit’ti.
Bütün gücüyle Orta Doğu’da yeni bir savaşın çıkmasını önlemek için çalıştı.Orta Doğu’nun parçalanmasına yol açacak gelişmeleri engellemek amacıyla Saddam’la diyalog kurmaktan  bile kaçınmadı. Irak’ta, Saddam’la bir çok kez görüştü, bağıra bağıra gelen savaşı önlemeye çalıştı, ancak başarılı olamadı.

ABD’nin, Irak’ı açıkça  işgal etmeye çalıştığı günlerde Ecevit Başbakan’dı ve ABD’nin işgal planlarına  karşı çıkıyordu. İşgalin Türkiye’nin desteği olmadan gerçekleştirilmesi çok zordu.

Türkiye’de, iktidarda Demokratik Sol Parti, ANAP ve MHP koalisyonu vardı.Bu da işgalin önünde önemli bir engeldi.

Önce  koalisyonda çatlak yaratılarak bozulmak istendi.

Başarılamayınca  Ecevit’in “hastalığı” güncelleştirildi..Hasta olduğu, görevi sürdüremediği, bu nedenle Başbakanlıktan ayrılması istendi.

Sonra, bir gecede MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ikna edilerek koalisyonun bozulması sağlandı.

Ecevit, büyük bir olasılıkla  AKP’nin iktidara geleceği uyarısında bulunmasına karşın, erken seçime  gidilmesini  önleyemedi.

O koalisyonun bozulmasının ve erken seçim kararı alınmasının “gizli kodları” MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’de saklıdır.Bir gün, o döneme ait anılarını yazarsa, kendisini kimin, ya da kimlerin gaza getirdiğini de öğrenmiş olacağız..

ABD’nin Irak senaryosu o kadar ince ayrıntılarına dek hazırlanmıştı ki, bu süreçte, Abdullah  Öcalan aksi bir davranışta bulunabilir endişesiyle,( tedbir amacıyla) paketlenip Türkiye’ye gönderilmesi ayrıntısı dahi düşünülmüştü

Seçimleri, Ecevit’in öngördüğü gibi AKP kazandı.

ABD’nin Orta Doğu Planı yürürlüğe girdi ve Irak işgal edildi.

Türkiye ve Orta Doğu’nun kaderini etkileyecek oyunların tezgahlandığı bu günlerde, günahıyla,sevabıyla Türkiye’nin  kaderine damgasını vurmuş isimlerden hiç biri yok..

Ecevit  öldü!

Süleyman Demirel, köşesinde “Dün dündür,bugün bu gündür “ oyununu oynamakla meşgul..

Eski liderlerin hepsi “Öcü”ydü, dendi, ama  gelen gideni arattı..

Baykal’la Erdoğan, “Uslu politikacı” rollerini oynamayı sürdürüyorlar.

Türkiye’m sahipsiz…

***

Yıldırım Beyazıt’ın bir gözü kör, Tımur de topalmış…

Timur, Ankara Savaşı’nda esir aldığı Yıldırım’ı makamına getirtmiş, tek gözüyle ona bakmış bakmış:

“Yanarım yanarım da, dünyanın benim gibi bir topalla senin gibi bir köre kalmasına yanarım” demiş..

Bütün Ecevit’i sevenlerin başı sağ olsun!…


 

646920cookie-checkİSVEÇ’TEN… Bizim Ecevit…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

four + eleven =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.