İSVEÇ’TEN… ‘Turizmin başına da türban’ endişesi*

İsveçli emekli öğretmen karı kocanın Alanya’da evleri var, her yaz iki üç aylarını orada geçiriyorlardı. Karşılaştıkça, “Türkiye’nin havasından, suyundan konuşuyorduk. Havalar sıcaksa, güneşliyse kışın da gidiyorlardı.

Ancak, birkaç gün önce endişeyle geldiler. Günlerdir İsveç ve dünya medyasından izledikleri Türkiye ile ilgili türban haberleri karşısında tedirgindiler.

 “Türban  tartışmaları onları ilgilendirmez” diyemezsiniz. Türkiye, onlar için de bir can pazarıydı. Zaten son yıllardaki yabancıların Türkiye’de mülk edinmeleriyle ilgili tartışmalardan rahatsız olmuşlardı. Trabzon’da  rahip öldürülmesinden, Hrant Dink suikastından, yabancı  din adamlarına yapılan saldırılardan tedirgindiler.

“Türkiye İran olur mu?” onların da endişesiydi. Onlar da “Sıra bize de gelir mi?” diye soruyorlardı. Adını tam koyamıyorlardı ama, bu gidişin sonunda    6-7 Eylül benzeri olayların yeniden yaşanacağından endişe ediyorlardı. Caddelerde, kısa etekli kızlara bile saldırabildiğine göre, deniz kenarında rahatlıkla güneşlemenin güvencesi var mıydı?

Bu yaz, Türkiye’ye gidip gitmeme konusundaki kararsızlıklarından söz ediyorlardı.

Onları nasıl yatıştıracağımı bilemiyorum.

Özellikle kadın çok tedirgindi:

“Ne oluyor?” diyordu, “ Bu kavganın sadece örtünün altındaki bir tutam saç için olduğuna inanmıyorum. Başka şeyler var bu işin içinde…” diyordu.

Türkiye’yi sevmişler. On yıldır  orayı ikinci ülkeleri olarak bilmişler. Onlara “turist”, onlara “yabancı” diyemezsiniz. Türkiye’de etin, domatesin, ekmeğin fiyatlarını ben bilmiyorum, onlar biliyor.Tarih  incelemişler, Türkiye coğrafyasını tanıyorlar:
Bazen bizim göremediğimiz  ayrıntıları bile yakalayabiliyorlar:

“Kemal Atatürk, bir zamanlar, (Beyler, buna şapka derler) demişti… Şimdi de, birileri, (Beyler, buna türban derler) mi demek istiyor? Örtü, şapkadan öcünü mü alıyor?” diye soruyor adam.

Buralarda, her olur olmaz yerde, ülke sorunlarını ulu orta konuşmak istemiyorum. Ancak, İsveçli karı kocanın bu telaşı karşısında benim de yüzümde tikler belirdi. Kadın, kafasını “örtünün altındaki saç” konusundaki endişesini yineliyor. Kadınların, saçlarını erkeklerden gizlemeleri düşüncesini inandırıcı bulmuyor.

Türbanın üniversitelerde serbest  bırakılması kararıyla ilgili olarak da, “Üniversitelerdeki erkek öğrencilere potansiyel suçlu gözüyle mi bakılıyor? Neden kızlar, özellikle üniversitelere örtünerek girmek istiyorlar?” diye soruyor.

Bu soruyu, “İlk adım üniversiteler… Yedirebilirlerse, sıra  ilkokullara, liselere de gelecek. Oralardaki küçük kızlar da, saçlarını yaşıtları erkeklerden gizlemek için örtünecekler…” diyerek yanıtlamak istiyorum. Ancak, onları daha fazla endişelendirmemek için düşüncelerimi kendime saklıyorum.

Dikkatimi çeken başka bir konuda şu: Her yıl bu aylarda  İsveç televizyonlarında, gazetelerinde  boy boy turizm ilanları yayınlanırdı. Türkiye’deki turizm yöreleri tanıtılır, İsveçli turistler, yazın tatile gitmeye özendirilirdi.

Bu yıl, bir durağanlık var. Aynı canlılık yok. Adeta yaprak kımıldamıyor. Turizm, zaten son yıllarda kötü gidiyordu.

Bu yıl, turizmin başına da türban  geçirilebilir…

Bütün yetkilileri şimdiden uyarmak istiyorum.

Sakalımız yok, sözümüz para ederse tabii…

alinergis@yahoo.se

*Bu yazı, Cumhuriyet Gazetesinin Pazar Yazıları sayfasında da yayımlandı…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

6 − three =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.