Tarihi çağrı

MHP’nin akıl almaz zikzakları ve intikam operasyonuna dönüşen aydınların ve muhalif parti liderlerinin gözaltına alınıp tutuklanması… Bütün bu karmaşa içerisinde siyasal yaşamda bir umut olarak ortaya çıkması beklenen yeni bir oluşum, geniş halk kesimlerinin umutları için yeni bir başlangıç rolü oynayabilecektir.


Ülkemizdeki tehlikeli kutuplaşma siyasetine sıkıştırılmış olan siyasal alanda ciddi bir kan kaybı yaşanıyor. Ülke insanımızın dinciler ve laikler arasındaki bölünmüşlüğü, muhalefetin gündelik politikaları ile daha da derinleşeceğe benziyor.


Tehlikeli kutuplaşma siyaseti, bir yanda AKP’nin işine yararken, diğer yandan da CHP lideri Deniz Baykal’ı beslemeye devam ediyor. CHP’nin  geniş kitlelere ulaşamayan ve umut vermeyen siyaset yapma biçimi, AKP’yi alternatifsiz bir konuma sürüklüyor. Bu süreçte AKP’nin iktidar sarhoşu olması ve ülkeyi tek adamcılıkla yönetme ısrarı, siyasetin tıkanma noktasına taşınmasına da kaçınılmaz olarak kaynaklık ediyor.


Fetih mantığıyla hareket eden AKP, YÖK başta olmak üzere devletin bütün önemli kurumlarında ölçüsüz bir kadrolaşma ve fethetme mantığıyla hareketlere girişti. YÖK, TRT, medya, yargı, sivil toplum örgütleri, sendikalar ve bütün yönetim birimlerinde ölçüsüz kadrolaşma ile iktidar sarhoşun olan AKP, kendisini denetleyen ciddi bir güç  kalmayınca da ölçüsüzce şımardı ve kutuplaşma siyasetinde % 47 oy oranına ulaştı. Bu sonuçta CHP kadar, DYP’nin ve ANAP’ın merkez sağ siyaseti tüketmesinin etkisi büyük olmuştur. 


CHP Genel Başkanlığı makamında adeta CHP Genel Diktatörü gibi hareket eden ve iktidardan çok muhalefet yapmaya şartlanmış olan CHP yönetimi de AKP’nin aşırı güçlenmesine katkıda bulunan elitist ve işlevsiz muhalefete imzasını atmaya devam ediyor.


Bu süreçte, siyasal yaşamımız için büyük bir tehlike olan yeni bir gelişmeyle karşı karşıya kaldık. Gelişmekte olan ülkelerde görülen anti-demokratik bir siyasal katılım biçiminin gelişmesi ile yüz yüzeyiz.


Clientelism ya da Patron-Müşteri İlişkisi ismi verilen bu siyasal katılım biçiminde geniş halk kesimleri fakirleştirilmekte ve küçük çıkarlara muhtaç duruma getirilmektedir. Bunun uzantısı olarak, her şey devlet tarafından denetlenerek devlet olanakları ile siyasal iktidarı ayakta tutmaya dönük yeni sermaye güçleri yaratılmaktadır. Bunun uzantısı olarak da kendinden olmayan sermaye sahipleri tasfiye edilmekte, muhalif ve tarafsız medya organları denetim altına alınmakta ve seçimlerde oy pazarlığı yapmaya dönük yeni siyasal katılım biçiminin yaratılması ve yaşatılması için seçmen ve iktidar partisi arasında bir al-ver ilişkisi yaratılmaktadır.


Clientelist siyasal katılım biçiminde yoksullaştırılan geniş kesimleri satın almak için yaratılmış olan yeni sermaye grupları ve devlet olanakları harekete geçirilmekte, seçimler öncesinde bu sermaye güçleri (Patronlar) kullanılarak Müşteri (seçmen) olan geniş kitlelerin oyları satın alınmaktadır. Devlet olanakları ve iktidara bağımlı sermaye güçlerinin kıskacında kalan seçmen kitleleri, küçük çıkarlara dayalı pazarlıklar ile iktidar partisini desteklemek durumunda bırakılmaktadır. Mısır, Hindistan  ve Singapur’da da halen yaşatılan bu tehlikeli gelişme, demokrasiyi de tehdit eden çok önemli bir siyasal değişim ve dönüşümün habercisi olarak gündemimize geri dönülmez biçimde girmiş bulunmaktadır.


İktidar partisi tarafından denetlenen güçlü sermaye grupları ve devlet olanakları ile pazarlık yapmaya zorlanan seçmenler; iş, tayin, terfi, para, un, ekmek vs. pazarlığı yaparak bu süreçten karlı çıkmak yolunu tutmaktadırlar. Böylece, Patron-Müşteri ilişkisi (Clientelism) ismi verilen (gelişmekte olan ülkelerde denenmiş ve yaşanmakta olan) bir siyasal katılım biçimi kurumsallaştırılmaya başlamıştır.


Bu yeni siyaset oyununda Patronlar (iktidar destekli sermaye grupları ve siyasal amaçlarla kullanılan devlet olanakları), siyasal amaçlarına ulaşmak için iktidarı ayakta tutmanın ve güçlendirmenin aracı olarak kullanılmakta, fakirleştirilmiş ve muhtaç durumuna getirilmiş seçmen kitleleri (Müşteriler) de iktidar partisi için oy vermek durumunda bırakılmaktadır. Geniş halk kesimlerinin ya da seçmenlerin büyük çoğunluğunun fakirleştirilmesi ve yoksunlaştırılması olmaksızın Clientelist ya da Patron-Müşteri ilişkisi tipi siyasal katılım biçiminin işletilmesi ve yaşatılaması düşünülemez. Bu nedenle, iktidar partisinin kontrol ettiği ekonomik güçler ve devlet olanakları ile oluşturulan patronaj, geniş halk kitlelerini yönlendirilebilir ve pazarlık edip satın alınabilir noktada tutmaya devam ediyor ve ülkede siyasal istikrarı sağlayan bir iktidar başarılmış oluyor.


Türkiye’de kurumsallaştırılmaya çalışılan yarı-demokratik ve göstermelik seçimler dışında demokratik özü kalmamış bu yeni sistem, Türk siyasal yaşamında yaşanan tehlikenin ve tıkanıklığın ta kendisidir.


Bu süreçte yapılması gereken, merkez sağın yeniden güçlenmesinin sağlanması, solda alternatif olabilecek ve geniş halk kesimlerinin umudu haline getirilebilecek yeni bir siyasi partinin yaratılmasıdır. Bunun başarılmasının olanaksızlığı, pratik nedenler nedeniyle bizleri yeni bir seçenek ile karşı karşıya getirmektedir.


Türkiye için yeni ve alternatifsiz olabilecek tek seçenek, yeni bir oluşum ile halkın karşısına çıkmak ve geniş kitleleri kucaklayacak samimi ve gerçekçi politikalar ile siyaset sahnesinin renklendirilmesidir.


Bütün bu nedenlerle ; halkın güvendiği, umut olabilecek, güvenilir, gerçekçi ve çalışkan kadrolardan oluşan yeni bir siyasal hareketin yaratılması kaçınılmaz bir gereklilik olmuştur. Bu yeni siyasal hareket, Türkiye seçmeninin tanıdığı, güvendiği ve umut vaat eden taze kadrolardan oluşan yeni bir siyasi partidir ve zaman geçirilmeksizin bu siyasi parti ile halkın karşısına çıkılmalıdır.


Bu tarihi sorumluluk, kendisini bildik nedenler ile siyaset dışına itmiş liderlerin, siyasal deneyimi bulunan güvenilir önderlerin ve bu harekete katkı sağlayabilecek aydınların tarihsel görevidir.


Gelinen bu kritik noktada, siyaset dışında kalma tercihinde bulunmuş olan Turhan Çömez, Abdüllatif Şener, Ertuğrul Yalçınbayır, Hikmet Çetin, Sadettin Tantan, Aydın Menderes, Altan Öymen ve Tarhan Erdem gibi siyasetçiler ile kendisini Türkiye insanının geleceği için sorumlu hisseden bütün aydınlar ve vatandaşlar, elini taşın altına sokmak sorumluluğu ile karşı karşıyadır.


Yeni Siyaset ve yeni bir siyasi oluşum için bütün bu isimlere ve Türkiye için çalışmaya hazır olan bütün vatandaşlara tarihi bir çağrıda bulunmak ihtiyacı duyuyorum. 


HAYDİ Göreve….

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.