Türban ve din

“Allah’a İnancın Felsefesidir” derim. Allah’a inanç, bir takım vasıtaların yardımını gerektirmez. Yani ne arabaya, ne bisiklete ne de beygire binip ancak  takdirle karşılanacak ibadet yapabileceğiniz şartı bağlanamaz. Bu kavrama uygun olarak örnekleri genişletecek olursak, başa ille Fes, şapka veya külah veya başka bir nesneyi takmadan inancın tam olmayacağını iddia etmek ‘Din’ kavramını yozlaştırmaktır en azından. Bundan dolayı kadınların da şu veya bu vasıta olmaksızın  imanlarının eksik kalacağına da inanmak istemiyorum. Keza, herhangi bir tarzda başı örttükten sonra dini inancın Tanrı huzurunda artı birkaç misli kabul göreceğini iddia edenlere veya edecek olanlara da vicdanlarının noksanlığı yönünde şüpheye düşerim.  Amma, başa giyilen herhangi bir nesne ile Tanrı makamında daha muteber bir inanç sergilediklerini düşünenlere de ne kızarım ne de karışmanın uygun olacağına inanırım. Ancak giyim gericiliği ve de ‘Taliban’ yobazlığını zorluyorsa, ona da karşıyım.


Ne demek istediğimi anlatayım. Afganistan’da dindar geçinen ‘Taliban’ın bir kadını top sahasına taşıyıp kuduz bir hayvan gibi başına Kalaşnikofla kurşun sıkarak öldürdüğünü hatırlıyor musunuz?  O zalimane kast Tanrı huzurunda bir inancın dinsel yanı mıydı yoksa Din’e aykırılığın tam bir tezahüratı mıydı? O eylemi yapanların başları sarıklarla örtülü, yüzlerinde de dinsel inançlarının arşın arşın sakalı vardı. Bu ifade ile anlatmak istediğim, inananların dini vicdanının göstermelik olamayacağıdır.


Peki imanın ölçüsü var mıdır? Cüppeli ve sakallı İmam ile cüppesiz ve sakalsız İmam arasında hangi değerlere göre farklılıklar vardır? Veya etrafta ara sıra gördüğümüz kara çarşafa gömülü bir kadın ile başı bohçalanmış türbanlı kadın arasındaki inancın ölçüsü hangisinin yararına Tanrı’ya göre daha az günahkâr yada sevapkârdır? Daha az örtülü olan çok örtülü olanın yanında daha mı az zahit (dine adanmış) olur?


Şimdi gelelim Türkiye’de tırtıklanan ‘Türban’ meselesine. İnançları yönünde giyinmek isteyenler, yukarıda da belirttiğim gibi, kendilerine benzemeyenleri kendilerine benzetme zorbalığına başvurmuyorsa varsın gönülleri hoş olsun. Laiklerin  “Ben medeniyim sen gerici” cakası ne derece yanlış ise, Türbanlı veya Çarşaflıların, Peçelilerin veya Külahlıların da  “Ben dinci ve namusluyum, sen kâfir ve namussuzsun” baskısı hem yanlış hem de tehlikelerle doludur. Türkiye maalesef işte bu doğrultu içerisinde çalkalanmaya girmiştir günümüzde. Ne mi olacak? Boynumu uzatarak kâhin olmaya girişmem gerekmez… Türkiye Laik ve Türban kavgası içinde, dış güçlerin de körüklemesiyle sokaklarda veya köşe bucakta kavgaya çekilirse, daha önce şahit olduğumuz Sağcı-Solcu kan gölü tekrarlanacaktır! Bunu takip edecek bir askeri darbenin kaçınılmazlığını önleyecek otorite kalacak mı acaba ülkede? Kimse aksini hayal etmesin, durup dururken başlatılan ‘Türban’ kavgası aslında derinlemesine, başka kurumların Türkiye’yi gerilere götürüp parçalama niyetlerinin bir darbesidir. AKP de bu haricî oluşumların maşası haline düşmüştür. Üniversiteye girme yasallılığını kazanacak olan Türban Liselere ve İlkokullara da girmeyi zorlayacak mutlaka. Üniversiteyi Türban ile bitiren, Kamu görevine tayin olduğunda o görevini ifa etmek için Türban’ı çıkarmayacak, orada da ‘Yasallılık’ kazanmak için kavgaya devam edecektir. Kısacası Türkiye bir İran olmanın oyununa düşmek üzeredir. O oyun, hatırlayacaksınız, İran’da binlerce on binlerce insanın başını yemiş (askeri personel dahil), zayıf durumunu fırsat bilenlerin (Amerika o zamanlan uşağı olan Saddam’ı saldırtmıştı İran’a) saldırısına uğramıştır. İşte Türkiye şimdi basit görünen bu Türban kavgası içinde dış düşmanların ve içerideki ayrılıkçı güçlerin tuzağına düşmüştür bana göre.   

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

seventeen + eleven =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.