Türk liboş entellerinin trajik açmazı

Bir gerçeği görmenin, parmağımızın arkasına saklanmaktan vazgeçmenin, kendimize karşı ve topluma karşı dürüst olmanın zamanı geldi de geçiyor. Bu gerçek, Türkiye’nin Avrupa Birliği rüyasından uyandırılması gereği gerçeğidir.

Geçmişte Türk insanının hemen hemen tamamının bir uygarlık ve modernleşme projesi olarak gördükleri Avrupa Birliği projesinin bugün geldiğimiz noktada hayal kırıklıkları ve ikiyüzlülüklerle dolu bir hüsrana dönüşmeye başlaması karşısında bu yazıyı kaleme almanın gerekli olduğunu düşünüyorum. Sıradan insanımızın AB’nin ikiyüzlülüğü gerçeğiyle yüzleştikleri ve AB’nin bir uygarlık projesi olamayacağını gördükleri bir ortamda, Liboş Türk aydını, AB rüyasından uyanmamakta kararlı görünüyor.

İkiyüzlülüğün ilk somut örneği, Türkiye’den çok sonra AB ve demokrasi sürecine dahil olan pek çok ülkenin, bugün AB üyesi olarak bu entegrasyonun içine dahil edilmesidir. Bu ülkelerin önüne Türkiye’nin önüne konan hiçbir engel konulmadığı gibi, AB sürecinin bu ülke ekonomilerinde hiç de sanıldığı gibi büyük katkısı ve rüzgarı olmamıştır. AB entegrasyonuna yeni katılan pekçok ülke ekonomisi, bugün Türkiye ekonomisi yanında cüce kalmakta, gerek çalışanların ücretleri ve gerekse de ekonomik kapasiteleri açısından Türkiye ile karşı karşıya getirilmeyecek kadar küçük kalmaktadır. Peki bu durumda iki soruyu kendimize sormanın zamanı gelmedi mi?

1. Bunca engellemeye ve ikiyüzlü yaklaşımlara rağmen, Türkiye’nin AB rüyasından uyandırılmamakta ısrar edilmesinin nedeni nedir?

2. AB üyesi olan Yunanistan, İspanya ve Portekiz gibi ülkeler ile son dönemde AB entegrasyonuna katılan pekçok ülkede ekonomik krizin etkileri artarak devam ederken, ekonomiyi kurtarmak için AB projesinin savunulmasının mantığı ne olabilir?

Bu sorulara mantıklı yanıtlar üretemeyen Liboş entellerin, Türkiye’yi çağdaş ve uygar bir geleceğe taşıması mümkün görünmüyor. Ulusal değerlerden uzak, ülke çıkarları ve halkın beklentileri gibi yüce değerler misyonlarında bulunmayan, Türkiye için bir gelecek vizyonuna sahip olmayan işbirlikçi ve mandacı enteller sürüsü, Türkiye’yi geri dönülmez bir macerada oyalamak, güçsüzleştirmek ve teslim olmak noktasına doğru taşımaya çalışıyor.

Türkiye’nin egemen ve bağımsız bir ülke kimliğiyle yerleştiği coğrafyasında kendi ulusal çıkarlarını gözeterek süper güçler arasında yer alabilecek kapasitesini görmezden gelen entel-dantel-liboş takımı, ülkeyi süper güçlere peşkeş çekerek lüks konutlarında viski yudumlamaya devam edebileceklerini sanıyor. Oysa, dünyanın hiçbir bölgesinde bağımsız olmayan bir ülkenin entellerinin uzun dönemde lüks ve refah içinde yaşaması söz konusu olamamış. Bugün Irak; Kuveyt ve S. Arabistan örneklerini vermek yeterli olacaktır. Savundukları ve hararetle destekledikleri sömürgeleşme dönemi tamamlandığında, emperyalizmin kanlı hançerinin kendi göğüslerine de saplanacağını hiç hesap edemediler. Son dönemde ise birkaç liberal aydın, bu durumun farkına varma eğilimi gösteriyor. İşte bu durum, liboş enteller arasında bir çatışma yaratmaya aday bir gelişmedir. Bu tehlikenin farkında olan bazı uyanık liboşlar ise kendilerine başka ülkelerde yaşama olanakları yaratarak bu kabustan kurtulabileceklerini sanıyorlar. Yaşanan örnekler, bu tehlikenin herkesi her yerde yakalayabilecek kadar güçlü ve kanlı olduğunu göstermektedir. İşte bu nedenle, II. Dünya Savaşı döneminde Faşist Almanya’da yaşayan Pastör Nie Moeller, sıranın kendisine geldiğinde işin işten geçtiğini açıklamıştı.

Halkına, ulusuna ve tarihine ihanet eden entel-dantel-liboş takımı, laf kalabalığı yaparak, kavram kargaşası yaratarak, kafa bulandırarak ve çok konuşarak entellektüel bir hegemonya yaratabileceğini zannediyorsa çok yanılıyor demektir. Çünkü halk, bu entel-danteller yüzünden ve onların çabalarıyla bütün aydınlardan, gerçek entelektüellerden ve bu ülkeyi aydınlık yarınlara taşıyacak her türlü fikir sahibinden umudunu kesme noktasına gelmiştir. Ne yazık ki, halkımız, okumuyor, yazmıyor, gerekmezse düşünmüyor, seyrettiğinden etkilenmiyor ve kendi çekirdek aile çevresinin içine kapanmaya başlamış durumda. Bu durumda, yalnızca gerçek entelektüellerin değil, entel-dantellerin halkı etkileme ve yönlendirme şansları da ortadan kalkıyor. Bu tehlikeli gelişmeden hepimiz nasibimizi alsak da entel-liboş tayfanın kendi mezar kazıcısı durmuna gelmesi de traji-komik bir durum olarak değerlendirilebilir.

Türk liboş entel-dantel takımı, ikiyüzlülüğü ve mandacılığıyla ülkenin geleceğini karartıyor. Bu utanç verici durumdan kurtulma noktasına geldiklerinde de iş işten geçmiş olacak.

Gelin Alman rahip Pastör Nie Moeller’in sözlerini bir kez daha hatırlayalım :

Önce Yahudiler için geldiler, sesimi çıkarmadım, çünkü ben Yahudi değildim. Sonra komünistler için geldiler, sesimi çıkarmadım, çünkü ben komünist değildim. Sonra sendikacılar için geldiler, sesimi çıkarmadım, çünkü ben sendikacı değildim. Sonra benim için geldiler ve artık sesini çıkaracak kimse kalmamıştı.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.