Türkan Saylan, Ergenekon, DTP, KKTC

Ergenekon soruşturmasının son derece önemli olduğuna inanıyorum. Son dalganın hedefinde bu kez eski rektörler yer aldı. 5 rektörün evleri ve Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin şubeleri basıldı. Üniversiteleri açık hapishaneye çeviren, özgürük isteyen öğrencileri okuldan atan, öğrencilere soruşturma açan ve onları eğitim hakkından yoksun bırakan bazı rektörler nezarethaneye atıldı. AKP’ye karşı olan ve laikliği savunuyormuş gibi görünen kesimler meseliyi laik-anti laik (Cumhuriyetçi-Şeriatçı) temeline odaklamaya çalışıyorlar. Bunda da başarılı oluyorlar. Türkan Saylan’ın evinin aranması olayında da gördük. Önce söylemem gerekiyor. Türkan Soylan’ın evinin aranması olayının şekli doğru değildi. “Yasadışı ” bir örgütü soruştururken hukuksuz biçimde, insanların sağlık hakkına ve insani bazı değerlere saygı göstemeden bu yapılamaz. Demokrasilerde böyle olmuyor. Gelişmiş ülkelerde suçu ne olursa olsun insanlara acı çektirerek, yaşlarına, sağlık durumlarına bakmadan gece yarıları evlerini basarak bu işler yapılmıyor. Bu nedenle bazı kesimlerin buna tepki göstermesi anlaşılır birşey. Ergenekon’dan gözaltına alınan tutuklananlar arasında son derece ‘seçkin’ kişilerin bulunması bu tepkiyi daha da artırdı.

Fakat Türkiye’de yaşanan yüzlerce faili meçhuller, gözaltında kayıplar, toplu mezar gerçekliği, Uğur Kaymaz, Şemdinli, Lice ve Kulp katliam dosyaları ile Gazi, Maraş, Sivas katliamları, Kürt illerinde yaşanan ve sayıları milyonlarla ifade edilen göçleri de unutmamak gerekiyor. Bunların sorumlularını ortaya çıkarabilecek mi Ergenekon? Bu kadar kirli işlerin yaşandığı, bu kadar pisliğin ortaya saçıldığı bir ülkede, bunların hesabının sorulması için neden sokağa dökülmüyor insanlar? Neden birileri Türkiye’nin kirli geçmişiyle yüzleşmesine engel olmaya çalışanlara alet oluyor? Bu saydığım şeyler başka bir ülkede mi yaşandı? Binlerce faili meçhul ne çabuk unutuldu? Gencecik insanların düşüncelerinden dolayı idam sehpalarına gittiği ülke başka bir ülkemiydi? Kimdi bunların sorumluları? 1980 askeri darbesini kimler düzenlemişti? Darbe yapabilmek için sağa sola bombaları kimler koymuştu? Darbeden sonra generallerin karşısına hazır ola geçip, onları kutlayanlar arasında en ön sırada sivil toplum kuruluşları temsilcileri, rektörler, akademisyenler, gazeteciler yok muydu?

Türkan Soylan gibiler Ergenekon’da yakalananlar için “ülküdaşlarım” dememişler miydi? Tüm bu pisliklerin sorumluları sadece üç beş kişi mi? Tüm bunları gerçekleştirebilmek büyük bir güç, siyasi, ideolojik, ekonomik destek gerektirmez mi? Ergenekon’un derinleşmesi ve sonuna kadar gitmesi teşvik edilmesi gerekirken neden engel olunmak isteniyor? Öyleyse gözaltında kaybedilen, yakınlarını kirli savaşta kaybedenlerin ailelerine kim hesap verecek? Ülkenin kaynaklarını, tüm enerjisini bitmek tükenmek bilmeyen bir şovenizm, ilkel bir milliyetçilik, sözde laiklik adına yıllardır tüketen, sömüren bir yapılanma daha ne kadar sürebilir?

Ergenekon’da gözaltına alınanlara gösterilen kaygıların benzeri söz konusu DTP’liler olunca neden gösterilmedi? Ergenekon’dan tutuklananlarla ilgili dünyayı ayağa kaldıranlar, Kürtlerin haklarını savunanlar söz konusu olunca neden seslerini çıkarmıyorlar? Türkan Soylan’ın tutuklanmasına karşı çıkanlar arasında neden hiçkimse çıkarak, aralarında parti üst düzey yetkililerinin de bulunduğu 50’ye yakın DTP’linin tutuklanmasını sorgulamıyor? Bu tutuklamaların hemen PKK’nın ateşkes ilan ettiği sürece denk gelmesini neden kimse sorgulamıyor? Neden Ergenekoncular için sokaklara dökülenler, DTP’lilerin haklı mı yoksa haksız mı gerekçelerle tutuklandığını sormuyorlar?

Türkiye’nin demokratikleşmesini savunanlar, hukuğun üstünlüğünü savunanlar bunu sadece Ergenekon’dan tutuklananlar için mi savunuyor? Böyle bir demokrasi ve hukuk anlayışı olabilir mi?

Bir Ergenekon depremi de geçtiğimiz günlerde Kuzey Kıbrıs’ta yaşanmıştı. Metal Sendikası Başkanı Mustafa Özbek’in evinde Ergenekon’un Kıbrıs’taki faaliyetleriyle ilgili belgeler ortaya çıktı. Başbakan Soyer başsavcılığa inceleme talimatı verdi. Ergenekon’un özü ve yapısı itibarıyla yanıbaşındaki “Yavruvatana” ilişmemesi imkansızdı. KKTC’nin Türkiye’ye olan bağımlılığı ve devlet yapılanmalarındaki “ciddiyetsizlik” böyle hukuk dışı organizasyonların yaşamasına elverişli koşullar sunuyor. KKTC’de daha önce de defalarca mafya ve kumarhane çatışmaları gündeme gelmişti. Fakat Türkiye’deki gibi Kuzey Kıbrıs’ta da Ergenekon’u ciddiye almayan, önemsemeyen bazı çevreler var. Oysa Türkiye’deki gibi birçok faili meçhul cinayet, bombalama olayının benzerleri orada da yaşandı. Cumhurbaşkanı Talat’ın evi 18 Şubat 2004’te bombalandı. Daha sonra Kıbrıs gazetesinin bombalanması olayı yaşandı. 11 Mayıs 2004’te Gönyeli’de bir astsubaya ait bir araçta C-4 patlayıcı bulundu. Aynı dönemlerde muhalif Afrika gazetesine yönelik bombalama olayları yaşandı. Afrika gazetesi yazarı Ali Osman Tabak’ın aracına bomba kondu.

1 Eylül tarihinde Ay Manas Kilisesi’nin bombalanması olayı var. Burada patlayan bombalar da C-4, TNT ve MKE yapımı olduğu ortaya çıktı. Bir de gazeteci Kutlu Adalı cinayeti var. Cinayette adı geçen Kocaeli Garnizon Komutanı Korgeneral Galip Mendi, Ergenekon’dan yargılanan General Hurşit Tolon’u TSK adına ziyaret eden kişi olduğu ortaya çıktı. Mendi, Kutlu Adalı cinayeti işlendiğinde Kuzey Kıbrıs Sivil Savunma Teşkilatı, yani Kıbrıslıların ifadesiyle SS Teşkilatının başındaydı. Geçen hafta Derviş Ali Kavazoğlu ve Mişauli’yi yazmıştım. Biri Türk öteki Rum iki sendikacının nasıl birlikte hunharca katledildiklerini. Geçmişte TMT, EOKA vardı. Artık onlar yok. Ama onların yerini Ergenekon doldurdu. Ergenekon aydınlatılmadan, tarihin kirli, karanlık, kanlı örtüleri gün yüzüne çıkarılmadan ne Kıbrıs’a ne Türkiye’ye barış gelmeyecek. Ergenekon’la hesaplaşmadan ne Türkiye’de ne de Kıbrıs’ta halklar bağımsız, özgür bir geleceğe sahip olamayacak.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

three × 4 =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.