Türkiye ekonomisi ve kredi notu

Türkiye ekonomisini siyasiler farklı, değerleme kuruluşları ise farklı görmekteler. Siyasiler seçmenine mesaj iletmek amacıyla ekonomiyi değerlendirirken, derecelendirme kuruluşları potansiyel yatırımcılara bilgi vermek amacıyla ekonomiyi değerlendirir. İki amacın farklı olması sonuçların da mutlaka farklı olmasını gerektirmez, ancak amaçlarla ilgili olarak, farklı sonuçların ortaya çıkması da işin doğası gereğidir. Hangi değerlendirmenin daha güvenilir olduğu açısından meseleye yaklaşım yaptığımızda ise, değerleme kuruluşlarınkini daha güvenilir olarak görmek akla yatkındır. Zira siyasiler bizzat kendi eserlerini değerlendirdikleri için olduğu kadar, değerleme sonucu ile çıkarsal ilişki içinde bulunuyor olmalarının da sübjektif davranışa uygun bir ortam oluşturduğu açıktır. Buna karşın, değerleme kuruluşları ise hem başkalarının icraatını değerlendiriyor, hem de sonuç ile çıkarsal ilişki içinde bulunmadıklarından, kamuoyuna daha sağlıklı ve güvenilir bilgi sunma konumundadırlar. Usul açısından ileri sürülebilecek ilk yaklaşım böyle olmakla beraber, her iki yaklaşımdan da bağımsız olarak, Türkiye ekonominin gidişatına bir göz attığımızda acaba nasıl bir durumla karşılaşırız?
Dünya ekonomileri içinde 2004 ile 2010 arasında 17. sırada bulunan Türkiye’nin, 2011 yılında 18.liğe düşmüşken, 2012 yılı sonunda Hollanda’yı geçerek 17. sırada yerini alması bekleniyor. Lütfen ifadeye dikkat edelim; Türkiye sırasını yükseltirken Hollanda’yı geçecekmiş! Hollanda dediğimiz ülke 41 526 kilometrekare alan üzerinde 15,3 milyon nüfuslu, fakat fert başına 30 bin doların üzerinde geliri olan bir ülkedir. Hollanda’yı salt milli gelir büyüklüğü ile geçmek hiçbir şey ifade etmez. Zira 80 milyona yaklaşan nüfusu ile Türkiye tabiî ki Hollanda’dan daha fazla ulusal gelir üretecektir. Hatta bu konuda Hollanda Türkiye’yi hayatta geçemez. Önemli olan o ufacık ülkenin yarattığı fert başına gelir düzeyine gelmektir. Siyasiler bir yandan analara doğum sayısını dayatıp, diğer yandan da oluşan nesli cahil işçilik projesi tabutluğuna zorlarken, anlaşılan böyle bir hedef güdülmekte. Muhtemelen Hollandalı öğrenciler de aynı yoldan geçmektedirler; Hollanda İncil’i anlamadan Latince’den okuyan, Hz. İsa’nın hayatını irdeleyen, Nobel adayı bilim insanları yetiştiriyordur.
Hollanda’yı fert başına gelir ölçütü ile geçebilmek, daha fazla tasarruf, daha fazla yatırım ve daha hızlı büyüme anlamına gelmektedir. Türkiye’nin kesintisiz ortalama % 6 büyüyebilmesi için ulusal gelirinin % 20 dolayındaki bölümünü tasarrufa ayırması gerekmektedir. Oysa Türkiye’nin tasarruf oranı % 12 dolayındadır. Bundan dolayıdır ki, hükümet son vergi teşvik tedbirleri, diğer bir deyişle ulusal üretim ve birikimin bir bölümünün yağmalanması önlemleri ile yabancı yatırımcıları ülkeye çekmeye çalışmaktadır.
Resmi istatistiklere göre Türkiye’de bir türlü geriletilemeyen % 10 dolayında işsizlik var. Resmi verilerin kaydetmediği gerçek işsizliğe bakacak olursak, oranın bayağı büyük olduğunu, % 15 dolaylarına çıktığını, hatta bazı doğu ve güneydoğu kentlerinde oranın bundan da yüksek olduğunu görürüz. Hal böyle iken, siyasiler her üniversite mezununun iş bulmasının kural olmadığını söyleyebilmekte, finans yağmacılarının sermayesi erimesin diye bütçeyi kısarken, bu durumu “bütçe disiplini” söylemi ile fevkalade çarpıtıcı bir biçimde kamuoyuna yansıtabilmektedir.
Türkiye’nin bıçak sırtında seyretmesinin bir başka nedeni de bir türlü iflah olmayan cari açık sorunudur. Geçtiğimiz yıl olağanüstü düzeye çıkmış olan cari açık devamlı olarak sermaye hareketleri ile finanse edilirken, ülke ekonomisinde ağır faiz yükü oluşmaktadır. Cari işlemler açığı 71 milyar dolarla ulusal gelirin % 8’i dolayına yaklaşmıştır.
Bu tablo karşısında şöyle bir yargı ileri sürülebilir: Bunlar öteden beri var olan ve kısa sürede halledilemeyecek sorunlardır. Kaldı ki, gerek hükümet açıklamaları gerekse toplumun algılaması değerleme kuruluşunun endişesini yansıtmayıp, tam tersi yöndedir. O halde, niçin değerleme notumuz geriletildi? İşte birkaç gösterge: 42 ülke arasında Türkiye; ülke riskinin en iyi göstergesi olan faiz haddi ölçütüne göre Yunanistan, Pakistan ve Venezüella’dan sonra en yüksek dördüncü, cari açık ölçütüne göre birinci, enflasyon ölçütüne göre ise Venezüella ve Pakistan’dan sonra üçüncü ülke konumundadır. İstediğimiz kadar bağıralım, reddedelim, durum bu. Ama çok şükür; dünya zenginleri arasına giren milyarderlerimiz var ve bunların sayısı da her geçen gün artıyor!

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.