Türkiye’de aydının serüveni

Türkiye sosyolojik olarak çok ilginç bir laboratuar oluşturmaktadır. Zira, çok hızlı bir sosyal dönüşüm yaşanır, etrafı toz duman kaplayıp, herkes bir yerlere savrulurken hangi dala tutunduklarının farkında dahî olmazken, insanlar kendilerini ilgisiz yerde bulmakta ve sistemden şikâyet etmeye başlamaktalar! Üstelik de gidişattan şikâyetçi olanlar halk arasında değil de, kendilerini topluma aydın olarak tanıtmış olanlar arasında ortaya çıkmaktadır. Çeşitli köşe yazarları, hatta üniversite çevresindeki insanlar bu garip zümre içinde yer almaktadır!

Aydın olarak bilinen bir kişi nasıl oluyor da “garip” olarak nitelenen grup içinde yer alıyor! Bu meselenin sorgulanması, öncelikle “aydın” sözcüğü üzerinde bir-iki söz söylemeyi, hatta tanım yapmayı gerektirmektedir. Aydın nedir; aydın kimdir; kime aydın denir!
 Aydın konusunda derin felsefik tartışmalara girmek benim harcım değildir; böylesi bir çaba beni fersah fersah aşar. Benim burada yapabileceğim basit çözümleme, kendi düşüncem çerçevesinde basit bir aydın tanımlaması, daha doğrusu tanımlama çabasından öteye geçmeyecektir. Aydın kendisini değil, etrafını aydınlatır; birey kendisine aydın demez, çevre ona bu sıfatı yakıştırır. Burada hem aydının temel niteliği, yâni toplumsal özelliği, hem de toplumun değer yargı normları ortaya çıkıyor. Bir holding danışmanı akademisyen, tanım gereği, aydın rolüne soyunamaz; aynı şekilde, belirli medyada köşe tutan bir “sahibinin sesi” kişi de aydın rolüne soyunamaz. Çünkü, bu kişiler belirli kesimlerin çıkarlarını korumaktalar ya da çatışmalı çıkarların söz konusu olduğu bir durumlarda başat kesimlerin tarafındadırlar. Bu kişilerin sistem içindeki rolleri, toplum üzerinde ideolojik bsakı uygulayarak, sistemin meşrulaştırılmasını sağlamaktır. Bu kişiler aydın rolüne soyunamaz, ama bilinci saptırılmış bir toplum bu gibi kişilere aydın gözü ile bakabilir. Halkın bu tür bireyleri aydın kategorisine sokması, uygulanan ideolojimin başarı göstergesidir. Bu başarı sürdükçe, bu kişiler yerlerini korurlar, hatta sayıları yükselir ve toplumun bilincini çarpıtma işlevlerini sürdürürler.

Gerçek anlamda bir aydın bilimi toplumun adına kullanır. Kapitalist sistemlerde çelişki de bu noktada ortaya çıkmaktadır. Çünkü, kapitalizmin işleyiş dinamikleri toplumda gelir ve güç dağılımını eşitsiz ve haksız gerçekleştirir. Aydın kişi toplumun çoğunluğunun hakkını korumaya kalktığında kendisinin varsıl çevre tarafından dışlanmış, hatta bilinci saptırılmış toplumun büyük kesimi tarafından da izole edilmiş bulur. Bu durumda ancak böylesi çelişkiyi acıyla yaşayabilen ve bilgi ve düşüncelerini toplumla paylaşmada sebat eden kişi ancak aydın sıfatını taşıyabilir.

Kısacası, aydın bir “star” değildir, “farkedilemeyen toplumcu”dur. Aydın, toplumcu olmanın ıstırabını çeker ve bunun bedelini öder. Bu nitelikleri haiz gerçek bir aydın, kapitalist sistemlerde siyasetin yanında olamaz, hiçbir siyasal iktidarın özgürlükçü olamayacağını bilir ve türban vb gibi ideolojik peçelerle özgürlük kavramlarının asla yan yana gelemeyecağini, yaşayarak değil (ki, o zaman çok geç olur!) bilgisi ve önsezisi ile idrak eder ve  bunu halka anlatır.

Ne yazık ki, ekonomi geri, ülke yoksul olup, insanın egosu da tatmin edilemeyecek kadar yüksek olunca, ortaya Türkiye’de gördüğümüz aydın tipleri çıkmakta. Bunda da sosyolojik açıdan bir yanlış yoktur!

_______________

* Prof. Dr.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

16 − four =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.