BİRSEN ALTINER / AÇIK GAZETE – Gazeteci-yazar Halis Ayyıldız ile 30 yıllık araştırmasının ve 3 yıl süren yazım sürecinin sonucunda ortaya çıkardığı “Bin Yıllık Yolculuk” adlı romanını konuştuk.
Kitapta pek çok tarihi kişilik var. Kurgu dört farklı zamana ustaca yerleştirilmiş. Kitapta tarihsel gelişim ve dönüşüm içerisinde dinlerin ortaya çıkışı, gelişimi ve toplumların kaderini nasıl etkilediğini görüyoruz.
Kitabın kahramanı karizmatik bir tur rehberi olan Mustafa Kazancı’dır. Kendisi aynı zamanda Bizans uzmanı ve sanat tarihçisidir de. Birgün Kariye Müzesi’nde yaptığı bir araştırmada tesadüfen bir şifreyi fark eder ve bu şifre onu iki bin yıl boyunca korunan bir sırrın peşinden koşturur.
Bence konuyu anlatmayalım. Sadece kitaptan kimler hoşlanabilir, bu konuda biraz ipucu verelim.
Tarihe ilgi duyuyorsanız bu kitap size göre… Özellikle dinler tarihine merakınız varsa kitabı çok beğeneceksiniz. Macera sevenlere ya da sembollere ilgi duyanlara da kitap hitap edebilir. Kısaca herkes okuyabilir…

-Bin Yıllık Yolculuk adlı kitabınızda pek çok tarihi kişilik, uzun zamana yayılan bir kurgunun üzerine ustaca yerleştirilmiş. Romanınızın temelini neye dayandırdınız?
“Romanım temel olarak hakikat nedir ve onun peşine düşenler bir inancın kaderini değiştirebilir mi ana fikri üzerine yoğunlaşıyor. Okur, insanlık tarihinin en kadim meselelerinden biri olan bu sorunun yanıtını kitabın içeriğine yayılan olay örgüsü içerisinde buluyor. Tarihi gelişim ve dönüşüm içerisinde dinlerin ortaya çıkışı, gelişimi ve toplumların kaderini nasıl etkilediği hepimizin kafa yorduğu bir konu. Hazreti İsa’nın doğumu nasıl milat kabul edilmişse Hristiyanlığın gelişim ve dönüşümü içerisinde de kırılma noktaları bulunuyor. Ulusumuzun tarihi İslam’la olduğu kadar Hristiyanlık tarihiyle de iç içe geçmiştir. Özellikle Haçlı seferlerinin başlayışı ve bitişinde Türkler ve Batı’nın ortak bir serüveni var. Bu yüzden “Bin Yıllık Yolculuk”un odağındaki sır gibi saklanan teolojik kitabın Doğu ve Batı eksenindeki macerası fonuna Haçlı Savaşları yerleşiyor.”
-Kitabınızda Haçlı Seferleri’ni arka plan olarak görürken, ana merkezde de İstanbul Kariye Cami-Müzesi’ni görüyoruz. Neden?
“Kariye Hristiyanlık tarihinde çok özel bir yere sahip ve Doğu Hristiyanlığı için bir mabetten fazlasını ifade ediyor. Türkler İstanbul’u fethettikten sonra Ayasofya gibi bu mabede de özel bir önem vermiştir. 1511’de camiye çeviren ilk ak hadım sadrazam Atik Ali Paşa’nın Hristiyanlığın heretik bir kolu olarak kabul edilen Bogomilist kökenden geliyor olması romanın ana karakterlerinden birine dönüşmesinde önemli rol oynadı. Romanımda sözü geçen teolojik kitap bir kurgu ama çevresinde şekillenen tüm olaylar ve tarihsel kişilikler gerçek…
Ayrıca Kariye 1948’den 72 yıl sonra 2020’de yeniden camiye dönüştürüldü. Ben de klavyeye tam da bu süreçte oturdum ve Kariye’yi kitabımın merkezine koydum. Kişisel geçmişim açısından özel bir öneme sahip Kariye. Çocukluğumu Kariye Müzesi çevresinde geçirdim. Edirnekapı, Draman ve Balat çevresi üç semavi dinin mensuplarının bir arada huzur içinde yaşadığı bir yerdi benim çocukluğumda. Son yıllarda çok yoğun bir betonlaşmaya maruz kalarak gerek şehircilik gerekse kültürel doku bağlamında önemli ölçüde deforme olmasına rağmen 1700 yıllık geçmişe sahip kadim şehrimiz İstanbul’u sadece bir İslam başşehri olarak değil, üç büyük imparatorluğun mirasına sahip bir dünya başkenti olarak görüyorum. “Bin Yıllık Yolculuk” Türklerin bu kentin kültürünü sadece İslami değerler üzerinden değil Antik Roma ve Bizans kültürü üzerinden de sahiplendiğini göstermeyi amaçlıyor.”
-Romanda bin yıla yayılan bir süreçte Doğu-Batı arasındaki ilişki ve çatışmaları aktarıyorsunuz. Romanın ana kahramanı Mustafa Kazancı, bir sanat tarihçisi ve tur rehberi. İN SİTU şifreleri bir bir çözerek hedefe yaklaşıyor. Bu Latince şifrelerin kurgu içerisinde özel bir anlamı var mı? İn situ şifre ne demek?
“Aslında kitabın iki bin yıl boyunca ele geçirenlerce saklanmasının sebebi; ortaya çıkarsa toplumların henüz bu tarz tartışmaları yapacak yeterli olgunluğa sahip olmadığının düşünülmesi. Büsbütün yok etmek yerine samimiyetle gelecek kuşaklara aktarmayı düşünüyorlar ancak kolayca bulunması da istenmiyor. Ancak ehil insanların ulaşabileceği ve bu şifreyi oluşturan kişinin eserlerinin ve kişiliğinin de ilişkilendirileceği şifrelere başvuruluyor. In situ yani yerinde bulunan şifrelerin yönlendirmesiyle hem şifreleri bırakanın eserleri hatırlansın isteniyor, hem de araştırmacı eserin bulunduğu nihai noktaya yönlendiriliyor.”
-Kitabın araştırma ve veri toplama süreci hakkında biraz konuşalım isterseniz; ne kadar
sürdü bu çalışma ve sizde bir değişiklik yarattı mı?
“Kitabım için yaklaşık 30 yıl kitap ve doküman biriktirdim ve notlar aldım. Bu süreçte romanlar, denemeler, kişisel gelişim kitapları, gezi ve incelemeler hariç; kronolojik tarih, kültürel tarih, çeşitli dönemlerdeki yaşam kültürüne ilişkin katalog ve albümler, referans kitapları vesaire bine yakın kitap, albüm, kronik, fasikül, harita birikmiş.. Evime her gelen konuk “Bunları okudun mu?” diye sorar. Hepsini okumadım tabii ki. Bunlar okumak için değil başvurmak içindi. Ve zamanı geldiğinde her birinden tek tek yararlandım ve bu kitap ortaya çıktı. Tabii ki yeni yazacağım kitaplarda da bu eserler masamda olacak… Kitabın yazım sürecinde ben de bilmediğim pek çok şeyi öğrenmiş oldum. Bir örnek vereyim, hani Türklerin bilim ve kültürde geri kalmasının gerekçesi olarak matbaanın bu topraklara icadından 270 sene sonra gelmesi gösterilir ya aslında matbaa ilk olarak Safarad Yahudisi David ve Samuel Nahmias kardeşler tarafından 1492’de Galata’da kuruldu. Ama hattat loncaları Müslüman Türklerin kitaplarının bu matbaada basılmasını engellediği için gelişip yaygınlaşamadı; ancak 235 sene sonra ilk Türkçe kitap İbrahim Müteferrika tarafından bir matbaada basılabildi.”
-Peki, bu kitabı yazmaya teşvik eden ilk kıvılcım neydi?
“Daha önce oturup hiç kurgu yazmamıştım ama aslında 30 yılı aşkın zamandır sürekli ekran ya da daktilo başında yazıyordum. Sadece kendi adıma değil, editoryal anlamda gazete-dergi yazıları yazıyor, düzeltiyor, yayına hazır hale getiriyordum. Bu kez bir kurgu için oturdum ekran başına ve ortaya Bin Yıllık Yolculuk çıktı. Bu kitabı yazma motivasyonu ya da eski deyişle iştiyakı nereden geldi? Birincisi yazma tutkusu, tarihin tozlu raflarında, unutulmuş koridorlarında dolaşmanın hazzı ve oğlum Ömer için bir eser yaratma arzusu…”
-Yazma aşamasında sizi zorlayan bir bölüm veya tarihsel dönem oldu mu?
“Kitapta 51 bölüm var, yayıncımın koymadığı bölümle birlikte aslında 52 bölüm. Her bölümde içinden çıkmakta zorlandığım cebirsel problemler oldu ama bir şekilde çözüm bulduğuma, hem gerçeğe uygun, hem de kurguya oturtmayı başardığıma inanıyorum. Ama en çok zorlayan açıkçası farklı zaman dilimleri arasındaki bağlantıları doğru oturtmak ve mantık dizgesi kurabilmek oldu. Bir de çok fazla verinin olmadığı dönemlere ilişkin sahnelemelerde biraz zorlandım. Mesela İncil yorumcusu Zigabenus’un, İmparator Comnenus’un askerlerinden kaçırılma sahnesi var. Filadelfion’daki (Laleli) evinden Konstantinapolis surları dışına kadar geçen yol tasvirleri hayli zorlayıcıydı. Düşünün bin yıl öncesinde geçiyor bu sahne ve o tarihten kalan hemen hiçbir şey yok bugün.”
-Gerçek ile kurgu arasındaki dengeyi nasıl kurdunuz?
“Filmlerde de romanlarda da bu denge genellikle filmin ya da kitabın başına şu ibare eklenerek bertaraf ediliyor. “Gerçek olaylar, bazı hayali kişilikler eklenerek kurgulanmıştır” Bunu yaptığınız zaman sorumluluğunuz kalmıyor, kurgu da kolaylaşıyor. Benim romanımda pek çok farklı zaman diliminden bir araya getirilen tarihi kişilikler, olaylar, isimler hepsi gerçek. Tek gerçek olmayan yaptığım enstalasyon ve VERUM NUNTIUM” isimli kitap. Mesela Zigabenus bir İncil yorumcusu ve Panoplia Dogmatica (İnancın Tam Zırhı) eserinin sahibi. Aynı zamanda I. Comnenus’un arkadaşı. Hepsi gerçek. Bu enstalasyonu yapmak biraz çok parçalı puzzle yapmaya benziyor…”
-Görselliği çok güçlü bir kitap Bin Yıllık Yolculuk. Mekanlar, kişi betimlemeleri,, diyaloglar hepsi net ve detaylı. Şöyle düşündürtüyor insanı ister istemez; “ Beyazperdede izlemek kimbilir ne keyifli olurdu; Dragan, Hadım Ali Paşa, Yanoş, Mustafa’yı kim nasıl canlandırırdı? Uzatmayalım, kitabınız sinemaya uyarlansa hangi yönetmenden teklif gelsin isterdiniz?
“Benim de hayatım sinemanın içinde geçti. Yeşilçam’ın kalbi Beyoğlu Erol Dernek sokakta yıllarca magazin dergisi yönettim. Sinemacılarla hep iç içeydim. Sinema mastırı yaptım, hiç sinema filmi çekecek imkân olmadı ama 15 yıl TV yönetmenliği yaptım. Filmcilik içimizde ukde kaldı, sinema kültürü ise kazancımız oldu. Sinema bilgisinin hayatta şöyle bir faydası var insana. Bir şeyi henüz fiziken ortaya konmadan kendi kafanızda bir görselliğe oturtabiliyorsunuz. Türkiye’de çok ciddi bir drama sektörü oluştu, dönem filmi çekme konusunda hayli iddialı, dünya çapında isimlere sahibiz artık. Tek tek isim vermek istemem ama kimseyi üzmemek adına yabancı bir isim vereyim. Eğer ulaşabilseydim Merlin ve Outlander’ın Kıbrıs Türk’ü asıllı İngiliz yönetmeni Metin Hüseyin çeksin isterdim.”
-Öykünüz birçok farklı zamanda birçok şehirde geçiyor. Balkanlardan, Akdeniz’e hatta Kuzey Afrika’ya uzanan birçok şehir. Kaç şehir var romanda ve o şehirlere ilişkin yazdığınız anekdotlar ve bilgiler de tarihi gerçeklere mi dayanıyor?
“Tabii ki. Kaç şehir var, 22 ayrı şehir ve tabii ki bu şehirlerde de farklı zaman dilimleri söz konusu. Bu şehirlerde kahramanlarımızın yaşadığı olaylar da tarihi gerçeklere dayanıyor. Mesela Dragan’ın Kahire’de hadım edildikten sonra geçirdiği zaman diliminde şahit olduğu Danseh töreni, söz konusu tarihlerde geleneksel olarak her yıl yapılıyor. Ya da Verum Nuntium taşıyıcıları Vladimir ve Nikolay’ın tesadüf ettiği Scarsella atlıları. Bunları ben de kitabı yazarken öğrendim. Buna benzer birçok detay var kitapta.”
Bu habere emoji ile tepki ver
😡
0
Kızgın🤣
0
Hahaha👍
2
Beğendim.❤️
6
Muhteşem😢
0
Üzgün😮
0
İnanılmaz




