“TÜRKLERİ ÖLDÜRMEK SERBEST”

SEDAT YILDIRIM SARICI – Esmerim ya, sorarlarsa İspanyolum diyeceğim. İzlanda’ya gidiyoruz. Türkleri öldürmek serbestmiş.
Madem İspanyoluz, birkaç kelime de olsa İspanyolca konuşmak gerek. Carlos Santana’dan akılda kalan, “Adios amigos. Vampiro turismo. Pasaporte trafico albatros” yuvarladık mı bu iş tamamdır.
Uçtuk, konduk. Pasaport kontrolünde de bir şey sormadılar. Dört gün kalacağımız eve yerleştik. Şansımız varmış. Bizi ilkin güneş, sonra kar karşıladı.
Her gece görünmeyen Kutup Işıkları (Northern Lights) ikinci gece tepemizdeydi. Northern Lights, Güneş’teki patlamalar sonucu oluşan elektron ve proton rüzgarlarının dünya atmosferine girerken gaz molekülleriyle çarpışmasıyla oluşuyormuş. Yani tabiatın hayrına beleşten ışık gösterisi izledik.
Kaldığımız ev öylesine sapa bir noktadaki en yakın bakkala iki saat yürümemiz gerekecek. O denli yalnızız ama kapanmak ya da dertleşmek için ideal bir yer. Yazının sonunda kapanma konusunu biraz daha açacağım.
Derken bir araba kiraladık. Adayı bir uçtan diğerine kat ettik. Neredeyse İstanbul’dan, Çanakkale’ye kadar yol aldık. Bir iki insan, birkaç hayvan! Varsa yoksa volkanik lavlardan arda kalan bomboş çorak araziler, alabildiğine kaya ve verimsiz toplarlarda çelimsiz otlar. Ağaç yok denecek kadar az.
Ve tabii bolca şelaleler. Manavgat, Düden yanlarında minyatür kalır. Öylesine taze, hırçın ve coşkulu.
KARA KUMSAL
Didim-Altınkum misali bazı kumsallar altın tozu serpilmiş gibi sarı sarı parıldarlar. İzlanda’da ise kapkara kumsallarla karşılaşabilirsiniz. Kumdaki bu karalık volkanik kayaçların aşınmasıyla oluşuyormuş.
İğne atsan yere düşmez, derler ya, İzlanda’nın kara kumsalına Erciyes Dağı düşse kimseye çarpmaz. Öylesine ıssızlık Allah’a mahsus. Kutsi.
Hong Kong’da kilometre kareye 6500 insan düşerken, Türkiye’de 109, İzlanda’da ise sadece 3 insan düşüyor.
Karakum
Yerkürenin ısınmasıyla eriyen buzullar kıtaların birbirinden uzaklaşmasına sebebiyet veriyormuş. Avrupa ile Amerika her yıl 2 santim birbirinden uzaklaşıyormuş. Ayrılık hattı iki kıtanın tam ortasında bulunan İzlanda üzerinden geçtiğinden yarılma, volkanik patlamalara ve toprak altındaki suların ısınarak yüzeye çıkmasına neden oluyormuş.
İzlanda’da 30’dan fazla yanardağ var. Biz oradayken de aktif hale gelen yanardağ vardı ama yolları kesmişler, yaklaşmamıza izin verilmedi.
Hatırlarsanız 2010 Nisan’ında İzlanda’daki bir yanardağdan yükselen kül bulutları öylesine sorun yaşattı ki Avrupa’daki tüm uçuşlar etkilenmişti. İngiltere’deki havaalanları kapatılmış, yüzlerce uçak seferi iptal edilmişti.
EFSANELER – PERİ MASALI
Urfalı Prof. Dr. Ahmet Aslan felsefe derslerinde “efsanesiz devlet olmaz” der. İzlanda halk inanışında Elflik kavramı vardır. Elfler, peri ya da hayalet diyebileceğimiz görünmez “varlıklar”dır. Kimileri gördüğünü iddia eder. “Yüzüklerin Efendisi” bu efsaneye dayanır.
Elfler’in şaşırtıcı güzellikte, şefkatli, iyi yürekli, hastalıkları iyileştirenleri olduğu gibi hilekar, kötü niyetli, tehlikeli, büyüleyip hastalandırabilenleri de varmış. Elflerin bir bölgede göründüğünü işaret edebilmek için ziyaretçilerin görebileceği kilise veya kaplıca bahçelerine sembolik minik evler yapıyorlar.
Aşağıdaki fotoğrafı çekerken bilerek arkaplanını doğaya teslim ettim ki ilk bakışta normal büyüklükte evler zannedilsin. Elflerin konaklamaları için yapılan evlerin kedi kadar olduğunu yazayım.
Elfler için yapılan sembolik evler
ÖLDÜRMÜYORLAR, CANIMIZI ÇIKARIYORLAR!
1627’de Küçük Murat Reis komutasındaki dev kadırgalı 15 parçadan oluşan Osmanlı donanması, dondurucu soğukluktaki ıssız ve savunmasız İzlanda’yı (Iceland-Buzistan) 26 günlüğüne işgal eder. Rivayete göre Küçük Murat Reis, esir düşüp müslümanlığı kabul etmiş, asıl ismi Jan Janszoon olan Hollandalı bir korsandır.
Adanın tamamının yağmalanmasıyla ele geçen büyük ganimetle birlikte 400 İzlandalı, köle olarak Cezayir pazarlarında satılmak üzere kaçırılır.
Kaçırılanlardan Guttormur Hallsson, dört yıl sonra Cezayir’den ailesine gönderdiği mektupta şunları da yazar; 
“There is nothing here except fear and fright, grumbling and quarrel, murder and manslaughter, haughtiness and arrogance and demoniacal possession, day after day. It may truly be said that we live here in Earthly torments… There is no news from other countries other than disturbance and the tidings of war, each nation against another, each realm against another, and even within each country only fighting and conflict and betrayal… May the Lord come soon and make an end to this sinful world. We are in a storm, and the waves break across this world.”
“Burada her geçen gün korku ve dehşet, cinayet ve katliam, homurdanma ve kavga, kibir ve küstahlıkla şeytani mülkiyet dışında hiçbir şey yok. Başka diyarlardan savaş ve kargaşa haberleri geliyor. İç çatışmalar ve ihanetler de. Dalgaları dağları aşan bir fırtınanın içindeyiz. Dünyevi azaplar yaşıyoruz. Rabbim,  gel ve batır şu günahkar dünyayı.”
(Corsairs & Captives (Korsanlar ve Esirler) – Guttormur Hallsson: A Captive’s Tale, Part II)
Osmanlı’nın ikinci İzlanda seferiyse Ali Biçin Reis tarafında yapılmış, İstanbul ve Cezayir’de satılmak üzere 800 İzlandalı daha kaçırılmıştır. Bu seferler sonrası 1627’de “Türk öldürmek serbesttir” yasası çıkarılır ve daha düne kadar (1970’e), tam 343 yıl geçerliliğini korur.
Yasa çıkarmışlar ama o günden bugüne hiçbir Türk öldürülmemiş. Yalnız futbol sahalarında Türklerin canını çıkarıyorlar.
İzlanda’yla yaptığımız 8 milli maçın 1’ini kazanmış, 2’sinde berabere kalmış, 5’inde kaybetmişiz. İzlanda yağmalanan yurtlarını, köleleştirilen yurttaşlarını unutmuyor. Dalgaya düşmüyorlar.
İzlanda’nın nüfusu Rize kadardır. Profesyonel futbol takımları olmadığından ekip itfaiyecilerden ve marangozlardan oluşuyor. Kalecileri ise müzisyen. Bizimkiler “köy takımı” diyor ama baş edemiyoruz.
Birleşik Kraliyet de İkinci Dünya Savaşı esnasında İzlanda’yı işgal etmişti. “Alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste” majesteleri! 
2016 Avrupa Kupası’nda İzlanda, İngiltere’yi yenerek kupadan elemişti. Dünyanın en pahalı futbolcularından oluşan ekibin elendiği maç sonu İngiliz televizyon sunucusu “bir avuç itfaiyeci koca ekibi devirdi” demişti. Basında “aşağılanma” olarak yer aldı.
(The Guardian 27 June 2016, Daniel Taylor at the Stade de Nice)
İzlanda’yı dolaşırken futbola ilişkin hiçbir şeye rastlamadım. Sadece küçük bir evin bahçesindeki oyuncakımsı iki küçük kale!
İzlanda’da futbol
Muhtemelen dünyanın en çok stadyumunu barındıran ve onbinlerce parkının yanısıra hemen her köşede futbol oynama imkanı bulabileceğinizi spor alanlarıyla tam bir aktivite cennettir İngiltere. Fenerbahçe bile idmanlarını bu alanlarda yapar. İşte bizim mahalleden bir örnek.
Fenerbahçe, London Bridge’de
Yazının başında İzlanda ıssızlığıyla kapanmak için ideal bir yer demiştim. “İçine kapanmayan sanatçının dışarı açılma şansı yoktur” derler ya Nazım Hikmet, Sabahattin Ali, Ahmed Arif gibi büyük şairlerimiz büyük eserlerini kapanma evrelerinde üretmişlerdir. Devletimiz “edebiyatımıza büyük katkı sağlayacağı inancıyla” uyduruk suçlamalar icad ederek şairlerimizin cezaevlerinde kapanmaları için desteğini esirgememiştir.
İzlanda, evde kalmaktan başka yapılabilecek bir şeylerin neredeyse olmadığı yarı açık cezaevi sayılabilir. Yoksunluğu avantaja çevirip Bjork gibi kapanmasını bilenler dünya çapında eserlere imza atarlar.
Eee artık dünyanın en cana yakın kızlarından Bjork’u dinlemenin zamanı geldi derim. Aşk Tesadüfleri Sever adlı Murathan Mungan’ın şiiriyle Müslüm Gürses’in de kaydettiği bestede (Bachelorette) Bjork, asırlardan damıtılmış yalınlıktaki temasıyla kapanma ve yanma olmadan aydınlanma olamayacağını anlatır gibidir.
____________
Müzisyen de olan yazarımızın diğer çalışmalarına https://sedatsarici.com/ adresinden ulaşabilirsiniz.
2778380cookie-check“TÜRKLERİ ÖLDÜRMEK SERBEST”

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.