Tv dizileri

Senelerdir süren TV Dizileri, çok sayida insanin yakinmasina ragmen, ne hikmetse, sonu görünmeyen bir yol gibi uzayip gitmekte…Çekim sartlarinin zorlugundan, yönetmenden, oyunculara ve set ekibine kadar herkes sikayetçi, seyirciler dizi arasi reklamlarin uzunlugundan sikayetçi fakat seneler geçtikçe çözülmedigi gibi daha kördügüm oluyor.

Radyo Tiyatrosunu, heyecanla dinler ve her gün hasretle beklerdim, ben ilkokuldayken. Haftasonu Radyo Tiyatrosu yayinlanmazdi, ve ben kendimi eksik hissederdim. Seslendirme sanatçilarindan güzel Türkçe dersi ögrenirdim, kelimeleri dogru vurgulamayi ögrenirdim, jenerik müziginin tanitimdaki önemini, Radyo Tiyatrosunda efektin önemini,rejisör ve oyuncularin isimlerinin söylenmesi gerektigini Radyo Tiyatrosu dinleyerek ögrendim. Bugün, bir çok insan bana Türkçe’ yi güzel konustugumu söylüyorsa, bunu ilkönce Ilkokul Ögretmenim’e, sonra Radyo’ ya borçluyum, üstelik Güneydogu Anadolu lehçesi konusulan bir evde büyüdügüm halde, Okulum, Ögretmenim ve Radyom bana ana dilimi dogru ve güzel konusmayi ögrettiler. Radyoda dinledigim müzikler, reklamlar, haberler, çocuk programlari ögreticiydi…
Sonra Televizyon geldi evlerimize, Radyoda konusanlarin görüntüleri de misafirimiz oldu. Fakat seneler geçtikçe, yokus asagi yuvarlanir gibi bilinmez bir çukura dogru düsüyoruz.
Hersey birbirini çürütüyor, kokusturuyor. Kimileri bu kokuyu hemen duyuyor ve ikaz ediyor, sonra onlar da sessiz kaliyor, ya seslerini duyuramiyorlar ya da susturuluyorlar. Bir menfaatleri oldugunu sanmam, duydugumuz su ki pastayi dilimleyen ve yiyenler hep ayni kisilermis.
Artik ne müzikler, ne reklamlar, ne haberler, ne çocuk programlari ve ne de diziler hiç bir sey ögretmiyor…
Siddet, taciz, gasp, kin, nefret, ihanet, yalan-dolan, güvensizlik dizi dizi oya gibi islenip, ilmek ilmek dokunuyor, nerede bitecek sonu belli degil. Ekonomik dengesizlik ve Adaletsizlik, marjinal fayda seviyesinde seyrediyor.
Bir dizi filmde, basrol oyuncusu zengin ediliyor, yapimci ve TV Kanali da öyle, set isçileri hep isçi kalmaya devam ediyor, sette karin tokluguna çalisanlar mi dersiniz, Sinema ve Tiyatro’ya senelerini yürekten vermis, hakli söhreti haketmis çok mühim Sanatçilara , lutfen ve zamaninda ödenmeyip hep geciktirilen ödemeler mi dersiniz, ve daha nice dertler var…
Fakat mutlaka yasanilan, herkesin zamanini ve sagligini, bekletip-asindirma metoduyla en degersiz hale getirip, zamani harcamak, sagligi tüketmek, çözümsüz bir travma, dizi film çekimlerinde.
Ve herkes her an her durumda dizi film çekiyor, tele-kulak diye baslayan olaylar da bir dizi devam ediyor, hem de çok uzun yillardir…aniden size de teklif edilebilir, kabul etmeden önce bir düsünün, sayabildigim bazi zorluklari, fazlasi var azi yok.
Bana da iki kez teklif edilmisti, ilki 1990 da New York’ ta, bir kaç dakika için degerli bir para ve güvenli bir ortamdi, tesekkür edip kabul etmedim, zamanim yoktu, Istanbul’a dönüyordum, sadece yönetmen ve arkadasiyla bir hatira fotografim var albümümde, ikincisi 2007 de Istanbul’ da, yine tesekkür edip kabul etmedim, zamanim çoktu, fakat dizi filmlerin çekim sartlarindan haberdar olmustum, insanüstü bir gayretim olamayacagini bilecek kadar kendimi tanimistim, üstelik söyle söylemistim, ” eger ben, hiç tiyatro egitimi almadan bir dizide oynarsam, yeryüzünde tiyatro egitimi alan insanlarin hakkini bos yere isgal etmis olurum, ben bir müzisyenim ve haddimi bilirim”.
Konservatuar Hocalarimdan Tülin YAKARÇELIK, ”çocuklar siz sanslisiniz, Müzik Hocalarinin diksiyonu düzgün olur, dogru konusur, dogru sarki söyler, diyaframdan dogru nefes alirlar ve siz bunlari ögrenirsiniz Hocalarinizdan” derdi, yani bizler, konusup kendimizi ifade etmekte, diger Üniversite ögrencilerinden daha sansliyiz gibi gelir bana.

TV Dizileri, bitmeyen dertler gibi siralanip duracagina, kördügüm olacagina, insani sartlar altinda çekimleri yapilsa, herkesin hakki herkese verilse, büyük bir sanat dali olan Sinema’nin bir yan dali gibi giderek daha güçlense ne güzel olur. Ve özellikle, sanat-sanatçi kavraminin gerçek degeri de, manevi-maddi dogru ölçülerek, gençlik-güzellik-cinsellik degil de sanat-yetenek-basari olarak, hiç kimse üstün tutulmadan, sadece sanat emegi ve sanat ürünü önemsenmeli fikrimce. Dizileri seyreden seyircinin sagduyusuna, feryadina kulak verilmeli ve reklamlara bir çözüm bulunmali, zaman doldurmak için yapilan çekimler gerçek disi bir çirkinlige dönüsüyor, sira sira kanallardaki, dizi dizi diziler birbiriyle rekabet edecekler diye, zamani siradaglar gibi harcamaya kimsenin hakki yok esasinda. Sanat günestir, hep aydinlatir, diziler bir rüzgardir, eser geçer, ismi bile hatirlanmaz olur.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.