Ukrayna savaşı ve kültürel ayrıştırma

SUZAN BEYAZIT / LONDRA – 30 yıl önce Fransa’nın cennet köşesi Savoi bölgesinde Fransızca kursundaydım. Kursta Fransız tarihi ve coğrafya derslerimiz de vardı. Tarih dersinde doğal olarak II. Dünya Savaşı dönemi ve Hitler’in de bahsi geçti.
O gün ders anlatılırken sınıfta bir Alman arkadaşımız ayağa kalktı ve kontrol etmekte zorlandığı ağlamaklı sesiyle hocaya itirazını dile getirdi. “Sürekli bu olayı hatırlatıyorsunuz. Filmlerinizden, kitaplarınızdan bıktık, yorulduk. Bizi hep suçlu hissettiyorsunuz.” dedi ve sınıftan ayrıldı. Bir daha da dönmedi.
Yarım asır önce bitmiş bir savaşın yıllar sonra hala genç kuşaklar üzerinde nasıl bir psikolojik baskı oluşturduğuna tanık olmuştuk. O gün anlamakta zorlandığım bu olayı unutamadım. İçimde sessizce değerlendiririm. Dünyanın dört bir köşesinden gelmiş benzer yaştaki arkadaşlıkların hoş sohbetiyle rüya aleminde olduğunuzu hissedeceğiniz ortamı bir kenara itecek derecede etkileyen rahatsızlığın sebebi neydi diye düşünürüm.
Milyonlarca insanın katledilmesine neden olan vahşi bir diktatörün memleketlisi olmak kolay olmasa gerek. Nazi dönemi, soykırıma uğrayanlar ve işgal altında can kaybetmiş birçok komşu ulusla birlikte Almanlar için de büyük bir travmadır.
İnsanlığın aydınlanmasına sanatsal ve felsefi büyük değerler katan bir toplumun iki nesil sonra bile soykırım ve vahşetle anılmasını günahı olmayan bir gencin kaldırması güçtür. Arkadaşımı anlamakla yükümlüydüm.
Şimdi de zor bir dönemden geçiyoruz. Koronavirüs yakınlarımızı elimizden aldığı gibi, ekonomimizi de daralttı. Yaralar henüz sarılamamışken savaş, kan ve göç yine hayatımızın baş köşesine yerleştirildi.
Ukrayna Savaşı
Siyasi yorumcular bu savaşın sadece Ukrayna ve Rusya arasında geçen bir savaş olmadığını dile getirirken, ekonomik etkileri bütün dünyada kendisini göstermeye başladı bile. Siyasilerin sorumsuzca kararlarının bedeli, savaşın başlatıcısı ve sürdüreni olmayan masum insanlara çıkarılıyor.
Ukrayna’nın vatandaşları hayatını kaybederken, göç yollarında heba olurken, kilometrelerce uzaktaki ülkelerin insanları ise ekonomik zorluklarla karşı karşıya bırakılıyor. Elektrik, gaz ve temel beslenme giderleri can yakacak, gücü yetmeyenin canını alacak düzeye tırmandırılıyor.
İTİBAR SALDIRILARI
NATO gibi uluslararası hesaplaşmaların gölgesinde yuvaların da bombalandığı “sıcak savaş” devam ederken, diğer yandan “soğuk savaş” dönemi taktiklerinden olan “itibar saldırıları” da pervasızca sergilenebiliyor.
Ukrayna savaşıyla birlikte dünyanın önde gelen orkestraları, konser salonları, opera kurumları, festivalleri Rus müzisyenlerden Putin’i ve savaşı onaylamadıklarına dair bir açıklama yapmaları isteniyor. Batı’dan yana saf tutup, açık beyanat bekleniyor. Yetmiyor, beyanat vermeyenler kovuluyor, sözleşmeleri iptal ediliyor.
Bazı konser programlarında Rus bestecilerin eserleri programdan çıkarılıp Ukrayna Milli Marşı programa dahil edildi. Benzer yaptırımlar edebiyat ve diğer sanatsal alanlarda da kendini göstermeye başladı. Dostoyevski gibi dünya mirası bir yazarın bir üniversitenin ders programından çıkartılma girişimi ise Batı’nın nereye doğru yol aldığına dair soru işaretleri uyandırdı.
Valery Gergiev
Yaşayan önemli Rus orkestra şeflerinden Valery Gergiev, klasik müzik camiasında yaşanan bu olağandışı olayların odağında yer alan bir isim. Putin’e yakınlığıyla tanınan Gergiev’in Avrupa’da çalıştığı müzik kurumları ve orkestralar, Putin’le arasına mesafe koyması ve Rus işgalini kınaması yönünde bir talepte bulundular.
Bu talebe karşılık vermeyen Gergiev, varolan bütün görevlerinden ayrılmak zorunda bırakıldı. Münih Filarmoni Orkestrası başta olmak üzere, misafir şef olarak çalıştığı Viyana ve Roterdam Filarmoni Orkestraları, ünlü La Scala Tiyatrosu ve onursal başkanı olduğu Edinburg Festivali’yle bağlarının koparmak zorunda kaldı. Ayrıca varolan festival ve konser organizasyonları da iptal edildi. Bağlı olduğu menajerlik şirketi ise artık menajerliğini yapamayacağını duyurdu. Onca yıllık emek ve birikim bir anda saha dışına itilmiş oldu.
Anna Netrebko
Yine benzer şekilde, ünlü Rus soprano Anna Netrebko’dan Putin ile arasına mesafe koyması istendi. Ünlü Metropolitan Opera’nın yöneticilerinin bu talebine beklenen karşılık gelmeyince, Netrebko’nun adı programdan çıkarıldı yerine Ukraynalı soprano Liudmyla Monastyrska getirildi.
Netrebko, bu kınamaya dair sessiz kalmadı. Sosyal medya hesabında yayınlamış olduğu bir mesajda, Ukrayna’da acı çeken insanlara dair üzüntüsünü dile getirdiği gibi “sanatçıların kamuoyu önünde anavatanlarını kınamaya zorlamanın doğru olmadığını ve bunun özgür bir seçim olması gerektiğini” ifade etti. Son mesajında ise, “bu savaş ortamında müzik yapmanın doğru olmayacağını, o yüzden var olan bütün performanslarından geri çekildiğini” bildirdi.
İlk günler bu iki önemli Rus müzisyen etrafında dönen haberler, müzik kurumlarının arka arkaya yaptıkları açıklamalarla kısıtlamaların bu iki müzisyenden ibaret olmayacağını gösterdi. Çalışkanlıkları, disiplin ve özenleriyle dünyanın birçok ülkesinde solist, orkestra şefi, eğitmen olarak en iyi kurumların en üst görevlerini üstlenen Rus müzisyenlerden  savaşı ve Putin’i kınayan mesajlar yayınlamaları istendi. Başta ünlü piyanist Evgeni Kissin olmak üzere birçok önemli müzisyen bu konuda istenen kınama mesajını yayınlayarak bu kurumlarla olan bağlarını koruyabildiler.
Evgeny Kissin
Evgeny Kissin, Daniil Trifonov, Kirill Petrenko, Alexander Melnikov, Natalia Pschenitschnikova ve Polina Osetinskaya gibi önde gelen Rus müzisyenlerin de yer aldığı yaklaşık 17 bin kişiden oluşan kültür çalışanları (sanatçı, mimar, eleştirmen, sanat tarihçisi ve sanat yöneticileri) Rus yönetimine yönelik, savaşı kınayan açık bir mektup yayınladılar. “Savaşa karşı olduklarını ve savaşın iki ülkeye de büyük kayıplar, acılar getireceğini” ifade ettiler. “Bu savaş ortamında kültür ve sanatla uğraşmanın imkansız hale geleceğini” belirttikleri mektupta “son 30 yılda kültürel olarak elde edilmiş olan onca emeğin de riske gireceği” konusunda endişelerini dile getirip “SAVAŞA HAYIR!” dediler.
Sanat camiasından gelen haberler Rus sanatçıların endişelerinin yersiz olmadığını doğruluyor. Londra ve Madrid’deki opera kurumları Bolşoy Balesi’yle bağlarını kopardıklarını bildirdiler. Dünyanın en önemli klasik müzik festivallerinden İsviçre’deki Verbier Festivali, Rus hükümetini destekleyen sanatçılara yasaklar getireceğini bildirdi. Peşi sıra birçok festival de benzer yaptırımları kendilerinin de uygulayacağını duyurdular.
Halkına adaletli bir sistemi getirememiş Putin gibi despot birine yakınlık elbette sorgulanmalı, konuşulmalıdır. Ancak bu şaibeli savaşın nedeni sorgulanmadan sadece bir tarafı suçlu kabul edip yargıya varmak da adaletli bir duruştan uzaklaşmak demek olur.
Diğer yandan bu baskılar, sanatçıların kendi ülkeleriyle olan bağlarının koparılmasına ya da tam tersi bir işlevle Putin’le yakınlaşmalarına neden olur. Her geçen gün biraz daha otoriterliğini artıran Putin’in karşısında sanatçı ve yazarlar “kendi ülkelerine ihanet eden bir konuma” düşürülüp, hayatları tehlikeye atılmış da oluyor. Ayrıca sanatçıları “parçası olmak istemedikleri kirli politik oyunlara dahil etme, taraftar olmaya zorlama” anlamı da doğuyor.
Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından ortada “tehdit” kalmamışken NATO’nun genişlemesini, çıkar hesaplarının yarattığı düşmanlaştırma, yalnızlaştırma yöntemlerini benimsemek, kültürel alanda bir ayrımcılığa ve baskıya zemin hazırlamak anlamına da gelir. Özgür ifadenin ortadan kaldırıldığı, güdümle beyanata zorlanıldığı bir yönteme esir olmak müzik ve sanat kurumlarının kabullenebileceği bir durum olmamalıdır. Batılıların en üst kültürel simgeleri olarak kabul edilen sanat kurumlarını, kirli politik oyunların bir parçası haline getirmemek gerekir.
Kültür alanında Rus sanatçılara yapılan bu tecritlere karşı tepkiler de var. Paris Operası‘nın direktörü Alexander Neef“Rus müzisyenlere şüpheyle yaklaşmanın doğru olmadığını, müzisyenlerden bağlılık ya da kınama taleplerinin yanlış olduğunu” belirten bir açıklama yapması, az olsa farklı bir nefes olarak ferahlattı.
Geçen hafta orkestra şefi Gergiev ve Rus piyanist Denis Matsuev‘in konserlerini iptal eden New York’taki ünlü Carnegie Hall ise aldığı tepkilerden olsa gerek bu hafta “sanatçılara milliyet temelinde ayrımcılık yapmayacağını” açıklamak zorunda kaldı.
Modest Mussorgsky
Bununla birlikte kültür alanında yaşanan bu ayrımcı, dışlayıcı tavırlar şok edici haberlerle hızını artırmaya devam ediyor. Bu haberlere klasik müzik tarihinde önemli yere sahip Çaykovski ve Mussorgsky gibi Rus bestecilerin de dahil edilmesi endişe uyandırıyor. Polonya Ulusal Operası, ünlü Rus bestecisi Mussorgsky’nin “Boris Godunov” adlı önemli opera eserini iptal etti. Gerekçesi ise Ukrayna halkıyla dayanışma olarak gösterildi. Aynı gerekçeyle Zagreb Filarmoni Orkestrası’da Çaykovski’nin iki eserini programlarından çıkardığını bildirdi. Bu kez de Kardiff Filarmoni Orkestrası’ndan Çaykovski’yi “günün anlamına uygun olmadığı” gerekçesiyle programdan çıkardıkları haberi geldi.
Pyotr Ilyich Tchaikovsky
YENİ DÖNEM – KÜLTÜREL AYRIŞTIRMA
Bütün bu iptaller, kovulmalar, mesafe koyma ve kınama dayatmaları kültürel alanda yeni bir sınırlama dönemine girdiğimizin işaretlerini veriyor. Oysa müzik, kültürleri birleştiren, ortak payda da buluşturan bir özelliğe sahipken, artık müzisyenlerden ayrışmaya tempo tutması bekleniyor.
Yıllarca zevkle dinlenilen, saygı duyulan bu Rus bestecilerin eserlerinin programlardan çıkarılması utançla hatırlanacak bir döneme girdiğimizi gösteriyor. Rus müzisyenlere sırt dönüp, yerine Ukraynalı müzisyenlere imkan sunmak savaşın kültür alanına taşınması demektir. Çaykovski’yi programdan çıkarıp, Ukrayna milli marşını çaldırmak Ukraynalıları savaşa teşviktir.
Bu kurumların Rus sanatçılara karşı baskıcı güç gösterisi, Putin’i biraz yavaşlatabilir ama dünya barışı ve kültürel zenginliğinde ciddi bir tahribata yol açar. Oysa, Rus ve Ukraynalı sanat ve kültür camiasını bir araya getirerek politik oyunlara karşı ortak bir tavır sergilenebilirdi.
Gerilimler, kültürel kurumlar ve onları destekleyenler için de bir ikilem oluşturuyor. Rus müzisyenlere karşı alınan tavırlarda sanat kurumlarının “sponsorlarının” rol aldığına dair bilgiler de var. Sanat ve sanatçıyla ilgili beyan veya kararları sanat dışı etkenlerin belirlemesi de bir başka acıtıcı gerçek.
İşin bir diğer düşündürücü yanı ise, toplumsal ve siyasi alanlarda birikim yetersizliği içinde olan sanat yöneticilerinin bu tür politik oyunlarda nasıl karar alınması gerektiği konusunda duyarlılık geliştirememesidir. Bugün sanat camiasında yaşanan zehirleyici ortamın bu seviyelere gelmesinin en büyük nedenlerinden biri budur.
Kınama zorunluluğu, özgür irade ve ifadenin yok sayılması anlamını taşır. Sanatçının değersizleştirilmesine ve saygınlığını yitirmesine yol açar.
Okullarında eğitimlerine devam etmesi gereken çocuklar, savaş kararında hiçbir sorumluluğu olmayan hastalar, yaralılar, yaşlılar yollara dökülmüş durumda. Karda kışta, dondurucu soğukta olmadık korkularla başka ülkelere sığınmaya çalışıyorlar.
Bu savaş hemen durdurulmazsa; benim 30 yıl önce Fransa’da tanık olduğum Alman arkadaşımdaki Hitler döneminin utancı ve bezginliği gibi ağır bir travma gelecek nesillere miras bırakılmış olacak.
2591650cookie-checkUkrayna savaşı ve kültürel ayrıştırma

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

eleven + 7 =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.