Üniversite para karşılığı rapor yazıp doğa katliamına onay üretiyor!

YUSUF YAVUZ / AÇIK GAZETE – Ankara Üniversitesi’nde görevli, üçü profesör dört akademisyen, maden firmasının talebi üzerine doğa yıkımının önünü açan rapor yazdı: “Kalker ocağı ve Kırma Eleme Tesisi Projesinin mevcut ekosistemler ve biyoçeşitlilik üzerine geri dönüşümsüz bir etki yaratmayacağı öngörülmüştür.”

Ankara’nın Beypazarı ilçesine bağlı Doğanyurt köyü, biyolojik çeşitlilik ve yaban hayatı açısından oldukça zengin bir coğrafyada yer alıyor. İç Anadolu ile Batı Karadeniz bölgesi arasında doğal bir geçiş noktası olan dağlık Doğanyurt köyü coğrafyasında ceylandan, küçük akbabaya nesli tehlike altında birçok canlı türü yaşamını sürdürüyor. Bir zamanlar Ankara’nın simgesi olan tiftik keçisinin (Angora) yetiştiriciliğinin yapıldığı son yerleşimlerden biri olan Doğanyurt’ta açılmak istenen taş (kalker) ocağına karşı iki yıldır yıldır mücadele eden yerel halka sivil toplum örgütleri de destek veriyor. Ekoloji Kolektifi, taş ocağının doğal yaşama ve köye vereceği zararları ortaya koyan raporunun ardından harekete geçen özel maden firması, Ankara Üniversitesi’ne para karşılığı 100 sayfalık bir karşı rapor hazırlatarak ÇED dosyasına ekledi. Üçü profesör, dört uzman akademisyenin hazırladığı raporda, “Planlanan kalker ocağı ve kırma eleme tesisinden ziyade yerleşim alanlarının korunan alanlara olan yakınlığı nedeniyle yaratacağı Antropojen (insan kaynaklı) etkiler daha önemlidir. Proje alternatifleri ve kar-zarar ilişkisi de düşünülerek yapılması planlanan Kalker ocağı ve Kırma Eleme Tesisi Projesinin mevcut ekosistemler ve biyoçeşitlilik üzerine geri dönüşümsüz bir etki yaratmayacağı öngörülmüştür” ifadelerine yer verilmesi dikkat çekiyor.

Ankara-Beypazarı’na bağlı Doğanyurt köyünde Yusuf Ağa Mad. İnş. San. ve Tic. Ltd. Şti. tarafından açılmak istenen Kalker Ocağı tesisi için hazırlanan Proje Tanıtım Dosyasındaki bilgilere göre, proje için 94,15 hektarlık alanda ruhsat verildi. İlk etapta bu arazinin yaklaşık 13 hektarlık kısmının işletmeye açılması planlanıyor. Açık işletme yöntemiyle çalışma yürütülmesi planlanan ocakta civardaki inşaatlarda kullanılmak üzere yılda 800 bin ton işlenmemiş kalker çıkarılacağı belirtiliyor.

İNŞAAT SEKTÖRÜNE BETON MALZEMESİ ÜRETİLECEK

Ankara Valiliği Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü tarafından Mayıs 2020’de ‘ÇED Gerekli Değildir’ kararı verilen ancak yerel halk tarafından yargıya taşınan projeyle ilgili hazırlanan proje tanıtım dosyasında şu bilgilere yer veriliyor: “Üretilecek tüvenan kalker cevheri ile agrega malzemesinin pazarlanmasında hedef pazar, Beypazarı ilçesindeki inşaat sektörüne yönelik altyapı ve inşaat sektöründe faaliyet gösteren firmalardır. Bölgede, projenin planlandığı alan dışında uygun kalker rezerv alanı tespit edilemediğinden projenin gerçekleştirilmesi için seçilen alan uygun alan olarak değerlendirilmiştir. Proje kapsamındaki tüvenan cevher üretimi, açık işletme yöntemi ile gevşetme patlatması yapılarak gerçekleştirilecek olup bu üretim yöntemi dışında başka bir yöntem ile üretim yapılması planlamamaktadır.”

EKOLOJİ KOLEKTİFİNDEN TAŞ OCAĞININ ETKİLERİNİ ELE ALAN RAPOR

Kalker Ocağı Projesi’nin çevredeki biyolojik çeşitliliğe ve yerleşimlere yönelik vereceği olası zararlara dikkat çeken Ekoloji Kolektifi ise Ocak 2020 tarihinde kapsamlı bir rapor hazırlamıştı. ODTÜ Kentsel Politika Planlaması ve Yerel Yönetimler Anabilim Dalı doktora öğrencisi Ceren Gamze Yaşar’ın imzasını taşıyan “Beypazarı-Doğanyurt Mera Alanı Üstünde Kurulması Planlanan Kalker Ocağı İçin Ekolojik ve Mekânsal Bir Değerlendirme” başlığını taşıyan 52 sayfalık rapor, kalker ocağı açılması planlanan bölgenin doğal ve kültürel mirasına odaklanıyor.

MADEN FİRMASI ÜNİVERSİTEYE PARA YATIRIP RAPOR HAZIRLATTI

Ancak bu raporun yayınlanmasının ardından harekete geçen özel madencilik firması, Ankara Üniversitesi’ne başvurarak söz konusu kalker ocağı projesinin çevreye olan etkileri hakkında ‘bilimsel’ bir değerlendirme yapılmasını talep etti. Ankara Üniversitesi Döner Sermaye İşletme Müdürlüğü aracılığı ile başvuru yapan maden firmasının istediği raporun hazırlanması için Prof. Dr. Latif Kurt (Flora uzmanı-Ekolog), Prof. Dr. Nuri Yiğit (Fauna uzmanı-Ekolog), Prof. Dr. Veysel Işık (Jeolog) ve Dr. Arzu Gürsoy Ergen (Ornitolog) görevlendirildi.

ÇEKİNCELERİ BOŞA ÇIKARMA GİRİŞİMİ

Yusuf Ağa Mad. İnş. San. ve Tic. Ltd. Şti Ankara Üniversitesi’ne ücret karşılığında hazırlatılan 100 sayfalık rapor, projeyle ilgili ÇED dosyasına ekledi. Madencilik projesinin doğaya nasıl “zarar vermeyeceğini” bilimsel olarak ispat etme iddiasındaki raporda, Ekoloji Kolektifi’nin hazırladığı rapora atıfta bulunularak burada işaret edilen çekinceler çürütülmek isteniyor.

‘İNSANIN DOĞAYA ETKİSİ TAŞ OCAĞINDAN DAHA ÖNEMLİ’

Ankara Üniversitesi öğretim üyeleri tarafından Mart 2020 tarihinde hazırlanan ve doğa kıyımının önünü açan ÇED dosyasına raporda, “Planlanan kalker ocağı ve kırma eleme tesisinden ziyade yerleşim alanlarının korunan alanlara olan yakınlığı nedeniyle yaratacağı Antropojen (insan kaynaklı) etkiler daha önemlidir” ifadelerine yer verilirken, söz konusu raporu da içeren Proje Tanıtım Dosyasına Mayıs 2020’de ÇED Gerekli Değildir Kararı verilmesi dikkat çekiyor.

‘BÖLGEDE ÇEŞİTLİLİK YÜKSEK AMA PROJE SAHASI İÇİN GEÇERLİ DEĞİL’

Kalker ocağı açılması planlanan alandaki canlı çeşitliliğinin bölge ortalamasından yüksek olduğu ve birçok yaban hayvanı için yaşam alanı oluşturduğu bilgisinin doğru olduğu kabul edilen raporda, “Geniş anlamda bölgedeki biyolojik çeşitliliğinin yüksek oluşu görüşü doğru olmakla birlikte; söz konusu proje sahası ve de yakın çevresi için geçerli değildir” deniliyor.

‘EĞİMLİ YAMAÇLAR HAYVANCILIĞIN ÖNEMİNİ ORTADAN KALDIRIYOR’

Bölge halkının geçim kaynağı olan hayvancılık faaliyetlerinin alan kaybı nedeni ile zarar göreceği” yönündeki çekinceler ise raporda şu ifadelerle geçersiz kılınmaya çalışılıyor: “Proje alanının alansal olarak küçük olması ve alan içindeki yamaçların aşırı eğimli oluşu büyük küçükbaş hayvancılık açısından önemini ortadan kaldırmaktadır.”

‘YAŞANACAK HABİTAT KAYIPLARI GÖZARDI EDİLEBİLİR’

Ankara Üniversitesi öğretim üyelerinin hazırladığı raporda, bölgede yapılması planlanan madencilik faaliyetiyle ilgili şu tespitlere yer veriliyor: “Fauna: Bu tip işletmeler peyzaj yapıda ciddi bozulmalara yol açmaktadır. Ancak faaliyet doğrudan biyoçeşitlilik elemanlarını tehdit eder nitelikte değildir. Bunun birlikte yaşanacak habitat kayıpları etrafta benzer habitatların olması nedeniyle göz ardı edilebilir.

‘FAALİYET ALANINDAKİ 20 ENDEMİK TÜR RİSK ALTINDA DEĞİL’

Flora: Faaliyet alanı çevresinde tespit edilen yukarıdaki 20 endemik tür yurdumuz genelinde yaygın endemiklerdir. Ulusal yada küresel ölçekte risk altında türler olmayıp, lokal endemik de değildirler.

‘FAALİYET SONRASI RESTORE EDİLİRSE OLUMSUZ ETKİLER AZALIR’

Türler ile ilgili önlemlerin yanı sıra, Habitatlarda meydana gelebilecek deformasyonların ‘Ekolojik Restorasyon’ ilkelerine uygun olarak Doktoralı bir Bitki Ekologu/Botanik uzmanı denetiminde gerçekleştirilmelidir. Faaliyet sonrası habitatların ekolojik restorasyonu ve yukarıda bahsedilen diğer önlemlerin alınmasının floristik çeşitlilik üzerindeki olumsuz etkileri minimuma indirecektir.

‘AKBABALAR MART’TA GELİP, EKİM’DE GİDERLER’

Alanda, nesli tehlike altında bulunan türlerden Küçük Akbaba (EN) ve Kara Akbaba (NT) tespit edilmiştir. Küçük Akbaba, süzülerek göç eden bir tür olup yaz göçmenidir ve ülkemizde sadece yazın görülmektedir. Türkiye’de üreyip Afrika’da kışlayan tek akbabadır. Küçük Akbabalar, ülkemize Mart başında gelip, Ekim ortasında giderler. Bozkırların ortasındaki vadilerin kayalık yüzlerindeki mağaralara ve oyuklara yuva yaparlar.

‘PROJE SAHASINDAKİ 31 TÜRÜN NESLİ TEHLİKEDE DEĞİL’

Proje sahası olarak planlanan alanda tespit edilen diğer 31 tür nesli tehlike altında türler olmayıp geniş yayılımlı türlerdir. Bu türler, dünya ölçeğinde popülasyonları azalma trendinde olan türler değildir ve çoğunlukla belirli bir habitata bağımlı değildir. Proje sahasının etrafındaki alanları hem beslenme hem de yuvalama için kullanabilirler.

SAHA ÇALIŞMASINDA KIZIL GEYİK TESPİT EDİLDİ

Proje sahasının sınırlı olması, buna bağlı olarak habitat çeşitliliğinin sadece karışık orman habitatı ile temsil edilmesi ve kurumuş dere yatağı üzerinde bulunan alanda su kaynağının bulunmaması memeli hayvan sayısını 26 türle temsil edilmesine neden olmaktadır. Türlerin ordolara göre dağılımı şu şekildedir: Böçekcillerden 2 tür, Yarasalardan 7 tür, Tavşanlardan 1 tür, Kemirgenlerden 8 tür, Karnivor memelilerden 5 tür ve Toynaklılardan ise kızıl geyik ve domuz olmak üzere 2 tür saptanmıştır. Proje alanı bölgedeki memeli hayvan populasyonu tehdit edici değildir. Saha çalışmalarında geyik, çakal ve tilki gaytasına rastlanmıştır.

‘KALKER OCAĞI GERİ DÖNÜŞÜMSÜZ BİR ETKİ YARATMAYACAK’

Sonuç olarak; Birleşmiş Milletler (BM) organizasyonu UNEP’in (Birleşmiş Milletler Çevre Programı) çevresel konulara yaklaşımı olan ‘ekonomik gelişmeyi ve kalkınmayı engellemeyecek şekilde doğa koruma stratejilerinin geliştirilmesi’ prensibi doğrultusunda proje alternatifleri ve kar-zarar ilişkisi de düşünülerek yapılması planlanan Kalker ocağı ve Kırma Eleme Tesisi Projesinin mevcut ekosistemler ve biyoçeşitlilik üzerine geri dönüşümsüz bir etki yaratmayacağı öngörülmüştür.”

‘ÇÖLLEŞMEYE NEDEN OLACAĞI İDDİASI ANLAŞILAMAMIŞTIR’

Kalker ocağının üretim faaliyeti sırasında yoğun su kullanımının olacağı ve proje sahasındaki bitki örtüsünün kaldırılması ile çölleşme riskinin ortaya çıkacağı yönündeki çekinceleri de geçersiz kılmaya çalışan raporda, “Bir Kalker ocağında kullanılacak su miktarı bellidir ve lokal bir alanda bitki örtüsünün kaldıracağının çölleşmeye neden olacağını iddia etmek anlaşılamamıştır. Zira yönetmenlik gereği bu tip ocaklar faaliyetlerine son verdiklerinde Peyzaj Onarım planına göre alanı restore etmekle ve tekrar bitkilendirmekle mükelleftir” deniliyor.

‘ZARAR GÖREBİLİR BİR TÜRE RASTLANMAMIŞTIR’

Proje alanını da içine alan bölgede 57 familya ve 221 cinse ait toplam 389 tür ve türaltı taksonun tespit edildiği, toplam 52 taksonun ise endemik olduğu yönündeki bilgilere de değinilen raporda ayrıca şu ifadelere yer veriliyor: “Proje alanı ve çevresindeki biyolojik çeşitlilik Proje Tanıtım dosyasının yanı sıra tarafımızdan hazırlanan Ekosistem Değerlendirme Raporunda ayrıntılı olarak ortaya konulmuştur. Proje alanı ve çevresinde (proje alanı merkez alınarak 10 km çapında bir alan dikkate alınmıştır) 20 adet endemik tür tespit edilmiştir. Endemik türlerin tamamı IUCN tehlike kategorisi LR(lc) olup hemen tüm Türkiye de yaygın türlerdir. Alana ya da bölgeye özgü değildir. Buna göre faaliyet alanı ve etki alanında IUCN (Uluslararsı Doğa Koruma Birliği) tehlike kategorisi yüksek, ‘Çok Tehlikede’, ‘Tehlikede’ ve ‘Zarar Görebilir’ bir türe rastlanmamıştır.”

Önceki haberGelir destekli bir aylık tam kapanma: Hem sağlığımızı, hem de ekonomiyi korumak için
Sonraki haberİNGİLTERE… BioNTech utandırdı…
YUSUF YAVUZ (GAZETECİ-YAZAR) Isparta, Sütçüler'de doğdu. 1990’da edebiyatla ilgilenmeye başladı. Deneme ve inceleme tarzındaki ilk yazıları 1996 yılında 'Atatürkçü Ses' Dergisi’nde yayımlandı. Aynı yıl yerel ölçekte yayın yapan kanallarda 'Dönence' başlıklı radyo ve televizyon programları hazırlayıp sundu. 1999 yılında Antalya'da kurulan Müdafaa-i Hukuk Dergisi’nde yazmaya başladı. 2001’de Gazete Müdafaa-i Hukuk’ta Muhabir-Temsilci olarak görev aldı. Daha sonra adı 'Yeniden Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk' olan dergiyle bağını temsilci-yazar olarak sürdürdü. 2001-2007 yılları arasında Kaş Kitap Şenliğini organize ederek başta çocuklar ve gençler olmak üzere yöre insanının kültür, sanat ve edebiyat çevreleriyle buluşmasını sağladı. 2005 yılında Muğla ve Antalya arasındaki sahil bandında yaşanan yabancılara toprak satışına ilişkin yaptığı araştırmalar önemli etkiler yarattı. Deneme, inceleme, röportaj, düz yazı, haber ve yorumları; Cumhuriyet Akdeniz, Odatv, Yeni Harman, Edebiyat ve Eleştiri, Yolculuk, Evrensel, Atlas, Magma, Aydınlık, Birgün, Açık Gazete gibi dergi ve gazetelerde yayımlandı. Antalya merkezli VTV Televizyonunda, Pelin Gel Ağan'la birlikte 'İki Ağaç İçin' adıyla 16 bölümden oluşan bir program hazırlayıp ve sundu. Kanal V Televizyonunda, Biyomühendis Çağlar İnce ile birlikte, Yörük kültürünü ve tarihsel köklerini ele alan 'Islak Çarıklar' adlı belgesel haber programı hazırlayıp sundu. Araştırma yazılarından bazıları, 'Yer Bize Çimen Verdi' ve 'Darağacına Takılan Düşler' adıyla belgesel filmlere de konu olan Yavuz, şu sıralar 'Islak Çarıklar' adlı bir belgesel haber programı için çalışmalarını sürdürüyor. Ağırlıklı olarak arkeoloji, çevre, kentsel dönüşüm ve tarım konularını ele alan çalışmalar yapmayı yazılı ve görsel medyada sürdüren Yavuz, yıkım politikalarıyla tarımdan hayvancılığa, kültürden mimariye kırsal yaşamın dönüşümünü ele alan araştırma yazılarıyla tanınıyor. Ziraat Mühendisleri Odası Basın Ödülü, Çağdaş Gazeteciler Derneği Belgesel ödülü, Türkiye Ziraatçılar Derneği Tarım ödülü, Kubaba Derneği kültür hizmeti ödülü'nün yanı sıra Türkiye Ormancılar Derneği gibi çeşitli meslek odası, kurum ve kuruluşlar tarafından ödüle layık görülen Gazeteci Yusuf Yavuz, Likya'dan Teke yöresine uzanan coğrafyadaki su kültürüne ilişkin uluslararası bir sanat projesinin de danışmanlığını ve metin yazarlığını üstleniyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

three × 2 =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.