Vurdumduymazlık nereye kadar?

Başka ülkelerin yöneticilerine, uluslararası kurumlara ‘siz kim oluyorsunuz’ demelerine, hadlerini bildirmelerine de şaşırmaz olduk.

Sesini çıkaran, itiraz edenlere nasıl tepki gösterilebileceğini , Gezi olaylarının geride bıraktığı ölümler ve sakatlıklarla bir kez daha gördük.

Orantısız şiddetin sorumlularına, başbakanın ‘polisim destan yazdı’ dediğine tanık olduk. Biber gazını, tazyikli suyu fazlasıyla tadtık.

Gazeteciler olarak sayısız defa azarlandık. Bu da yetmedi, kimimiz işlerimizden atıldık.

Daha geçen hafta, İspanya başbakanının yanı başında, dünyanın gözleri önünde, kendisine yolsuzluk iddialarını soran bir meslektaşımızın başbakan tarafından küçük düşürülmesine şahit olduk.

Ne kadar haşin, ne kadar acımasız, ne kadar böbürlü olabileceklerini kuşkuya yer bırakmayacak şekilde gösterdiler bize.

Ama bugüne kadar utanç duygusundan ne kadar yoksun olabileceklerini doğrusu tahmin edememiştik.

Geçen yıl Gezi olayları sırasında, başı örtülü, yanında bebeğiyle Kabataş’ta duran bir kadının, yarı çıplak, siyah deri eldivenli bir grup protestocu erkeğin sözlü, fiziki saldırısına ve tacizine uğradığı ve hatta kadının üstüne işendiği ileri sürüldü ve sözkonusu kadın tarafından yetkililere şikayette bulunuldu.

Bu ciddi iddialar, bizzat başbakan Erdoğan tarafından dile getirildi, tanınmış bazı gazeteciler tarafından da desteklendi, sosyal medyada yaygın olarak tartışıldı, infial yarattı.

Aynı günlerde, kızlı erkekli bir grup Gezi protestocusu ‘çapulcunun’ İstanbul’da tarihi bir camiye ayakkabılarıyla girdikleri, içki içtikleri ve uygunsuz davranışlarda bulundukları iddia edildi.

Gezi protestocularına kullanılan orantısız şiddeti hoşgöstermek için en yetkili ağızlardan dile getirilen bu suçlamaları kanıtlayacak delil, bugüne kadar ortaya konamadı ama iddiaları yalanlayan camiinin muezzininin sürülmesinden de geri kalınmadı.

13 Şubat Perşembe günü, Türkiye’nin önde gelen televizyon kanallarından Kanal D, sözkonusu olayın geçtiği anları görünteleyen güvenlik kamerası kayıtlarını yayınladı.

Görüntüler, olağanüstü bir duruma işaret etmediği gibi, kadının yakınında duran güvenlik görevlilerinin normal görevlerine devam ettiklerini gösterdi.

Yetkililer tarafından dile getirilen ve bazı gazeteciler tarafından da teyid edilen bu yalanı çürüten kamera kayıtları ile ilgili İçişleri bakanlığına sorulan soruya, bakanlıktan kısa bir yanıt geldi. Olayla ilgili olarak doğrudan İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına başvurulduğunun ve konunun incelenmekte olduğunun belirtilmesiyle yetinildi.

Peki, şimdi ne olacak?

Kesin olan bir şey var, o da yetkililerin utanç içinde başlarını öne eğmeyecekleri.

Peki, insanları birbirine düşürecek, düşmanlığı körükleyecek böylesine ciddi bir iddiayı ortaya atanlardan, provokatörlerden mahkemelerde hesap sorulur mu?

Dava açmaya yeltenecek bir yargı mensubunun derhal görevden alınması, uzak bir kente sürülmesi daha büyük bir olasılık.

Her yeni gün, hükümete yakın bireylerin ya da yakınlarının usülsüzlüklerine işaret eden yeni ses kayıtları ve görüntüler ortaya çıkıyor.

Başbakanın medya yöneticileri aracılığıyla haber bültenlerine müdahale ettiğini görüyoruz. Üstelik, başbakan bunu reddetmiyor, kendisine hakarette bulunulduğunda bunu durdurmanın hakkı olduğunu savunuyor.

İnternette dolaşan bazı kayıtlar, başbakanın, danışmanlarının ya da başbakanın oğlunun doğrudan bir televizyonun yöneticisini arayıp, neyi haber yapıp neyi yapamayacaklarını söylediğini gösteriyor.

Bu kayıtların, başbakanın ‘paralel devlet’ dediği bir kesim tarafından kendi siyasi hesapları doğrultusunda sızdırılıyor olması tabii ki rahatsız edici ama gerçek olduklarından kimse kuşku duymuyor, inkar eden çıkmıyor.

Ana akım medya üzerindeki bu ağır sansürden dolayı, Türkiye kamuoyu, daha zor kontrol edilebilen internet medyasına dönmüş durumda.

Ancak hükümetin son günlerde interneti daha sıkı denetleyebilmek için attığı adımlar, 5 Şubat tarihinde Parlamentodan geçti. Avrupa Birliğinin, Avrupa Konseyinin, AGİT’in ve sayısız medya özgürlüğünü savunan sivil toplum kuruluşunun itiraz ve kınamaları gözardı edildi.

Yasayı veto etmesi için Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e yapılan başvuruların başarı şansı çok zayıf. 15 gün içinde yasayı ya veto etme ya da değiştirilmek üzere geri gönderme yetkisi bulunan cumhurbaşkanı, sıkıntı yaratan bazı unsurlar bulunduğunu ve bunların üzerinde çalışıldığını açıkladı.

Daha once örnekleri görüldüğü gibi, ülkenin acilen ihtiyaç duyduğu ayar ve dengelerin cumhurbaşkanı tarafından sağlanacağına hala inanan kaldıysa, hayal kırıklığına uğrayacakları günler yakındır.

_______________________________

* Yazarın diğer yazıları için lütfen tıklayınız:
http://www.firdevstalkturkey.com/tr/

1560060cookie-checkVurdumduymazlık nereye kadar?

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

twenty + 6 =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.