Yağmur sabahı

Yağmurun sesine uyandım. Uyuyor muydum uyumuyor muydum o da belli değildi. Yatakta dönüp duruyordum. Zaten kalkma zamanımdı. Üçten dörtten sonra ayaktayım. Yapmam gereken işler var. Ayların hatta yılların ağırlığı üstümde… Son zaman ne çok iş çıkarmışım. Kimse zorlamadı beni. Kim zorlayacak! Çalışmak hoşuma gidiyor. Çalışmaktan başka sevincim kalmadı. Kalmadı diyorum ya yalan olmasın eskiden de pek yoktu. Son zamanlar eski kitaplarımın yeni baskılarını düzenliyorum. Pek eğlenceli oluyor. Demek ki yirmi otuz yıl önceki ben şimdiki ben değilmişim. İnsan gelişmese her şey kolay olur: kırk yıl önce yaptığını bugün yapmış gibi olmak. Dünümüz bugünümüzden daha verimli görünmüyor. Giderek daha yatkınlaşıyor insan. Geçmişte yaptığım geniş çaplı çalışmalara benzer bir çalışmayı bugün gözüm keser mi? Dün bir arkadaşıma şöyle dedim: “O üç ciltlik kitabı yeniden yaz deseler, bunun karşılığında bana bir köşk bir yat bir otomobil vereceklerini söyleseler arkamı döner giderim.” Şu garip dünyada köşkler yatlar arzulamışım sanki.
Yağmur kesildi gibi. Birkaç saat sonra pırıl pırıl bir gün doğacak biliyorum. Şurada bahara ne kaldı ki. Kışın ilk soğuklarından ben bahar bildirisi alırım. Siz bana bakmayın, zaman zaman kötümser olsam da kötümserliğim bir günlük hatta bir saatliktir. Dünyadan elini eteğini çekmiş biri iyimser olsa ne olur kötümser olsa ne olur. Benim için bu iki kutup arasında kilometreler yoktur. Ben kendi işime bakıyorum, dünyanın garipliklerini rezilliklerini zavallılıklarını soytarılıklarını tembelliklerini çok düşünmüyorum. Tek amacım genç insanların yararlanabileceği kitaplar yapmak. Ne kadar yararlanırlar onu ben bilemem. Kitap okumayı sevmeyen ya da bilmeyen bir toplumda bizim çabamızın bir anlamı var mı gerçekten? Bir şeyler öğrenmek için çaba gösteren ne çok genç insan tanıdım. Onların bir bölümü bugün bu toplumun öne çıkmayan seçkinleri oldular, gecelerini gündüzlerine katarak çalışıyorlar. Kolaycılığın dingin sularında ağır ağır sırt üstü yüzmeyi uygun görenler de var. Onlar kendileri için ve insanlık için ne çok şey yitirdiklerini düşünmüyorlar bile.
Yağmur kesildi, pırıl pırıl bir sabaha uyanacağız. Bir ara bir şeylere öfkelendim, çok seyrek öfkelenirim, bir daha yazı yazmayacağım, yazarsam havadan sudan yazacağım dedim. Değmez diye düşündüm. Sonra dedim ki kendime, Afşar aptal mısın sen, yıllardır sürdürdüğün direnişi bir çırpıda bırakıp çıkacak mısın? Özgürlük istiyoruz ama siyaset yoluyla değil dese biri siz olsanız öfkelenmez misiniz? Önce birilerinden özgürlük istemen garip, sonra özgürlük hangi yolla gelsin istiyorsun, hava yoluyla mı? Neyse, benim siyasetle bir ilişkim yok, özgürlük falan da istemiyorum. Ben kendimin özgürüyüm. Ben felsefe yoluyla sanat yoluyla bilim yoluyla gelen güzellikleri seviyorum. Yaşamı derinden kavramanın hazzını verilmiş bin türlü özgürlüğe yeğ tutarım. Özgürlük verilmiş değil de yaratılmış olduğu zaman güzeldir. Kendinde bulamadığın özgürlüğü toplumda nasıl bulacaksın? Kendini özgür kılmak bilinç işidir. Ve dünyaya özgür bir insan olarak ağırlığını koymak güzeldir… Yağmurda yürümek de güzeldir. Yağmur arındırır insanı. Bazen yağmurda yürürüm, sular içime geçer. Kimseyi özlemeden yürürüm. Gene de güzeldir özlemek. Neden kimseyi özlemiyorum? “Özlemek” sözünü çok severim. Bazı toplumlar özlemek nedir bilmezler mi? Fransızcada özlemek yok mu? Bir fransız arkadaşım “s’ennuyer”yi salık verdi. Aklıma yatmadı benim. Sıkıntı’dan özlem türetmek de neymiş! Her toplumun değişik anlayışları var. Yüreğin koparak ciğerlerin sökülerek aramıyorsan birini neyin “s’ennuyer”sinden sözediyorsun?
Sabahın ilk ışıkları başlayacak. Yağmur iyice dindi. Birkaç gündür neden tembel oldum ben? Bir üniversitede yapacağım konuşmayı hazırlamalıyım. Günlerdir savsaklıyorum. Bugün buna başlamalıyım. Ne çok işim var diyorum ama bu işleri icat eden de biraz ben değil miyim? Para için de yapmıyoruz, ne parası. Bakarsınız birileri çıkar da bir şeyler edinir yazıp çizdiklerimizden. Hızla akan ırmakta ters yöne kürek çekmek gibi bir şey bu, bu da bir başka zevk olmalı. Yağmur dinmeseydi kahvaltıdan sonra atardım kendimi yağmura. Kimseyi özlemiyor olmak önemli bir sorun. O kadar da önemli değil canım. Bu belki de yıllardır yalnız yaşamaya alışmış olmamın sonucudur. Yağmur kesilmeseydi ne iyi olurdu diyecektim, diyemedim, ya gene evleri su basarsa… Ben hep büyük yağmurları beklemişimdir, dört bir yanı sele boğan yağmurları. Hiç kesilmeyecek gibi yağan yağan yağan yağmurları.

644800cookie-checkYağmur sabahı

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

1 × 2 =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.