Yaralı toplumlar

Bosna’ya gitmeyi planlıyordum; hatta planlamış, bavulumu bile hazırlamıştım. Gidiş tarihimizden bir gün önce grubumuzun dağıldığını, yeterli çoğunluğun sağlanamaması yüzünden turun ileri bir tarihe ertelendiğini öğrendim ve tabii ki çok üzüldüm.


Oysa bu gezisi benim için tatil değildi; Bosna halkıyla kucaklaşma, yakınlaşma isteğiydi. Zaten toplum olarak birbirimize yakındık. Çünkü her iki toplum da yaralıydı. Her iki halkta da toplumsal travmalar yaşanıyordu.


1992 – 1995 yılları arasında Bosna’da savaş vardı. Yaklaşık 3 yıl süren savaşta 300 binden fazla kişi hayatını kaybetti. 2 milyondan fazla insan da yerini yurdunu terk etmek zorunda kaldı. Tüm dünyanın gözü önünde bir soykırım yaşandı o topraklarda.


Bu savaş sırasında kadınlara tecavüz eden askerler medyada yer almıştı. Tecavüz eden asker zafer kazanmış gibi hissediyordu kendini. Aslında bu kadar basit bir açıklaması yoktu bu olayların. Belki de tecavüz soykırımın bir başka yöntemiydi. Çünkü Savaş Suçları Mahkemesinde bazı askerler tecavüz konusunda emir aldıklarını açıklamıştı.


Bosna Savaşı gerilerde kaldı ama, dünyada savaşlar bitmedi. Irak’ta da benzer sahneler yaşandı. İşgal ve yağmanın yanında binlerce Iraklı kadın ve çocuk ABD askerlerinin tecavüzüne uğradı. Sadece kayıtlı 4 bin tecavüz vakası olduğu söyleniyor. 


Aslında askerlerin adına “şok ve dehşet” dedikleri bu sapıtmış durumları da bir çeşit travma. Çünkü Irak halkı savaşta ölebileceğini biliyor, oysa Amerikan askerleri ölüm karşısında ne yapacağını bilemiyor ve sapıtıyor. Askeri mahkemelerde ifade veren Amerikan askerlerini hiç dinlediniz mi? Ben dinledim. Çoğu normal bir ruh hali içinde değildi.


Tüm bu yaşananlar beklide nesiller boyu sürecek kişisel ve toplumsal travmaların nedenleri oluyordu.


Son olarak İsrail’in Lübnan’da yarattığı dehşet sahneleri acılı toplumların yaralarına tuz biber ekti. Gazetelerin ilk sayfalarından verilen, televizyonların ana haber bültenlerine görüntü olan bu sahneler bize kendi toplumsal yaralarımızı hatırlattı. Örneğin Lübnan’da 28 günlük bebeğiyle göçük altından çıkarılan kadının görüntüsü bize Marmara depremini çağrıştırdı. Yaralarımız tekrar kanadı.


Yüreğimizde sadece deprenin açtığı yaralar kanamadı elbette. Bu ülke yakın geçmişte binlerce insanını teröre kurban verdi. Evladını, kocasını, babasını kaybeden bu insanların travmalarını unutabilir misiniz ya da unutturabilir misiniz? Çok zor, hele böylesi bir dünyada çok daha zor.


Toplumsal travmalar; doğal afetler, savaş, terör, bulaşıcı hastalıklar ekonomik krizlerle birlikte gelişir ve kolay kolay da düzelemezler. Travmalardan kurtulmak için geçmişle yüzleşmek gerekir, oysa geçmişle hesaplaşmak sanıldığı kadar kolay değildir. Hele insan hakları ihlalinin yapıldığı toplumlarda bu daha da zordur.


Biz yaralı bir toplumuz. O yüzden dünyada yaşanılan her türlü şiddet, felaket, savaş, tecavüz ve benzeri insan hakları ihlali bize acılarımızı hatırlatıyor ve yaralarınız kanıyor.


Bosna’da yaralı bir toplum. Savaşın bittiği 10 yıldan fazla oldu ama Bosnalılar yaralarını saramadı. Belki de bu yüzden Bosna’ya gitmek istedim.


Tatil bitti ve bugün işe başladım. Eğer gitseydim bu yazımda size Bosna’yı anlatıyor olacaktım. Bu da gidemediğim gezinin yazısı olsun.


Yeniden merhaba…


 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

five + 12 =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.