Yuvarlakçay, en güzel halk türküsüdür…

Bugün size güzel bir öykü anlatacağım. Her gün iç karartıcı haberler aldığımız bu günlerde umudumuzu çoğaltan, Efeler diyarında yaşanan bir direnişin öyküsü. Ülkenin çoğu bölgesinde benzer açmazlarla boğuşan halka, yaşam alanlarının nasıl korunacağına dair gerçek bir direniş öyküsü…

Türkiye’de yaşam alanlarını tehdit eden HES’lere karşı ilk kapsamlı direnişi başlatan Yuvarlakçaylılardan söz ediyorum.

Yuvarlakçay, Muğla’nın Köyceğiz ilçesine bağlı Beyobası beldesi ve yöredeki pek çok köyü besleyen nehrin adı. Yuvarlakçay’ın yöre insanıyla etle tırnak gibi birbirine geçen bir de öyküsü var…

200 YIL ÖNCE KURAKLIKLA TERBİYE EDİLEN HALK

Bundan yaklaşık iki yüz yıl kadar önce, Çiçek Baba Dağının kalbinden Köyceğiz gölüne akan nehir kurur. Yeraltına çekilen nehir, bu sudan beslenen yöre insanını yedi yıl boyunca kuraklık ve fakirlik ile terbiye eder…

Beylerden, ağalardan çare aranır, paşalara haber salınır, yedi düvelden yardım istenir ancak bir türlü çare bulunamaz. Çaresizlik içindeki yöre halkı suyun gözü denilen bölgedeki kutsal çınarların altında toplanarak günlerce sürecek olan suya şükran duasına başlar…

Öyle ki kayaların arasına kaçtığı düşünülen suyun yeniden yeryüzüne çıkması için top bile patlatılır. Ancak su bir türlü kendini göstermez.

Yöre halkı da suyu çıkartmakta kararlıdır. Bütün halk çınarların altında yeniden bir araya gelir ve oyunlar oynamaya, türküler söylemeye, adaklar adayıp birlikteliği çoğaltmaya başlar. Dayanışma giderek uzun süren bir şölene dönüşür.

Günler böylece akıp giderken, topların patlatıldığı ‘topgözü’nden yeryüzüne çıkarak kendini gösteren sular şırıl şırıl akmaya, beklemekten yorgun düşen halkın canına can katmaya başlar. Bereket saçarak yuvarlana yuvarlana Köyceğiz gölüne ulaşan sular, burada ‘Yuvarlakçay’ adını alır.

Suyungözü yeniden yaşam saçmaya başlamıştır…

Yuvarlakçaylılar, “İşte o zamandan beri Hızır’ın yetişmesiyle birlikte bereketin getirdiklerine yani yaşamın kendisine saygımızı sunmak için, yuvarlanan çayın kenarında, Suyungözü’nde şükranlarımızı sunarız” diye anlatıyorlar o günleri.

ÖNCE AĞAÇLAR KESİLDİ…

Ancak aradan geçen uzun zaman içinde çok şey gibi ülkenin suları da satılmaya başlamıştır. Üç yıl önce Yuvarlakçay’ın suları da bundan nasibini alır. Yuvarlakçay’ın can verdiği yedi köyün ahalisi su kullanım hakkının bir tekele verilmesi tehlikesine karşı yaşam hakkını savunmak için yine çınarların altında, suyun gözünde toplanır. Ancak verilen sözler tutulmaz, önce ağaçlar kesilmeye başlanır, ardından da iş makineleri vadiye girmeye…

YUVARLAKÇAYLILAR ‘YETTİ GARİ’ DİYİNCE

Yetkililere dertlerini anlatamayan Yuvarlakçaylılar, işin başa düştüğünü anlayıp ,”yetti gari” diyerek sularını vermemek için aylarca sürecek olan nöbete başlarlar. Çünkü vadideki köylerin hepsi de bu su ile yaşamını sürdürmektedir. Önce kesilen ağaçların tomruklarına el koyarlar ve geri vermezler. Yuvarlakçaylıların su nöbeti, bütün ülkeye örnek olur. Kurdukları kocaman çadırda tam yedi- sekiz ay aralıksız direnirler. Bu arada direnen köylülere karşı davalar açılır. Öyle ki 1121 köylüye ‘sudan’ sebeplerle soruşturma açılır. Direnişi kırmak için her türlü yol denenir. Ancak Yuvarlakçaylılar etle tırnak gibi birbirine kenetlenir. Köylüler de kendileri için yaşam demek olan sularını vermemek için davalar açar. Açtıkları tüm idari davaları da kazanırlar. HES’e ilişkin verilen bütün izinler iptal edilir.

SON YILLARDA YAKILAN EN GÜZEL HALK TÜRKÜSÜ

Her türlü siyasi görüşten insanın, kısır çekişmeleri bir yana bırakıp ekmek için su için; yaşam hakkı için bir araya gelişi son yıllarda bu topraklarda yakılan en güzel türküdür.
Bu halk türküsü hep bir ağızdan söylenmeye başlayınca, Türkiye’nin en büyük firmalarından biri olan HES şirketi, bu direniş karşısında 2010 Nisan’ında Yuvarlakçay’da HES yapma kararını geri çeker.

Ancak Yuvarlakçaylılar sularına şükran günlerini unutmazlar. Dört yıldır yeniden kenetlenerek yaşamı çekip çeviren kadim su hakkının anlamını dillendirmeyi daha bir coşkuyla sürdürüyorlar.

27 MAYIS’TA YENİDEN SUYUN GÖZÜNDE BULUŞACAKLAR

Çiçek Baba Dağının eteklerinde, Yuvarlakçay’ın kaynağında her yıl Mayıs’ın son Pazar günü toplanıp suya şükranlarını sunan yöre halkı, bu yıl 27 Mayıs günü Beyobası’nda buluşup, çoluk çocuk, kız kızan yine suyun gözünde toplanmaya gidiyor. Yine halaylar çekilecek, türküler söylenecek, zeybekler oynanacak. Doğanın onlara verdiklerinin bilinciyle doğaya, yaşama karşı şükranlarını sunacaklar.

‘HALKIN ÖNÜNDE HİÇ BİR GÜÇ DURAMAZ’

Beyobası Belediye Başkanı Besim Özbek, yaklaşık 3 bin kişinin bir araya geleceğini ve bu güzel geleneği sonsuza kadar yaşatmak istediklerini söylüyor ancak tüm Türkiye’yi suyun gözüne davet etmeyi de ihmal etmiyor.

Yuvarlakçay halkıyla birlikte su nöbeti tutan Başkan Özbek’e “ülkenin diğer yörelerinde sularını korumak için mücadele edenlere söyleyecek bir sözünüz olmalı” diye soruyorum.

Özbek, “diklenmesinler ama dik dursunlar. Türk halkı güvenebileceği bir lideri olursa onun arkasında durmasını bilir. Halkın önünde durabilecek hiçbir güç yoktur! Şimdi Yuvarlakçay’da hiçbir HES projesi yok. Olsa bile halk buna izin vermez artık” diyor…

Yuvarlakçay bir Ege türküsüdür. Uzun bir zeybektir. Türkiye’deki umutsuzluğa ve sinmişliğe karşı verilmiş en güzel cevaptır.

Yolunuz düşerse;
Muğla Köyceğiz Beyobası Belediyesi
İletişim: (252) 272 00 27
beyobasibelbsk@mynet.com

Önceki haberHaftanın Filmi: Tibet’te Yedi Yıl.
Sonraki haberAristophanes’in eleştirisi
YUSUF YAVUZ (GAZETECİ-YAZAR) Isparta, Sütçüler'de doğdu. 1990’da edebiyatla ilgilenmeye başladı. Deneme ve inceleme tarzındaki ilk yazıları 1996 yılında 'Atatürkçü Ses' Dergisi’nde yayımlandı. Aynı yıl yerel ölçekte yayın yapan kanallarda 'Dönence' başlıklı radyo ve televizyon programları hazırlayıp sundu. 1999 yılında Antalya'da kurulan Müdafaa-i Hukuk Dergisi’nde yazmaya başladı. 2001’de Gazete Müdafaa-i Hukuk’ta Muhabir-Temsilci olarak görev aldı. Daha sonra adı 'Yeniden Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk' olan dergiyle bağını temsilci-yazar olarak sürdürdü. 2001-2007 yılları arasında Kaş Kitap Şenliğini organize ederek başta çocuklar ve gençler olmak üzere yöre insanının kültür, sanat ve edebiyat çevreleriyle buluşmasını sağladı. 2005 yılında Muğla ve Antalya arasındaki sahil bandında yaşanan yabancılara toprak satışına ilişkin yaptığı araştırmalar önemli etkiler yarattı. Deneme, inceleme, röportaj, düz yazı, haber ve yorumları; Cumhuriyet Akdeniz, Odatv, Yeni Harman, Edebiyat ve Eleştiri, Yolculuk, Evrensel, Atlas, Magma, Aydınlık, Birgün, Açık Gazete gibi dergi ve gazetelerde yayımlandı. Antalya merkezli VTV Televizyonunda, Pelin Gel Ağan'la birlikte 'İki Ağaç İçin' adıyla 16 bölümden oluşan bir program hazırlayıp ve sundu. Kanal V Televizyonunda, Biyomühendis Çağlar İnce ile birlikte, Yörük kültürünü ve tarihsel köklerini ele alan 'Islak Çarıklar' adlı belgesel haber programı hazırlayıp sundu. Araştırma yazılarından bazıları, 'Yer Bize Çimen Verdi' ve 'Darağacına Takılan Düşler' adıyla belgesel filmlere de konu olan Yavuz, şu sıralar 'Islak Çarıklar' adlı bir belgesel haber programı için çalışmalarını sürdürüyor. Ağırlıklı olarak arkeoloji, çevre, kentsel dönüşüm ve tarım konularını ele alan çalışmalar yapmayı yazılı ve görsel medyada sürdüren Yavuz, yıkım politikalarıyla tarımdan hayvancılığa, kültürden mimariye kırsal yaşamın dönüşümünü ele alan araştırma yazılarıyla tanınıyor. Ziraat Mühendisleri Odası Basın Ödülü, Çağdaş Gazeteciler Derneği Belgesel ödülü, Türkiye Ziraatçılar Derneği Tarım ödülü, Kubaba Derneği kültür hizmeti ödülü'nün yanı sıra Türkiye Ormancılar Derneği gibi çeşitli meslek odası, kurum ve kuruluşlar tarafından ödüle layık görülen Gazeteci Yusuf Yavuz, Likya'dan Teke yöresine uzanan coğrafyadaki su kültürüne ilişkin uluslararası bir sanat projesinin de danışmanlığını ve metin yazarlığını üstleniyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.