Zaten top hep yuvarlaktı

Kimse bakmakla yetinmedi, herkes gördü. Çünkü pozisyonları, kafamıza kakılırcasına yakından izledik. Ağır çekimle defalarca gösterilince anladık kimin faul yaptığını, kimin topu taça attığını, kimin off side taktiği güttüğünü… Çünkü diğer çürümüşlükleri bu kadar izletmediler bize, kimisini geceyarıları geçirdiler, biz uyurken.

Güzel ne varsa bozmakla yükümlü olan şer güçleri sadece etimizle, sütümüzle, derelerimizle, gökyüzümüzle yetinmediler. Çoğunluğun dert babası, hayatın basınçlarına karşı sığınma noktası ve deşarj olma biçimi olan ayaktopunu da, ayak oyunları ile ayağa düşürdüler. Franco’nun afyon tarlasında, kenevir yanında kene tohumladılar.

Aylardır somut suç isnat edilemeden içerde tutulan yöneticiler için Profosyonel Futbol Disiplin Kurulu ceza tayiniye yer olmadığı hükmünü verdi ve adaleti ofsayta düşürdü. Cümbür cemaat attıkları faullü gollerden sonra, şimdi ofanstan defansa çekilecekler topyekün. Adaleti zaten olmayan futbolu boğup, adaletsizliğe kurban eden pis sermaye, seyir zevkinin içine etmiş oldu. Kurgulanmış heyecanlarla, dayatılmış pozisyonlarla çirkinleşeceği kadar çirkinleşti milyonların sevdası… Oyun çözülmek yerine kilitlendi ki artık kimi soksan para etmez. Endüstrinin düsturu gitti, en atıkları kaldı.

Eskiden masabaşında futbol adına oynanan sadece çivili tahtalarımız vardı. Toprak sahalar zamanı, benimkinin zeminini yeşile boyamıştım. Sonra tüm sahalar yeşillenince, uzaktan kumandalı play istasyonu satan tacirler, küçük dünyamıza tahta kafalarıyla çivi çakar oldular.

Zengin fakir ayrımı yoktu oysa futbolun. En garibanı ile en kompradorunun, ortaklaşa sevinebildiği veya omuz omuza üzülebildiği, bunca ayrımcılıktan geriye kalan tek ortak paydaydı meşin yuvarlak. Eskiden meşindi, şimdi ise sadece yuvarlak kaldı. Futbol eskiden topla oynanırdı. Şimdi toplar kendi çalıyor, kendi oynuyor.

Mahalle maçında topla camı kırılan o gaddar amcanın, en büyük ortak bölen hüviyetine bürünüp, topumuzu kesmesi, yüreğimizi parça parça etmesi gibi kesip attılar, bombaladılar sığınağımızın kalelerini. Şer güçlerince örülmüş ağlarla kucaklaştırdılar bizi ve, “gol oldu” dediler, “hadi zıplayın!” Topa tutulduk, taraftarlar da topumuz gibi parçalandı.

Ne şampiyon olmanın tadı kaldı, ne piyon olmanın. 9 puan farkı, play off icadıyla 4.5’tan 5’e indirip, ama hala 3 puanlı sistemi sürdüren adalet kadar 3 paralık edildi orta oyunumuz. Halkın değer verdiği herşeyle oynandı, büyük ne varsa küçültülmeye, 3 büyükten 1’i hadım edilmeye çalışıldı, oysa 3’ü birdi.

Her kim ki saha dışından bu pespaye taktikleri veriyorsa ve her kim ki, bölünmüş tribünlerden birbirine hınç duyarak seyrediyorsa olan biteni, şeref tribünündekiler kadar sorumludurlar hayatın zerre kadar zevkinin kalmamasında…

Zamlanmış elektiriği kullanmayıp mum yakabiliyorsanız, zamlanmış tüpü kullanmayıp gaz ocağı yakabiliyorsanız, zamlanmış benzini kullanmayıp toplu taşıma araçlarına binebiliyorsanız, düşmüş futbolu reddedip, maçlara gitmiyor ve çanaklarınızı iade edebiliyorsanız çivili tahtanız var demektir. Size play istasyonu seyircisi muamelesi yapamazlar. Sonra bakın bakalım nelere kadirsiniz?

Fenerbahçeli’yseniz bu lütuf sus payı hediyeye tenezzül etmeyin, yakışmaz. Galatasaraylı’ysanız, figüranlığa alet olunduktan sonra edinilen paye size yakışmaz. Reddedin… Sonra geçin şeref tribününe kolkola ve hem nefsinizi körükleyip, hem de nefesinizi körelterek sizi güden tüketim sermayesinin halini seyredin futbol yerine… İnanın daha keyifli bir seyir olur…

Gol böyle atılır. Karşıdaki takım oyununa karşı, takım oyunuyla…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.