Tanrı’nın öyküsü yazıldığında her zaman bir öykü tadı vardır; öykünün masal hâlidir. Biri Tanrı’dan bahsettiğinde o masalın tadı zihinlerde kalır, öykünün ince dokunuşları ders olarak insana sunulur… Metafiziğin yasasında materyalistin öykünün bir karşılığı yoktur. Bundan dolayıdır ki masallar, gerçekliğin sadece bir tarafını taşırken, en önemlisi yaratılmış gerçekliği gerçek gibi sürer. Okuyan da bilir: O yaratılmıştır, tıpkı insanın yaratılması gibi. İnsanın yaratıldığına inanan elbette yaratılan gerçeklere de inanacaktır…
Her bir söz kutsal değildir ama her kutsal metin bir kelam ile başlar. Söz vardı, yazı daha sonra oluştu; yazı Sina Dağı’nda ellere verildi ama o da ihanet karşısında parçalandı, yok oldu. Parçalara bölünmüş her kelimeden başka bir öykü doğdu. Ondandır ki kutsal metinler bin yıllar boyunca yeniden yeniden yaratılır ve yorumlanır. Her yorum yeniden bir yaratımdır.
Tanrı, 2026 yılı öncesinde insanlarla daha sıkı fıkıymış; hatta onlardan bir çocuk bile yapmış. Ondan sonra insanlarla olan muhabbetini azaltmış; bazı inançlara göre en son kitabı indirdikten sonra insanları baş başa bırakmış. Bugünlerde büyük çoğunluk hep bir kurtarıcı bekler olmuş; hatta yüksek dağlara bakıp, sular geldiğinde orada yaşamak için çoban çadırlarına göz atar olmuşlar.
Bazı insanlar kendilerini peygamber ilan eder olmuş; beyazlar giyinip her İsa’nın doğum gününde müritleriyle pasta kesip kutlama yapar olmuşlar. Tanrı “öldü” demiş biri; öteki ise hayır demiş:
“Yaşıyor, çünkü her nefes Tanrı’nındır!”
Meryem hamile kaldığında kaç yaşındaydı? Tanrı da çocuk gelinlerden mi hoşlanıyordu? Çocukların evliliği o toplumda normaldi de neden Tanrı, insanlara örnek olup kız çocuklarının büyümesini beklemedi? Neden bu aceleydi? Meryem hamile kalınca başına olmadık şeyler gelir, babasını kaybeder; Tanrı neden bir babanın sağ kalmasını istemez, onu kollayıp korumaz? Sonuçta babası Meryem’i kollayacak, koruyacaktı. Bu kadar acılı hikâyeyi onların kader çizgisine neden yazdı?
Tüm topluma ilan edilmiş bir Mesih vardır ama Mesih’i taşıyan anneye doğum için bir ev bile bulunmaz!
Sonuçta Tanrı artık insanlarla sıkı fıkı bir ilişki içinde değildir; gelip konuşmaz olmuştur; ne Sina Dağı’nda ne de eteklerinde yaşanan insanlık dramına bakarak. Evleri yıkılan, ocaklarındaki ateşi sönenlerin çadırını üstelik sel basmıştır. Bu durumda o seli, o çadırda yaşayanları nasıl görmeli? Kurban mı; seçilmiş ama Tanrı’nın isteklerini yapmadıkları için mi cezalandırılmışlar? Sonuçta zalim de mazlum da Tanrı’nın çocuklarıdır ve her ikisinin kitabı da aynı kökten, farklı cümlelerle oluşmuştur.
Tanrı neden kadınlar arasında kutsanan bir kadından yeni bir çocuk yapmaz? O çocuk gelse—gerçi şimdi çarmıh yok—ama bir şekilde sembolünü bulsa ve içindeki ihanet eden tarafından ölüme gönderilse; hayır, sonra onun dinini kursa ve sonsuza kadar ölüme gönderdiğini kutsal diyerek inananlara anlatsa…
2026 yılı öncesi, bugünkü zalimden daha hafif mi zalimler, yoksa daha mı fazla zulmederler mazlumlara? Daha fazla kan döküldüğü kesin; çünkü savaş denen çılgınlık teknolojiktir ve ölüm kusma gücü bir oktan, bir bıçaktan, bir kılıçtan çok daha fazladır.
Her şey gelip geçicidir; sonuçta insan başlangıca dönecektir. Kovulduğu yere tekrar alacak mı Tanrı? Şeytanla anlaşıp o cenneti insanlara sunacak mı?
Metafizik elbette masallar doğuracaktır; çünkü masallar gerçeği, metaforlarla üzerini örterek görünmez kılar. Romantizm, bir çocuğu anne; doğan çocuğu bir kurtarıcı yapacak ve en yakınında ona ihanet edeni azizleştirecektir. Her şey bir masalla mı başladı, yoksa bir ışığın içinde masalları mı taşır; gerçeklerden ayrı olarak?
İsmail Cem Özkan
________________
http://galatagazete.blogspot.com.tr/
Bu yazıya emoji ile tepki ver




