İGD DENEYİMİNİN TARİHSEL ANLAMI: TÜRKİYE’DE GENÇLİK, SİYASET VE ÖRGÜTLENME (1970’LER)
Giriş
İlerici Gençler Derneği (İGD), Türkiye’nin toplumsal ve siyasal tarihinin en sert kırılmalarından birine sahne olan 1970’li yıllarda, 5 Ocak 1976’da kuruldu. Bu dönem, kapitalist gelişmenin derinleştirdiği sınıfsal çelişkilerin görünür hale geldiği; işçi sınıfı hareketinin kitleselleştiği, köylü muhalefetinin yaygınlaştığı ve devletin baskı aygıtlarının giderek sertleştiği bir tarihsel kesite karşılık geliyordu. Siyasal alanın daraldığı, şiddetin ve kutuplaşmanın gündelik hayatın parçası haline geldiği bu koşullarda gençlik, yalnızca bir toplumsal kesim değil; siyasal mücadelenin taşıyıcı öznesi, ideolojik çatışmaların ve örgütsel arayışların merkezinde yer alan dinamik bir güç olarak öne çıktı.

Bu bağlamda İGD, Türkiye gençlik hareketinin en kitlesel, en örgütlü ve aynı zamanda en tartışmalı deneyimlerinden biri olarak şekillendi. Tarihi Türkiye Komünist Partisi’nin siyasal yönlendiriciliği altında kurulmuş olmakla birlikte, İGD yalnızca dar bir kadro örgütü ya da bir “arka bahçe” işlevi görmedi; üniversitelerde, liselerde ve işçi gençlik alanlarında geniş bir toplumsal tabana yaslanan, görece özerk bir kitle örgütü olarak faaliyet yürüttü. İGD’nin tarihsel anlamı, gençliğin örgütlenme kapasitesini görünür kılmasında olduğu kadar, bu kapasitenin siyasal, ideolojik ve yapısal sınırlarını da açığa çıkarmasında yatar.
Bu çalışmanın arka planında, kişisel tanıklıklarla kolektif belleği buluşturma çabası yer almaktadır. 2018 yılında bir grup arkadaşla birlikte İGD’nin tarihini sözlü tarih yöntemiyle kayıt altına alma kararı aldık. Google ve WhatsApp üzerinden oluşturulan iletişim ağları aracılığıyla başlayan bu süreç, zaman zaman cesaret kırıcı ve ayrıştırıcı girişimlere rağmen sürdürüldü; görüşmeler TÜTAV koordinasyonunda tamamlanarak vakfa teslim edildi. Sözlü tanıklıklar, yazılı belgelerle birlikte değerlendirilmek üzere yazı kurulunun önüne sunuldu.
6 Ocak 2026’nın, İGD’nin kuruluşunun 50. yılına denk gelmesi, bu deneyimi yeniden düşünmeyi ve tarihsel bir muhasebeye tabi tutmayı daha da anlamlı kılmaktadır. Bu makale, sözlü ve yazılı tanıklıklardan, kişisel deneyimlerden ve yapılan okumaların süzgecinden geçirilmiş bir kişisel değerlendirme olarak kaleme alınmıştır. Amaç, İGD’yi idealize eden bir nostalji ya da yalnızca eleştirel bir tasfiye dili üretmek değil; Türkiye’de gençlik, siyaset ve örgütlenme ilişkisini tarihsel bütünlüğü içinde kavramaya katkıda bulunmaktır.
12 Mart Sonrası Ortak Arayışlar ve Ayrışmalar
12 Mart 1971 askeri darbesi, gençlik üzerinde derin bir travma yarattı. İdamlar, işkenceler, kitlesel tutuklamalar, bir kuşağın politik bilincinde iz bıraktı. Bu travma, ilk etapta birlik arayışlarını güçlendirdi. İYÖKD, ADYÖKD ve DDKO gibi örgütlenmeler, bu arayışın ürünleriydi.
Ancak kısa sürede, 12 Mart sonrası özeleştiri süreçleri gençliği daha da bölünmüş hale getirdi. THKP-C, THKO, TSİP ve TKP kökenli çevrelerden doğan yeni eğilimler, Maoizm–Sovyetçilik ekseninde keskin tartışmalar yürüttüler. “Birlik” idealinin yerini ideolojik saflaşmalar aldı.
İşte İGD, bu koşullar altında “gençliğin birliği” ve “işçi sınıfını önderliği” şiarlarıyla yola çıktı. Ancak hem nesnel koşullar hem de siyasal kültür, bu birliği kalıcılaştırmaya elverişli değildi.
Kürt Gençliği ve Yeni Dinamikler
İGD’nin kuruluş sürecinde önemli bir damar, Kürt gençliğinin yükselen ilgisiydi. İYÖKD içinde etkin olan, Sovyet ve TKP çizgisine yakın Kürt gençler, hem teorik hem de pratik düzeyde örgütlenme kapasitesine sahipti. Öğrenci yurtlarında, üniversitelerde ve yerel derneklerde aktif çalıştılar; Kürt ulusal sorunu ilk kez sistematik biçimde tartışılır hale geldi.
Kürt gençleri açısından TKP’nin sınıfsal yaklaşımı, ulusal sorunla birleştiğinde yeni bir çekim merkezi oluşturdu. Bu birleşim — işçi sınıfı öncülüğü ile ulusal taleplerin buluşması — İGD’nin yığınsallaşmasında belirleyici iki hat haline geldi.
Bu süreçte, Genç Sosyalistler Birliği (GSB) kadrolarının İGD’ye katılımı da örgütün gücünü artırdı. Mitinglerde, yürüyüşlerde, çatışmalarda aktif olan, düşüncesini açıkça ifade eden militan bir gençlik tipi şekillendi. İGD, pasif değil, fiilen mücadele içinde bir örgüt olarak varlık gösterdi.
İGD’nin Örgütsel Kapasitesi ve Çalışma Alanları
İGD’nin tarihsel öneminin bir boyutu da, geliştirdiği örgütsel çeşitlilik ve gençliğin farklı alanlarını kapsayabilme yeteneğidir:
Yayın organı: İGD kurulmadan önce farklı gençlik kesimlerine seslenen İlerici Yurtsever Gençlik (İYG) gazetesinin çıkartılması yığınsal örgütlenmede yönlendirici rol üstlendi.
Bürolar ve Kollar: Sanat Kolu, İşçi Gençlik Bürosu, Öğrenci Bürosu, Spor Kolu gibi yapılar aracılığıyla gençliğin kültürel, sanatsal ve toplumsal talepleri siyasal mücadeleyle bütünleştirildi.
Çırak-Der ve İşçi Gençlik: İGD İşçi Bürosunun katkısıyla kurulan Çırak-Der, çırakların sigorta hakkı, mesleki eğitim ve örgütlenme sorunlarını gündeme taşıyarak genç işçilerin somut çıkarlarını sosyalist mücadeleyle birleştirdi.
Üniversite gençliği: Gençlik örgütlenmesinin ana damarını oluşturdu. İGD fakültelere kadar inen geniş bir örgüt ağına ulaştı.
Sendikal İlişkiler: DİSK’in 1 Mayıs mitinglerinde, afişleme kampanyalarında ve eğitim faaliyetlerinde aktif görev üstlenilerek işçi sınıfı ile gençlik arasında canlı bir bağ kuruldu.
Kültürel Alan: Tiyatro, müzik, edebiyat ve film çalışmalarıyla gençlik yalnızca siyasal değil, kültürel bir dinamizm içinde örgütlendi.
Kürt Dili ve Kültürü: İGD gecelerinde Kürtçe türküler, marşlar, folklor gösterileri yer aldı. Kürt halkının hakları tartışıldı; ancak ayrı bir Kürt komitesi oluşturulmadı. Bu yönüyle İGD, farklı kimlikleri aynı mücadele hattında buluşturan çoğulcu bir karakter kazanmada zayıf kaldı.
Savunma Komiteleri: Bu küçük birim örgütlenmelerinin amacı, demokratik haklarını kullanan gençlerin faşist saldırılara karşı korumayı amaçladı.
Dünyada barış ve anti-faşist birlik: İGD’nin diğer ilerici örgütlerle beraber aktif katıldığı platformlardır.
Bağımsızlık ve Parti Bağımlılığı Arasındaki Gerilim
İGD’nin temel çelişkisi, “bağımsız gençlik örgütü” iddiası ile TKP’nin fiili gençlik örgütü olma durumu arasındaki gerilimde somutlaştı. “İlerici gençliğin birliği” hedefi, çoğu zaman TKP sempatizanlığıyla sınırlı kaldı. Diğer sol akımlar, gençliği kendi siyasal hattına çekme eğilimindeydi; bu da İGD’nin “yığınsal örgüt” olma iddiasını zayıflattı.
Yine de İGD, yerel koşullara göre esneklik gösterebilen bir yapıya sahipti. Ege’de köylü gençlik, İstanbul’da üniversite ve işçi gençlik, Anadolu’da öğrenci/öğretmen tabanı öne çıktı. Fakat genel eğilim, örgütsel hattın parti çizgisine tabi olması yönündeydi. Bu durum, bağımsız gençlik örgütlenmesi fikrinin Türkiye solundaki yapısal sınırlılığını da yansıttı.
Uluslararası Bağlantılar ve Anti-Emperyalist Konumlanış
İGD’nin ulusal sınırları aşan bir yönü de, uluslararası gençlik hareketleriyle kurduğu ilişkilerdi. Dünya Demokratik Gençlik Federasyonu (WFDY) ve Uluslararası Öğrenciler Birliği (IUS) ile kurulan bağlar, İGD’yi Batı ve Doğu Avrupa ülkeleriyle ilişki kuran bir kanal haline getirdi.
İGD delegasyonlarının uluslararası kongrelere katılımı, Türkiye gençlik hareketini küresel anti-emperyalist mücadeleyle buluşturdu. Bu bağlantılar bir yandan örgüte meşruiyet kazandırırken, diğer yandan da devletin özel ilgisini ve baskısını artırdı.
Daralma, Katılaşma ve Çözülme
1978 Kongresi, İlerici Gençlik Derneği’nin hem kitlesel erişim hem de örgütsel bütünlük açısından ulaştığı en ileri aşamayı temsil ediyordu. Bu kongre, İGD’nin yalnızca nicel büyüklüğünü değil, gençlik hareketi içindeki siyasal ağırlığını ve koordinasyon kapasitesini de açık biçimde ortaya koymuştu. Ne var ki 1979’dan itibaren Türkiye genelinde siyasal atmosferin hızla sertleşmesi, sıkıyönetim uygulamalarının yaygınlaşması ve devletin sistematik baskı politikaları, gençlik hareketinde genel bir daralma sürecini tetikledi.
Bu daralma, İGD özelinde yalnızca dışsal baskılarla sınırlı kalmadı; örgütsel işleyişteki yapısal katılık da belirleyici oldu. TKP ile kurulan ilişkilerin giderek merkezî ve disipli bir karakter kazanması, İGD’nin gençliğin farklı kesimlerine daha esnek ve kapsayıcı biçimde açılmasını zorlaştırdı. Kadın gençliğin büyük ölçüde İKD’ye yönlendirilmesi, İGD’nin kendi bünyesinde cinsiyet temelli bir genişleme dinamiği geliştirememesine yol açtı. Benzer biçimde, işçi ve köylü gençliğe yönelik örgütlenmelerde yaşanan tıkanmalar, derneğin toplumsal tabanını derinleştirme imkânlarını sınırladı.
Buna rağmen İGD, özellikle İstanbul merkezli olarak, 12 Eylül 1980 askeri darbesine kadar —ve sonrasında da kısa bir süre— illegal koşullarda varlığını sürdürmeye çalıştı. Ancak 12 Eylül, yalnızca bir yasaklama ve tasfiye süreci değil, İGD açısından tarihsel bir kopuş ve nihai çözülme anlamına geliyordu. Bu tarihten sonra İGD, diğer tüm gençlik örgütleriyle birlikte fiilen dağıtıldı; örgütsel süreklilik yerini dağınık bireysel deneyimlere ve kesintiye uğramış kolektif hafızaya bıraktı.
İGD’nin Tarihsel Mirası
İGD’nin tarihsel anlamı, üç temel düzlemde özetlenebilir:
Kadro Okulu: İGD, Türkiye sosyalist hareketinin en önemli kadro kaynaklarından biri oldu. Sendikalardan yayıncılığa, kültür-sanattan parti örgütlenmesine kadar birçok alanda İGD kökenli kadrolar etkin rol oynadı.
Kitlesel Gençlik Örgütü Deneyimi: Üniversite, lise ve işçi gençliğini bir araya getiren yapısıyla İGD, Türkiye’de gençliğin kitlesel düzeyde örgütlenebileceğini kanıtladı.
Bağımsızlık ve Bağımlılık Gerilimi: İGD, bağımsız gençlik örgütlenmesi iddiasıyla parti bağımlılığı arasındaki çelişkinin en somut ifadesiydi. Bu gerilim, yalnızca İGD’nin değil, Türkiye solunun yapısal bir sorunu olarak varlığını sürdürdü.
Bugünden bakıldığında İGD, hem gençliğin dinamizmini harekete geçiren bir örgütlenme modeli, hem de siyasal parçalanmanın sınırlarını aşamayan bir deneyim olarak tarihteki yerini almıştır. Onun mirası, Türkiye’de gençliğin toplumsal dönüşümdeki rolünü ve bu rolün tarihsel sınırlarını anlamak açısından vazgeçilmezdir.
Bu yazıya emoji ile tepki ver











