Ana SayfaTÜRKİYESilinmeyen izler

Silinmeyen izler

ABD’nin “kurucu babalarından” Benjamin Franklin, “Öldükten sonra hemen unutulup gitmek istemiyorsan ya okunmaya değer şeyler yaz ya da yazılmaya değer şeyler yap” demiş. Bu fiyakalı özdeyişin önerdiği işlerin ikisini birden yapan az sayıda insan vardır. Dünya anı edebiyatında “yazılmaya değer” işler yapıp bunu da “okunmaya değer” bir yazı haline getirenlerin sayısı pek azdır. Özellikle ünlü politikacılar arasında marifetlerini kaleme alanlar, belki bir şeyler öğrenirim merakıyla okuyanları hayal kırıklığına uğratırlar. Genel özellikleri bakımından bunlar, bürokratik, kendini aklama amaçlı, tarihsel derinlikten yoksun, özellikle de edebi hiçbir değer taşımayan politik iletişim ürünleridir. Bunlar arasında Churchill’in anıları bir istisnadır. Gerçekte onu “anı yazan politikacılar” kategorisine koymak haksızlık bile sayılabilir. Çünkü o, emperyalist vahşetin seçkin temsilcilerinden biri olmakla beraber, hem çok deneyimli bir burjuva devlet adamı hem tarihçi hem edebi bir üslupçu hem de kader anlarının merkezinde durmuş bir tanıktı. Bu yüzden onun anılarını okumak yalnızca öğretmez, aynı zamanda zevk de verir.

Churchill kendini parlatırken bile bunu ahmakça bir övünme biçiminde değil (Kimi politikacılar böyledir), zekice ve kimi zaman kendisiyle dalga geçerek yapar; evet bazen kendini yüceltir ama kendini eleştirir de. Churchill’in anıları, bir insanın hayatını değil, 20. yüzyılın kırılma anlarını anlatır.

Bunları, sözünü edeceğim bir anılar kitabını hangi ölçütlerle değerlendirebileceğimizi açıklamak için yazıyorum.

Mustafa Yıldırımtürk, “İZLER” adı altında topladığı “Fırtınalı Yıllardan Anılar”ını bir politikacı, alışılmış siyaset adamı olarak ya da sadece gözlemci olarak değil genç ve eylemin içinden devrimci militan olarak aktarıyor bize. Bir bakıma, “yazılmaya değer” yaşanmışlıkları gözlerimizin önüne seriyor. Açıkça söylemek gerekirse, edebi bakımdan “okunmaya değer” bir eser değil (Zaten bir edebiyat ürünü olma iddiası da yok), ama Türkiye toplumsal ve siyasal tarihinin çok önemli bir kesitini öğrenmek, dersler çıkarmak bakımından kesinlikle okunması gereken bir kitap bu.

Önce, bir “taşra” kentinde, çiftçi bir ailenin çocuğu olarak doğmaktan, babasının Kafkasya’da Bolşeviklere karşı savaşmış bir antikomünist olmasından gelen özelliklerle, sosyalizm için mücadeleye girmiş ağabeylerinin etkisinde biçimlenen eğilimlerin onun gelişiminde nasıl bir rol oynadığını öğreniyoruz. Bu sıradan bir çocukluk öyküsü değildir. Bu, o dönemde Türkiye’nin hemen her köşesinde bireysel yönelim olmaktan çıkmış, toplumsal bir oluşum halini almış olan “devrimcileşme” sürecinin özgün bir örneği olması bakımından önemlidir.

Sonra, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarını idama götüren süreçte hapishane dışıyla ve hapishaneler arasında bilgi ve haber taşıyan 15-16 yaşlarında bir çocuğu izliyoruz. Çok doğal, kaçınılmaz bir akışla kendisini illegal ilişkiler içinde buluyor ve burada yüklendiği görevleri büyük bir heyecanla yerine getiriyor. Yine o akıntı içinde, asla tersine yüzmeye niyet etmeden, heves ve heyecanla, her hafta yüz binlerce insana ulaşan bir devrimci gazetenin “yazı işleri müdürü” oluveriyor.

Toplumdaki her şey gibi, insanlar da hızla değişiyor, bugün bir öğrenci, yarın silahlı bir militan olabiliyor, dün bir avare iken şimdi hızlı bir devrimci olabiliyor. Bu yalnızca genç Mustafa’nın değişimi değil, “ev kadınları”, ekmeğinin peşindeki işçiler, kasaba delikanlıları, hatta burjuva politikacılar, yaşını başına almış emekliler de aynı fırtına içinde bir halden ötekine geçiveriyor.

Kitabın en önemli ve öğretici özelliklerinden biri, bu atmosferi somut olaylar içinde yansıtması.

Bir diğer özelliği ise, dönemin koşulları gereği yaratılan yasa dışı devrimci mücadele yöntemleri hakkında küçük ama öğretici bilgiler aktarması.

Ve kitabın “berceste mısra”sı, Metris’ten firar öyküsü… Türkiye’deki en “sıkı” askeri cezaevlerinden birinde kazılan tünel, 29 devrimciyi demir parmaklıklar arkasından temiz havaya çıkarıyor. Bu bölüm, farklı siyasal gruplarda yer alan devrimciler arasındaki dayanışmayı, özveriyi, birlikte mücadele-birlikte kurtuluş idealini somutlaması bakımından önem taşıyor.

“Yazılmaya değer” bir yaşam içinden gelen birinin kaleminden çıkan bu kitap, her bakımdan “okunmaya değer!”

Bu habere emoji ile tepki ver

😡
0
Kızgın
🤣
0
Hahaha
👍
0
Beğendim.
❤️
0
Muhteşem
😢
0
Üzgün
😮
0
İnanılmaz

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

spot_img
spot_img
spot_img
spot_img
spot_img
spot_img
spot_img
spot_img
spot_img
spot_img

En Son Haberler