Doğan’a vergi cezasının nedeni?

HaberTürk, “Doğan ne umdu, ne buldu?” başlığıyla cumhuriyet tarihinin en büyük haciziyle sonuçlanan sürecin analizini yaptı…

HaberTürk’te yayınlanan analizi olduğu gibi aktarıyoruz:

“Herşey, Doğan Grubu’nun Axel Springer’e yaptığı satışla başladı… Bu satışta Doğan Grubu neler elde etmek istedi, şimdi neleri kaybedebilir, hep birlikte bakalım…

Doğan TV, Axel Springer’e yüzde 25 hissesini 375 milyon Euro’ya (702 milyon lira) sattı. Birinci olarak; kayıtlarında bu satışı, yapıldığı yılda değil de bir sonraki yılda yapılmış gibi gösteren gerçek dışı işlemler yaptı. Satışı bir sonraki yıl yapılmış gibi göstermenin amacı, o yılki vergi yükünden kurtulmaktı. Böylelikle elde ettikleri menfaat tutarı 132 milyon 921 bin 473 lira iken, karşılarına 3 yıla kadar hapis cezası da doğuran 914 milyon liralık vergi cezası ve vergi kaçakçılığı davası çıktı.

İkinci olarak; Axel’e söz konusu hisseleri yüksek bedelden satabilmek için iştirakleri arasında devrettikleri hisseleri bu kurumlarda iki yıl tutmadılar ve vergi istisnasına tabi tutmak için Kurumlar Vergisi istisnasına uymadığı halde uymuş gibi gösterdiler. Böylece kurumlar vergisi yönünden 371 milyon lira menfaat elde etmek isterken 334 milyon lira cezasına maruz kaldılar. Ana işlem, istisnadan faydalanamadığı için ve 3 kez satış işlemi yapıldığı için ilmuhaberle yapılan devirler nedeniyle karşılarına bir de 2 milyar 300 milyon lira katlamalı KDV faturası çıktı.

Doğan Grubu bütün bunların siyasal nedenlerle yapıldığını iddia ediyor. Ancak görüldüğü üzere başlarına gelen vergi kaçakçılık davası ve cezalara, bu işten birinci derecede sorumlu olanların kanuna uygun hareket etmemiş olmaları ve kanuna uymamakla elde edecekleri menfaatlerine yönelik hırsları sebep olmuş… Belki bugüne kadar benzeri işlemlerde denetime tabi tutulmadıkları için çıkarlarına uyan her şeyi düşündükleri gibi yapmaya alışmış olan Doğan Grubu, bu sefer belli ki paçayı kaptırmış ve şimdi “siyasal baskı” diye bağırıyor.

Gelinen noktada tüm bunlar için, sadece bu işleri pratikte yürütmekten sorumlu olan yöneticilerin (Küçükçekmece Asliye Ceza Mahkemesi’ndeki savunmalarına göre Soner Gedik ve Barbaros Çağa) suçu deyip geçmek söz konusu olamaz. Çünkü, cui bono ilkesi gereğince (eğer yakalanmasaydı kime yarayacaktı? Belli ki, kaçırılacak vergiler sebebiyle Doğan Ailesi) bu işlemlerle nihai menfaat sağlayan Doğan ailesi de sorumlu…

Yeri gelmişken belirtelim; Doğan, orta boy gazete patronu olmaktan çıkıp Türkiye’nin imparatoru iddiasını ileri sürmesine ve bu vehminin bütün çevresini sarmasına yol açacak gücü Hürriyet’i aldığı 1994-2002 yılları arasındaki döneme borçlu. Bu dönemde Doğan hiçbir zaman tek başına güçlü bir hükümetle karşılaşmadı. Güçlü ve kendine güvenen bir bürokrasi ile çalışmadı. Bu dönemde çoğulcu bir medya yapısı da söz konusu olmadı. Doğan zayıf koalisyon hükümetleri, zayıf başbakanlar, etki ve kontrol altına alınabilen bürokrasi, medya gücü ile korkutulan iş hayatı ve tek sesli tekelci-kartelci bir medya sistemiyle bir taraftan kendisine dokunulmazlık sağladı, diğer taraftan yıldırıcı ve sindirici gücüyle gözüne kestirdiği, hedeflediği her alanda güç ve iktidar sahibi oldu.

İlk kez 2002 yılında durum değişti, tek başına ve güçlü bir iktidarla muhatap oldu. Gerçi; bu güçlü iktidarın devam edemeyeceğine, Meclis dışı güçler tarafından görev yapamaz hale getirilebileceğine, teslim alınabileceğine ya da düşürülebileceğine yönelik inançları bir şekilde bir müddet canlı kaldı. Bazen de buna yönelik atmosferi bizzat kendileri yarattılar.

Ancak tek başına hükümet ayakta kaldı, bürokrasiye hakim oldu. Medya çoğulcu bir yapıya kavuştu, alternatif sivil toplumlar oluştu. Böylece Doğan’ın her dediğini yaptıramayacağı bir toplumsal, kamusal ve siyasal yapı ortaya çıktı. Şimdi bağırmalarının altında yatan aslında biraz da her istediğini yaptıramamanın, artık dokunulabilir olmanın feryadı… Ancak kısa bir süre içerisinde olaylar kendi istedikleri gibi gelişmezse bu isyan haykırışları yerini yalvarışlara ve merhamet dilenen iniltilere bırakabilir…

PEKİ ŞİMDİ NE OLACAK?

Doğan için ya tam teslimiyet, ya da kara bulutlar…

Doğan için bugüne kadar kesilen vergi cezası toplamı yaklaşık 5 milyar 800 milyon liraya ulaştı.

Birinci dava, kaçakçılık davası olduğu için uzlaşma kapsamına girmedi. Doğan’ın bu davadaki kaderi İstanbul 6. Vergi Mahkemesi’nde 10 Kasım’da görülecek duruşmada belli olacak. Eğer bu davayı kaybeder ve dava Danıştay’da da onaylanırsa, her gün işleyen olağanüstü faizlerle birlikte Doğan, 1 milyar lira civarında nakit ödeme yükümlülüğü riski altına girecek. Davayı kaybetmesi durumunda sırf bu dava sebebiyle Doğan’ın basın yayın şirketleri de krize yuvarlanabilir.

Konu sadece bununla sınırlı olsaydı, Doğan’ın belli oranda zarar görmesine karşın ayakta kalması söz konusu olabilirdi. Ancak bir de şu anda gündemde olan 4.8 milyarlık vergi davası var. Bu hafta itibarıyla, Doğan’ın cezanın muhatabı olan tüm malvarlığı üzerine ihtiyati haciz konulmuş durumda. Ve dava sonucu kesinleşene kadar, öncesinde yürütmeyi durdurma alamadığı için haciz yürürlükte kalacak. Bu miktardaki bir cezanın günlük faizi yaklaşık 4 milyon lira. Dolayısıyla Doğan ya uzlaşmaya gidecek ya da dava sonucunu bekleyecek.

Davanın en az 2 yıl sürebileceğini göz önüne aldığımızda Doğan’ın 2 milyar 800 milyon liralık faizle ve gelir elde edemeyecek olan hacizli şirketleriyle dava sürecine katlanabilmesi neredeyse imkansız görünüyor. Katlandığını varsaysak bile, davayı kaybetmeleri durumunda oluşacak miktar söz konusu şirketlerin ve bütün Doğan Grubu’nun mal varlığı değerlerini aşan bir miktar oluşturacağı için davanın sonucunu göze alma riskinin anlamı; riskin tahakkukunda Doğan Grubu’nun yok olması demektir. Bu yüzden Doğan Grubu’nun bu riski göze alma ihtimali çok zayıf görünüyor.

Geriye kalıyor merkezi uzlaşma ihtimali… Merkezi uzlaşma Maliye Bakanlığı’nın kontrolünde gelişen, bir diğer ifadeyle siyasi yönü ağır basan bir uzlaşma platformu. Kısacası, uzlaşmada Doğan’ın kaderi siyasal iradenin iki dudağının arasında kalıyor. Doğan bu vergi cezalarını iktidarın düşmanlığı olarak yorumladığına ve kendisini yok etmek, susturmak amaçlı olduğunu ileri sürdüğüne göre, uzlaşmaya giderek kendisine düşman olduğunu iddia ettiği aynı siyasal iradeden cezasının affedilmesini isteyecek. Buna gittiğine göre, ya iddialarında samimi değil ya da geçecek günlerde iktidara kendisini affettirebileceğini umuyor.

Eğer affettiremezse ne olur diye soracak olursanız…

Kütüphane raflarındaki büyük güçlerin yükseliş ve çöküşlerini anlatan kitaplara bir yenisi daha eklenir:

The Rise and Fall of Doğan Empire…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.