FRANSA’DAN… Fransa’nın AB Politikası ve Türkiye

FRANSA’NIN AB POLİTİKASINDA TÜRKİYE’NİN YERİ…

AB’nin oluşturmaya çalıştığı uluslararası politikalarda Fransa’nın geleneksel dış politika stratejisinin belirleyici bir rolü olduğu bilinmektedir. Bunun bir kaç nedeni var: Birincisi, Birliğin bügünkü üyeleri arasında, uluslararası ilişkilerde  ekonomik ve politik olarak en önemli bir güçtür.  İkincisi,  hem AB içerisinde en önemli askeri kuvvettir, hem de NATO içinde ABD’den sonra İngiltere ile ikinci büyük askeri kuvvet olarak, ulusulararası alanda askeri müdahalelerde bulunan bir ülke olmasıdır.

Sovyetler Birliği’nin politik olarak uluslararası alanda önemli bir güç olduğu  tarihsel dönem içerisinde, Avrupa ülkeleri daha çok ABD’nin uluslararası politik şemsiyesi altında edilgen bir konumda duruyorlardı. Avrupa’nın bu özgün tarihsel süreci içerisinde özellikle Fransa, ABD’den daha bağımsız bir politika izlemeye çalıştı ve bu farklılığını,  bir bakıma ortaya koydu.

AB, ekonomik bir güç olarak oluşmaya başladığı andan itibaren, aynı zamanda politik bir kuvvet olarak da örgütlenmek için ciddi arayışlara gitti. Özellikle son 15 yıldır Almanya-Fransa ittifakı, Birliğin politik bir kuvvet olarak yapılandırılmasında ciddi bir etki yarattı. AB projesinin siyasallaştırılarak uluslararası bir güce dönüştürülmesinde özellikle Fransa’nın büyük bir etkisi ve çabası oldu.

AB’nin genişlemesi, sınırlarının Asya’ya ve Ortadoğu’ya dayanması, uluslararası alanda ikinci büyük bir güç olma istemiyle doğrudan ilişkilidir. Bu sürecin bir bakıma motor gücü olan Fransa’nın Türkiye’ye ilişkin izlemiş olduğu politika, tam da bu gelişme ve etkin olma stratejisiyle ilişkilidir.

Fransa’nın iç politikasında, Türkiye’ye ilişkin farklı seslerin çıkması, aynı zamanda, bu ülkenin dış politikasında yaşanan çatışmalarla ilişkilidir. Birincisi, Chirac’ın savuna geldiği geleneksel dış politikası. İkincisi ise sağcı parti UMP’nin başkanı ve aynı zamanda İçişleri Bakanı Sarkozy’nin oluşturmaya çalıştığı, ‘Traslatlantik ötesi’ dış politika,  Bugün Fransa’nın bilinen geleneksel politikası etkindir ve daha çok, AB ekonomik, siyasal ve askeri olarak bir güç olmasını sağlayarak, uluslararası alanda ABD ile yeni bir politik güç olması çabasıdır. ABD’nin Avrupa’daki politik etkisinin kırılmasının ve AB’nin dünya çapında yeni ve güçlü kapitalist bir blok olmasının, AB’nin politik güç olma sürecini tamamlanmasıyla olacağını düşünmektedir. İkinci dünya savaşından bugüne kadar savunulan geleneksel dış politikasında bu bakış açısı etkendir. Chirac’ın da var gücüyle savunduğu politika budur.

Fransa, Türkiye’nin ekonomik, askeri ve jeopolitik konumunun önemini bilince çıkartmış durumdadır. Türkiye’nin ihtalat ve ihracatı’nın yüzde 60 AB ülkeleriyle olmakla birlikte, dışpolitikada ve askeri alanda daha çok ABD’ye yakın bir politika izlemektedir. İşte Fransa’yı tam da rahatsız eden durum budur. Fransa, ABD’nin politik etkisini kırmaya özel bir önem vermektedir. İngiltere ile olan çatışmasının en önemli nedeni budur. Bu nedenle Fransa’nın Türkiye’ye ilişkili politik kaygıları uzun bir süre devam edecek ve müzekereler sürecinde Türkiye’nin üzerinde ciddi bir baskı gücü oluşturacaktır.

Burda iki noktaya özel olanak dikkat çekecektir. Birincisi, Türkiye’nin dış politikada AB yörengesine oturtmak ve özellikle Ortadoğu ve Avrasya bölgesinde etkin olmak bakımından bunu ciddiye almakta, ikincisi ise Ordunun politik etkisini zayıflatma. Ordu, Türkiye’de  hem politikada etkin bir güçtür hem de ABD’nin dış politikasına yakındır. Hiç şühpesiz ki, Fransa, stratejik önemde gördüğü bu iki temel konuyu doğrudan müzekere konusu yapmayacaktır. Ama, bütün itirazlarının arka planında bunun var olduğunu bilmek gerekir. Ekonomik potansiyeli, askeri gücü  ile ABD’nin politikalarına uyumlu bir ülkeyi AB içerisinde görmekten kesin olarak rahatsızlık duyacaktır. Bu nedenle Türkiye, dış politikada ve askeri stratejide, ABD’nin politik etkisinde çıkar ve  AB’nin  politik yörengesine girmeye başlarsa, müzekerelerin çok daha erken tamamlanma olasılığı yüksektir.  Yunanista, İspanya, Portekiz gibi ülkeler buna somut örnektir.

Fransa’nın Türkiye’nin üyeliğini referanduma sunması için parlementoda karar almış olması, yukarda ifade edilen kaygılarla ilişkilidir. Fransa cumhurbaşkanı’nın, Türkiye ile müzekerelere başlamasını onaylaması nedeniyle yaptığı değerlendirmede,  ’15 yıl sonra Fransa halkının neye karar vereceğini şimdiden bilemeyiz’ demesi ve aynı zamanda ‘Türkiye’de kültür değişimine ihtiyaç vardır’ tespiti, tamamen bilinçli olarak tercih edilmiş kavramlardır. Verilen mesaj açık: Türkiye’nin yolunu açıyoruz, ama Türkiye bizim politik ihtiyaçlarımıza uygun olarak değişmek zorundadır.

Bu bakımdan, Türkiye, Fransa’nın iç ve dış politik gündemini meşgul etmeye devam edecektir. 
   

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.