Kütüphane kokusunu özlemişim

Beş yıl kadar olmuş Girne Kütüphanesi’ne gitmeyeli. Tadilattan beri…

Bundan dört-beş yıl önce tadilat yapıldı kütüphanede. Bahçenin bir kısmı yola katıldı, kaldırım oldu. (Bilenler bilir, yolda yayaların yürüyeceği bir kaldırım yoktu. Direk yoldan kütüphaneye adım atılırdı.) Dolayısıyla artık kişiler seyir halindeki araçlardan sakınmak için kütüphane duvarına sürtünerek içeri girmek zorunda değil.

Ne var ki o haliyle en az haftanın iki günü Girne Kütüphanesi’ne giden ben, sonrasında evime değil, işime yakın olanları tercih ettim. Milli Kütüphaneyi, YDÜ Kütüphanesini…
Vefasızlık mı, belki… Kolaycılık mı, belki ama görünce dayanamıyor insan. Ben de önünden geçerken dayanamadım, işe geç kalma pahasına içeri girdim. Bazı kitapların yeri değişmiş, yeni yerlerine yakışıp yakışmadıklarını tarttım kafama göre. Kitaplara dokundum, sayfalarını açtım, kimi kitapların önsözlerini okudum. Alıp almama konusunda uzunca bir tereddüt yaşadıktan sonra -bitirmem gereken kitaplar olduğundan- iade gününü de göz önüne alarak bıraktım yerlerine.

Kütüphane müdürü hanımla sohbet ettim ayaküstü. En kısa zamanda tekrar gelme sözü verdikten sonra huzur içinde oradan ayrıldım.

Eski bir dostu görmek gibiydi kütüphane ziyaretim. Tadilatın alıp götüremediği kütüphane kokusunu içime çekmek çok iyi geldi, eski günleri yad ettim.

***

İlkokul üçüncü sınıftan itibaren kütüphane benim en çok vakit geçirdiğim yer olmuştu. Sabahçı olduğum zamanlar okuldan çıkıp eve gider, yemeğimi yer, sonra yürüye yürüye tekrar okuldaki kütüphaneye giderdim. Kütüphanede bitirebileceğim kalınlıkta bir kitap alır, ertesi güne bırakmak istemezdim. (O zamanlar eve kitap verilip verilmediğini bilmiyorum. Kütüphanede okur, bırakırdık.) Çok acı ki benden önceki jenerasyona da kucak açmış olan kütüphane yıllar içinde geliştirilip büyütüleceğine, kapandı, öğretmenler odası oldu. Dolayısıyla bizden sonraki kuşak kütüphanede kitap okumanın hazzını yaşayamadı.

***

Kitap kokusu tarifi mümkünsüz bir kokudur. Hele hele baskıdan yeni çıkmışsa. Bu kokunun yanında birde yılların kitap içine koku şeklinde sinmesi vardır. Bir pasajın en ücra, en unutulmuş köşesindeki bir sahafa girdiğinizde sizi o koku karşılar. Bu kokuyla geçmişi, o eski kitaplarda anlatılmış olan yıllanmış hatıraları çekersiniz ta ciğerlerinize. İçinize huzurla karışık geçmiş doluverir birden. O an kendinizi başka bir hayatta buluverirsiniz kendinizi. Kim zaman Güliver’in ülkesinde, kimi zaman Gorki’nin Rusya’sında, kimi zaman Dickens’in İngiltere’sinde, kimi zaman Ömer Seyfettin’in Balkanlarında…

Zafer Pasajında, Karanfil Sokak’taki pasajlarda ne çok vakit geçirmişimdir… Raftan belki aylar, belki yıllardır dokunulmamış olan kitabı elime almış, tozunu üfleyip içini karıştırmış, sararmış sayfalarını hızla çevirirken kimi zaman bir not kimi zaman da bir resim bulmuşumdur…

Kitap böyle bir şeydir işte… En güzel bağımlılıktır… Birçok dünya tanımaktır… Geçmişe uzanmak, geleceğe yürümektir… “Issız bir adaya gidecek olsanız yanınıza alacağınız üç şey” in en popüler cevabıdır. (Issız bir adaya düşseniz yanınıza alacağınız üç şey diye sorardık bu soruyu. Sanki adaya planlı düşülürmüş gibi…)

Kısacası kitap, özellikle saman kağıt kokusu eskilere götürür insanı. Kişinin ölmeden önce hayatının film şeridi gibi geçtiği gibi, bu kokuda da eski günler gözünün önünden geçer insanın… Mutlanır…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.