MEMLEKETİM VE ÜÇ BİNNAZ

SEDAT YILDIRIM SARICI – Şarkısözleri şifre gibidirler. Toplumun halet-i ruhiyesini yansıtırlar. Asalet de, rezalet de kendisini ilelebet saklayamaz. Umulmadık bir kelamla farkında olmadan aşikar edilir.

007 James Bond filmine “Dünya Yetmez” (The World is Not Enough) başlığını atınca aç gözlülüğün sınırsızlığını da arsızca itiraf etmiş olursunuz. Zaten James Bond’ların sahipleri olan İngiliz ve Amerikalıların doyumsuz uğursuzluğuna “Allah doyursun” bile denilemeyecek kadar ümitler yitirildi.

Bizde de rakamlara yansıyan bu doyumsuzluğa “bin türlü dolap çevirmek” gibi deyimlerle sıkça rastlandığı gibi kutsal metinlerde de “şeytanın bin türlü hileye başvurduğu” yazılıdır.

BİRİNCİ ve İKİNCİ BİNNAZ 

Binnaz üç ayrı parçada geçer. En masumu ve asili eser sahibinin bilinmediği türkümüzdeki halidir. “Binnaz kızı naz kızı / Yanakları kırmızı / Al yanağın üstüne / Doğdu sabah yıldızı”. 

Eser sahibi tesbit edilemediğine göre oldukça eski bir beste olma ihtimali yüksek. Yani çağımızın edebi edepsizliğine bulaşmamış. Bağnazlığıyla da tarihte acı hatıraları olan bir toplumda aynı türkü içinde oldukça dürüstçe mısralara da rastlamamız mümkün:  “Entarisi aktandır / Ne gelirse Hak’tandır / Bu bizim ayrılmamız / Çokca sevişmektendir”.

İkinci Binnaz’ımız akordeoncu & şarkıcı Ciguli’yi şöhrete kavuşturan parçadır. “More Binnaz, sen bu gece kudurdun mu? / Delirdin mi, şaşırdın mı? / Çalgıcı karısı Binnaz / Esnaf karısı Binnaz / Kumarcı karısı Binnaz”

Gördüğünüz üzere ahlaki erozyonunun şiddeti ve yayılım alanı oldukça genişlemiş bulunuyor. Ciguli bu erozyonu yaratan değil, içinde sürüklenen, yuvasız, sandalyelerde uyuyarak bahşişlerle ekmek kazanan bir müzisyendi. Erozyona uygun heyelan ya da zemin kayması  “Kız hepsi senin mi”, “Seni yerler bu zilliler” veya “Bandıra bandıra ye beni”, hatta “Kuru sulu karıştırıp içiyorum oh oh / Üflemeyin sakın dostlar uçuyorum oh oh / Bir yanımda sazlar bir yanımda cazlar / Ben de hem iş ve hem de naz var” gibi sözlerle oluşturuldu. Müzik şirketleri ticari getirisi oldukça yüksek, ahlaki düzeyi oldukça alçak işlerle yurdu ve ard arda birkaç nesli kirlettiler.

Ciguli kendisi için hazırlanan belgeselde başka eserleri seslendirmek istediğini ama müzik yapımcılarının ısrarla Binnaz’ın üzerine gittiklerini söylüyor. Yani Unkapanı’nın kapanına yakalanıp kurban olmuş.

Bu hezeyan, heyelan ve hengame içinde annesinin adı Binnaz olup Ciguli’nin şarkısına kızan Ersin Öztürk, cinnet geçirerek Ciguli ile hesaplaşmak üzere müzik şirketini basar. Elindeki bıçakla içeridekileri ölümle tehdit edip boğazına bıçak dayayarak çaycıyı ve iki sekreteri rehin alır (Türkiye Gazetesi  19 Haziran 1999). Daha sonra Ersin Öztürk adı MHP Adalar İlçe Başkanı olarak da basında yer aldı.

(Asıl adı Ahmet olan) Ciguli (Bulgaristan resmi kayıtlarına göre) Angel Jordanov Kapsov

Hamal olarak çalışan babasını çocuk yaşta kaybeden Ciguli, beş kardeşi ile annesinin geçimini sağlamak amacıyla kazandığı üç kuruşu da Bulgaristan’a gönderirmiş. Keder kalbi zedeler. Nabız 57 yaşında tamamen durdu (31 Ekim 2014).

 ÜÇÜNCÜ  BİNNAZ VE “MEMLEKETİM”

Üçüncü Binnaz, İlham Gencer’in “Yavuklu Binnaz” şarkısında geçer. Gencer’e göre bu parça Türkiye’nin ilk caz bestesidir.

Benim gönlüm alçak dağlara konmaz / Üçler, beşler, onlar, benin için az / Dağım Binboğa’dır, kasabam Bingöl / Ve bindallısıyla yavuklu Binnaz”.

“Ülkemizin ilk ve son ülkücü caz’cılarından” diye de bilinen İlham Gencer, kendisini koyu bir Türk milliyetçisi olarak tanımlar. Mahkeme kararıyla adını Bozkurt İlham Gencer olarak kaydettirip İstanbul’dan MHP milletvekili ve belediye başkan adayı da olur. Rahmetli olan eski eşi Ayten Alpman’ın söylemiş olduğu “Bir başkadır benim memleketim” adlı şarkıya dair yorumları sık sık basında ve ekranlarda yer alır.

Bu demeçlerinde 1970`lerde çok popüler olan ve eski eşi Ayten Alpman`ın seslendirdiği “Memleketim” şarkısının, Türkiye’de uzun yıllardır uygulanagelen “müzikte asimilasyon” projesinin bir parçası olduğunu… İçinde Türklük, vatan, bayrak kavramları yer almadığı gibi, aslında bir Musevi şarkısının aranjmanı olan bu şarkının Kıbrıs Harekâtı vesilesiyle de millî şarkı diye topluma yutturulduğunu, bunda eski eşinin bir kabahati olmadığını, onun sadece kandırılmış olduğunu ileri sürer.

Bir başka açıklamasında ise bu düşüncelerini, yıllar önce Ayten Alpman’a söylediğini ifade etmiş: “Ama yıllardır inat içine girip şarkıyı söyledi. O şarkının neden bizim milli duygularımızı simgelemeyeceğini bir türlü anlamadı, anlamak istemedi.” demişti.

Yalnız Ayten Alpman, “Bir başkadır benim memleketim”i televizyonda başka türlü açıklamış,

30 sene önce hatırladığım kadarıyla şunları söylemişti: Ben caz söylemek istiyordum. Bu parça önerildiğinde ‘Mevlana, Yunus, Emrah ve çoban’ gibi sözler geçtiğinden taşralılık hissettim ve söylemek istemedim. Plak çıktığında kimse ilgilenmedi. Nedense sonra çok tanındı.” 

Ayten Alpman

1962 yılında Sezen Cumhur Önal’ın röportajında yeteneği ve üstün şan tekniğiyle çelişen bir kavrayışla Alpman kendisini anlatır (Haber Türk – 29.04.2012) : “Hiç unutmam, Allah selamet versin, Tülay German’ı dinleyeceğiz. Bıraktığımda ‘Summertime’ı harika söyleyen, o cazcı Tülay German, bir çıktı ortaya, ‘Burçak Tarlası’ senin tarlan, benim tarlam. Acayip bir şey… ‘Bu ne’ dedim yaa. Ağzım açık kaldı. Oysa ben İsveç’te öğrendim ya o cazı, satmak istiyorum buraya. Yer bulamıyorum… Yani Türkçe uymuyordu kulağımıza. İngilizce söylemek istiyordum”. 

Oda TV’nin 3 Nisan 2013 tarihli haberinde Ayten Alpman, İlham Gencer’e cevap verir: “İlham Bey yıllardır bir hayal dünyasında yaşıyor. O hayal dünyasından da bir türlü kurtulamadı. Şarkı, ikinci milli marşımız haline gelmiş. Dinleyen herkeste aynı duyguları yaratıyor… Daha ne? Kime ne zararı var? Amaç milli duyguları paylaşmak değil mi? Bu şarkıyla paylaşıyoruz işte. İlham Bey bıraksın bu işleri.”

Birden Halk Müziği’mizin önemli ozanlarında Muhlis Akarsu’nun dilimizdeki en güzel dizelerinden birkaçı aklıma geldi. Sivas’ta 2 Temmuz 1993’de 34 kişinin yakılarak katledildiği Madımak Oteli’nde eşiyle birlikte 45 yaşında can vermişti.

“ey sevdiğim sana şikayetim var… / dün dediğin bugünkünü tutmuyor… / ne sevdiğin belli ne sevmediğin / Akarsu’yum böyle miydi ahtımız / onun için viran oldu tahtımız / umudum yok gülmez artık bahtımız /  hainsin oy oy, zalımsın oy oy, ne deyim oy oy.”

“Memleketim” üzerine hakikaten “Bir Başkadır Benim Memleketim” dedirtecek beyanlara ara verip başka bir memleketteki paylaşımına değinelim. 28 Şubat 2010 tarihinde dönemin Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay ve Alman Devlet Bakanı himayesinde Fransız katedralinde bir konser düzenlenir. Müslüman, Musevi, Hıristiyan din adamları, Süryani, Ortodoks, Katolik, Alevi ve Sünni mezheplerinden Türk, Ermeni, Arap kökenlilerin oluşturduğu “Antakya Medeniyetler Korosu” ve  Kürt sanatçı Şiwan Perver’in solistliğiyle “Bir Başkadır Benim Memleketim” söylenir. Konseri Özgürlük ve Demokrasi Partisi eski başkanı Barış ve Demokrasi Partisi milletvekili Ufuk UrasYeşiller Partisi Eşbaşkanı Cem Özdemir de izlerler (Cem Özdemir geçen hafta – 26 Kasım 2021 – Almanya’nın Tarım Bakanı oldu).

Sanırım Hey Dergisi’ndeydi, “Kızımın milliyetçi duygularından gurur duyuyorum” diye beyanat veren Ayten Alpman’ın kerhen söylediği parça oldukça farklı milli, dini ve siyasi mensubiyetleri bir araya getirmiş. Güzel bir melodi olunca paylaşılmak istenmiş olabilir. Dostluğun geliştirilmesi için zeytin dalı işlevi de görebilir. Öyle de olmuş. Ufkumuza bağlı…

Bilindiği gibi “ırkçılığa ve ayrımcılığa uğrayan siyahların isyan sesi” olarak da tanımlanan caz’ın içinde ırkçılığa, milliyetçiliğe meyleden müzisyene rastlamak milyonda bir bile olabilecek iş değilken bize denk gelmesi çok acı. Zannımca, beşerin şuur kaybını beşer onar yıllık silsilelerle değil de, yarım asırlık merhalelerle değerlendirmek hakikate ermemizi kolaylaştıracaktır.

Daha önce çok yerde bahsi geçti ama hatırlatmakta yarar var. 1940’larda Washington Büyükelçisi Münir Ertegün’ün oğulları Ahmet ve Nasuhi Ertegün kardeşler, siyah müzisyenleri büyükelçilik binasına davet etmeye başlarlar. Ancak o yıllarda, siyahlar büyükelçiliklerde konuk edilemez ve ön kapıdan girmelerine izin verilmezmiş. Durum fark edilir ve resmi bir şikayet mektubu alırlar. Büyükelçi Münir Ertegün şöyle cevaplar: “Biz her zaman misafirlerimizi ön kapıda karşılarız.” Sonrasında da Ertegün’lerin kurduğu Atlantic Records, Ray Charles’dan Dizzy Gillespie’ye siyahların ve saygınlığın mabedi haline gelir.

Ella Fitzgerald ve Marilyn Monroe caz kulüpte

1950’li yıllarda büyük caz solisti Ella Fitzgerald plaklarıyla Amerika’yı sarsar ama siyah olduğundan dolayı önemli caz kulüpleri kapıdan içeri sokmazlar. Sinema tarihininde tüm zamanların en büyük kadın film yıldızları arasında gösterilen “sarışın bomba” Marilyn Monroe ise Ella’ya hayrandır.

Ella’nın Los Angeles’ın en meşhur kulübü olan Mocambo’da sahneye çıkmak isteyip de çıkarılmadığını öğrenen Marilyn Monroe, “Ella’yı sahneye çıkarırsanız her gece gelir en önde oturur, başka ünlü arkadaşlarımı da yanımda getirir, kulübünüze izleyici çekeriz” diye kulüp sahibine öneride bulunur. Marilyn sözünü tutar, her gece en ön masadan Ella’yı dinler. Rezervasyonlar bir anda tükenir, Ella’nın anlaşması memnuniyetle uzatılır.

Ella kariyerinin zirvesindeyken bile siyah olması nedeniyle sahneye çıktığı kulüplere bile sadece arka kapıdan girmesine izin verilir. Böyle zamanlarda da Marilyn arkadaşını yalnız bırakmaz, sırf bunun için onca yolu tepip Kolarado’ya gider, “Ella ile birlikte ön kapıdan giremeyeceksem ben de içeri girmiyorum” der.

Çocukluğu yetimhanede geçen Marilyn Monroe, ilk evliliğini 16 yaşında yapmış, aşırı dozda ilaç kullanmaktan kaynaklı muhtemel intihar sebebiyle 36 yaşında (5 Ağustos 1962) milyonları gözyaşına boğmuştu.

Uzattık toparlayalım; hem caz’cı, hem milliyetçi olunmaz. Tutarlılık “hem ona, hem buna” izin vermez. Doğrusu “ya o, ya bu”dur.

Binnaz ve Ciguli

Binnaz’la başladık, Binnaz’la bitirelim. Ve kendimize gelelim. Şarkının video klibinin sonunda, uzun boylu tombul Binnaz, gecenin ilerleyen saatinde baş başa kalmak üzere kısa ve sıska Ciguli’nin ensesinden tutup yatak odasına atar. Bebek yapma arzusunun teşebbüse evrildiğini sezinleyen Ciguli, kurtulmak için ceketini bile çıkarmadan karyolanın altına saklanır. Haklı. Çocuk yetiştirmek kolay mı? Kim olsa kaçınır. Ulusal nüfus artışını dengelemek için emsal teşkil edebilecek bir yöntem de keşfedilmiştir. Eşref-i mahlukata ikramımızdır.

_________________

Müzisyen de olan yazarımızın diğer çalışmalarına https://sedatsarici.com/ adresinden

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.