Mesleğimiz (!) darbecilik (IV)

Darbeciler hiçbir dönem ve devirde demokrasiyi hazmedemediler.
Aslında Harp Akademilerinde verilen derslerde sanırım bir eksiklik yoktur ve demokrasinin “kötü” ama kötülerin iyisi bir yönetim sistemi olduğu öğretiliyordur.
En azından “şimdilik” anlaşılabilir bir sistem.
Bu dünya faşizmden de, komünizmden de çok çekti.
Nitekim hepsi çöktü veya çökmek üzere olan sistemler.
Peki bizdeki askerler bile bile neden darbecilik oynarlar?

Bin tane nedeni vardır.
Ama bir tane elle tutulur ve kabul edilebilir gerekçeleri olamaz.
Sivil yönetimleri hazmetmek, demokrasiyi içlerine sindirmek zorundalar.
Tabii sadece askerler değil.
Apoletli siviller de kendi çıkarlarını gözeterek askerler “ tahrik” ve “ teşvik” edici eylem ve söylemlerden geri durmalıdırlar.

Her darbenin ardından faşist yönetim liderleri “Siviller bizim başa gelmemizi çok istemişlerdi” gibi “zırva” bir gerekçeyi gündeme getirdiler.
Hala bunu hala savunanlar da olabilir.

Neticede “askeri vesayet” bir sistem değil, bir dikta-faşist yönetim biçimidir. Ve halkı ezer geçer.
Savaş kadar olmasa da gerisinde kan ve gözyaşı bırakır.
Faili meçhuller bırakır.
Yakılan köyleri bırakır.

Şu anda ülkemizde “askeri vesayet” sistemi yargılanıyor.
Ama şimdi de “sivil vesayet” iddiaları askerin ekmeğine yağ sürmeye devam edecek gibi.
Nitekim İsveç’te yaşayan meslektaşım, gazeteci dostum ve yazar Ali Haydar Nergis, “Darbecilik Mesleği” yazılarımdan ikincisine gönderdiği eleştiride bu konuya yer vermiş:

“Sezai Bey, apoletli ”darbecilik” ile ilgili görüşlerinize katılıyorum. Ancak, günümüzde, darbeciliğin ” apoletsiz” yeni bir versiyonu olan ”sivil darbecilik ” kavramına da örneklendirerek açıklık getirirseniz, yazınız bir bütünlük içinde yerli yerine oturur…”

Tabii ki şimdilerde ortaya atılan bu varsayımı dikkatlerden kaçırmamak, hatta her an göz önünde tutmak gerekir.
Ama insaf ile söylemek gerekirse biraz daha beklemek gerekmez mi?
Biraz “acul” bir değerlendirme değil mi?

Bir asra yakın süredir tahammül gösterilen “askeri vesayet”e karşı henüz on yılını doldurmakta olan sivillere, seçilmişlere fazla haksızlık yapmamak gerekir.

Emekliyor sandığımız demokrasi henüz cenin kıvamında.
Daha dünyaya gelmiş bile değil.
O özendiğimiz Avrupa Birliği ve Avrupa ülkeleri düzeyine gelmemiz için Batılıların bize biçtikleri süre henüz 15 yılı doldurmuş değil.
Onlar buna “hazmetme kapasitesi” diyorlar.
Ben “sosyal eksiklikler” diye düşünüyorum.
Bu açıdan bakılınca bir 15 yıla daha ihtiyacımız olduğu da bir gerçek.
Batı için olmasa da, kendimiz, yani ülke için, yani halk için yapılması gereken çok iç ve hedef var. Almamız gereken o ince ve uzun yol hala kat edilmiş değil.

Bunların hayata geçirilmesi sırasında “sivil yönetim” baskı kuruyor olabilir.
İcraatı sırasında sert ve insafsız davranışlarda bulunmuş olabilir.
Hatta AKP iktidarının sadece basın değil, sivil toplum kuruluşlarına da aba altından sopa göstermesi de çok yanlış.

Gücü eline geçiren ve büyük kitlere umut veren AKP iktidarının son on yıla sığdırmaya çalıştığı ve hızla yaptığı bazı reformlarda hatalar da olabilir.
Ama bunun adına “sivil darbecilik” yakıştırması yapmak biraz ağır bir itham olur ki ben buna katılmakta zorlanırım.

Bir asra yakın süredir bir sivil iktidar siyasi hayatımızda ilk defa “sivilleşmenin” tadını çıkarırken biraz fazla şımarmışsa, biraz ortalığı boş görmüşse, biraz da halktan aldığı gücü “parlatarak” sergilemek ve onun tadını çıkarmak istemişse bunu hoşgörü ile karşılamamız gerekmez mi?

Ben geçmişe bakarak bugünlerin iyi değerlendirilmesinden yanayım.
Dünü dikkate almadan yorum yapmaktan kaçınmak lazım.

Tabii sivil iktidarlara sonsuz yetki ve güç verilmesinden yana da değilim. Halkın, iktidarların denetimini sandıklar ortaya çıkınca yapacağına ve yapması gerektiğine inananlardanım.
Yanlış, ya da doğru.
Halk karar verir.
Halk karar vermeli.
Halkı yönlendirmek, bilinçlendirmek, iktidarın pisliklerini sergileyip ona göstermek, doğruları ona ulaştırmak ise medyanın görevi.
Her pisliğin gün ışığına çıkmasını gerçekleştirmek yerine ucuz sloganlar üreterek iktidarları eleştirmek çok kolay.
Medyanın bugün için yaptığı da bu.
“Askeri vesayet bitti, sivil vesayet geldi” demek biraz ilkel düşünce gibi.
Üstelik bu sloganlar ve yakıştırmalar Batının demokrasi mücadelesinde o zamanki muhalefet tarafından çok kullanılmış yakıştırmalar.
Yani iki asır önce.

Raf ömrünü tamamlamış sloganlara yapışmak veya onları yeniymiş gibi piyasaya sürmek bizlere yakışmaz dostum Nergis.
Ne sana ve ne de bana…
(devam edecek)

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.