Prof. Dr. Taner Timur: Ekim Devrimi, devrimler tarihinin en umut verici halkasıdır

Uğur ZENGİN/ EVRENSEL – Ekim Devrimi bugün 104 yaşında. Tarihçi-Yazar Prof. Taner Timur, devrimler tarihinin en önemli ve en umut verici halkası olarak gördüğü bu devrimin belleğimizi ısıtmaya devam ettiğini belirtiyor.

Ekim Devrimi 104 yaşında. Bolşevik Parti liderliğinde gerçekleşen bu büyük devrim, yüz binlerin katıldığı çarpışmayla gerçekleşti. Tam da 104 yıl önce bugün, Petrograd’ın kilit noktaları ele geçirildi ve Lenin “işçi ve köylü” devriminin zaferini duyurdu. 1768 kapılı, 1050 odalı Kışlık Saray’ın odalarından artık ülkenin yeni sahiplerinin ayak sesleri geliyordu.

1849, 1871 ve 1905 devrimlerinde yenilgiye uğrayan proleter hareketin 104 yıl önce gerçekleştirdiği zaferi Tarihçi-Yazar Prof. Dr. Taner Timur ile konuştuk.

Hocam, Lenin henüz Ekim Devrimi öncesinde Zürih’ten yazdığı mektupta, “Ne doğada mucize olur ne de tarihte. Ancak tarihin her ani dönemeci ve özellikle her devrim öylesine bir içerik zenginliği sunar, savaşım biçimleri ve karşı karşıya bulunan güçler arasındaki ilişkiler öylesine beklenmedik bileşimler ortaya koyar ki, saf birine çok şey mucize gibi görünecektir” diyordu. Buradan hareketle sorarsak, Ekim Devrimi neden mucize değildi?

Bu soruya yanıtı “Ne doğada mucize olur, ne de tarihte” sözüyle zaten Lenin vermiş bulunuyor. Ama insanlar yine de olağanüstü durumlarda bu sözcüğü mecazi anlamda kullanıyor ve “mucize”den söz ediyorlar. Gerçekten Ekim Devrimi de böyle bir izlenim uyandırıyordu. Çarlığa karşı ayaklanmadan bir yıl önce bile bu yarı feodal ülkede sosyalist bir devrim olacağı herhalde kimsenin aklına gelmezdi. Lenin’in büyüklüğü, savaş koşullarının Rusya’da artık “Üsttekilerin ülkeyi eskiden olduğu gibi yönetemediği, alttakilerin de artık eskisi gibi yaşamak istemedikleri” bir “devrimci durum” yarattığını saptaması ve “karşıt güçler arasındaki beklenmedik bileşimler”in analizine dayanan taktik ve stratejik ittifaklar geliştirmesi oldu. Zaferi de bu sağladı.

“KAPİTALİZM ENTERNASYONALİST BİR SINIF YARATTI”

Ekim Devrimi için ‘Bir devrimler çağının en büyük halkası’ demek sanıyorum yanlış olmaz. “Eşitlik, özgürlük ve kardeşlik” talebiyle Fransız Devrimine henüz ‘zayıf’ bir sınıf olmasına rağmen proleterler katıldı. Paris Komünü deneyimi yaşandı. Proleterler başkaca devrimlerin içinde yer aldı. Ancak işçilerin tarihteki hiçbir devrimde Ekim Devrimi’ndeki kadar büyük bir öncü rolü yoktu. Bir proleter devrimi önemli kılan nedir?

Kapitalist üretim biçimi daha önceki üretim biçimlerinden farklı olarak küresel bir boyut taşır. Daha 1848’de Marx ve Engels bu küresel boyutu Manifesto’da vurgulamış ve övmüşlerdi. Orada burjuva devrimleri ile “yerel, ulusal kendine yeterliğin ve içe kapanıklığın yerini çok yönlü ilişkilerin” aldığını ve bunun da “ulusal tek yanlılık ve dar kafalılığı” her gün biraz daha olanaksız hale getirdiğini söylüyorlardı. Oysa kapitalizm, yarattığı burjuva hegemonyası ve sömürü düzenine almaşık oluşturacak başka bir enternasyonalist sınıf daha yaratmıştı: “Zincirlerinden başka kaybedecek bir şeyi olmayan” proletarya sınıfı.

Aslında en eski çağlardan beri kitleler zulme ve sömürüye karşı ayaklanmışlardır; Spartaküs önderliğinde Romalı kölelerin isyanı ya da feodal çağa damgasını vuran köylü ayaklanmaları gibi. Ne var ki daha ileri bir düzen vizyonuna dayanmayan bütün bu isyanlar kanla bastırıldılar. Oysa kapitalizmle beraber modern bilim de doğuyor ve tarihi materyalizm, kapitalizmin iç çelişkilerini ve onu aşma olasılığını en gerçekçi bir şekilde sergiliyordu. İşte devrimler tarihinde emekçi devrimini önemli kılan şey budur!

İngiliz meslektaşınız Christopher Hill, bir makalesinde 1954 yılında Moskova Üniversitesine yaptığı ziyaretten edindiği izlenimleri aktarıyor: Üniversite öğrencilerinin yüzde 80’i burs alıyor. Lisans öğrencilerinin 300 ruble bursu aldığını ve bunun sadece 22’sini kiraya verdiğini söylüyor. Sovyetler’de de yurttaşların konut kirası gelire bağlı, gelirin yüzde 5’ini geçmiyor. Türkiye’deki yüksek kiraları karşılayamayan ücretlileri, yurt bulamayan üniversitelileri düşündüğümüzde rüya gibi geliyor. Ne dersiniz?

1917 Devrimi tüm insanlığa büyük umutlar saçan bir hareket olarak başladı; yarı feodal bir toplumda kısa sürede yapısal bir dönüşüm sağladı. Verdiğiniz örnek de bu başarının göstergelerinden biri. Ne var ki bir dünya devrimine dönüşemediği ve uluslararası kapitalizm tarafından kuşatıldığı için yayılma olanakları tıkandı; içine kapandı ve katılaştı.

“SOSYALİZM DÜNYAYA YAYILSAYDI, İNSANLIK DAHA İNSANCIL KONUMDA OLACAKTI”

Almanya, İngiltere, Fransa… Gelişkin işçi hareketine rağmen bu ülkelerin işçileri Rus işçi sınıfının Ekim Devrimi’nde gösterdiği inisiyatifi göstermedi. Bu inisiyatif gösterilmiş olsaydı bugün başka bir dünyada yaşıyor olabilir miydik?

Aslında Lenin de Trotsky gibi Ekim Devrimi’nin küresel devrime bir kıvılcım olacağına inanıyor; özellikle de Alman sosyal demokratlarına umut bağlıyordu. Ne var ki ileride Nazizm’i yaratacak büyük sermaye ve uşakları bu hareketi kana boğdu; Rosa Luxemburg ve K. Liebknecht’i vahşice katletti. O günkü koşullarda sosyalizm dünyaya yayılsaydı elbette yine büyük sorunlar yaşanacaktı, ama insanlık mutlaka bugün çok daha insancıl bir konumda olacaktı.

LENİN DEVRİME NE KATTI?

Lenin’e ayrı parantez açmak istiyorum. “Lenin olmasaydı da devrim olurdu” dersem sanırım itiraz etmezsiniz. Ancak Lenin’in devrime kattığı da yadsınamaz. Lenin devrime ve Marksizme ne kattı?

Bireylerin tarihteki rolü genellikle küçümsenmiştir; Marksizme yapılan itirazlardan biri de budur. Nitekim Rus Marksistlerinden Plekanov bu konuda küçük bir kitap yazmış, bireylerin ve rastlantıların tarihteki rolü hakkında ilginç şeyler söylemişti. Ona göre bireyler tarihte bir rol oynuyorlardı; fakat bu rol gelişme düzeyinde ve belli eğilim kanunları çerçevesinde gerçekleşiyordu. “Bireyler sık sık bir toplumun kaderi üzerinde büyük bir etkiye sahiptirler, fakat bu etki toplumun iç yapısıyla ve diğer toplumlara göre konumuyla belirlenmiştir” diyordu. Oysa Sovyet Devrimi’nin tanıkları Lenin’in bu devrimde daha da güçlü bir etki yaptığı yönünde ifadeler kullanmışlardır. Örneğin L. Trotsky, “Rus Devrimi” başlıklı eserinde, “Fabrikaların, kışlaların, köylerin, Sovyetlerin yanı sıra bir devrim laboratuvarı daha vardı: Lenin’in kafası!” diyordu. Alexandra Kollontai ise “Lenin burada, aramızdaydı ve bizler de neşeli ve zaferden emindik” şeklinde bir tanıklık yapmıştır.

Toplumsal değişim ve birey konusu 1970’lerde Fransız Marksist düşünürleri arasında çok tartışıldı; Lucien Seve’in “Marksizm ve Kişilik Kuramı” (Ed. Sociales, 1975) başlıklı çok aydınlatıcı bir eseri vardır.

“SOVYET DEVRİMİ, ANADOLU’DA BİR KURTULUŞ SAVAŞI KOŞULLARI YARATTI”

“Türk Devrimi ve Sonrası” kitabınızda Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı yıllarında dış ilişkilerdeki stratejilerinden birinin “İngiliz emperyalizmi ve Sovyet Rusya sosyalizmi arasındaki temel çatışmadan yararlanmak” olduğunu söylüyorsunuz. Sovyet rejiminin savaş yıllarında Anadolu’ya verdiği desteği biliyoruz. Sovyet rejimi Anadolu insanına ne kattı?

Sovyet Devrimi emperyalizmi sarsmış, Anadolu’da bir kurtuluş savaşı koşulları yaratmıştır. Emperyalistler Sovyetleri boğma amacıyla kuşatmış, Türkiye ile tek temas yeri olan Kafkasya’da Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan gibi kendilerine bağlı cumhuriyetler kurmuşlardı. Mustafa Kemal Paşa ise zafer için bu hattı yararak Sovyetlerle temasa geçmenin şart olduğu kanısındaydı ve 5 Şubat 1920 tarihli tebliğinde, eğer bunu yapamazsak “Anadolu Türkleri, İtilaf Devletleri subayları kumandası altında, sömürge askeri olarak ordular teşkil edecek, hem Kafkasya milletlerinin İtilaf Devletleri itaatinde tutulması ve hem Bolşevik istilasının durdurulmasını sağlamak için kan dökeceklerdir” diyordu. Atatürk’ün planı buydu ve bu strateji gerçekleşti; ayrıca Sovyet Rusya, Kurtuluş Savaşımıza para ve silah yardımında bulundu. Hedefler farklı olsa da Kurtuluş Savaşı’ndaki Türkiye-Sovyetler dostluğu bu temel üzerine kuruldu. Unutmayalım ki 1915’te Çanakkale’de İngilizler’in durdurulması da Çarlık Rusya’ya yardımı önlemiş ve Ekim Devrimi’ne elverişli koşulların oluşmasında önemli bir katkı sağlamıştı.

Ekim Devrimi bugün için ne anlam ifade ediyor?

Bugün dünya 1910’lardan çok farklı koşullarda bulunuyor; fakat emperyalizm de çok daha güçlü olarak varlığını sürdürüyor. Ekim Devrimi ise, günümüzde, sonucu ne olursa olsun, devrimler tarihinin en önemli ve umut verici halkası olarak belleklerimizi ısıtmaya devam ediyor.

“TÜRKİYE’Yİ DÜŞÜNEREK AKLIMA 1860’LAR GELİYOR”

Bütün bir dünya olarak salgınla birleşen kapitalizmi yaşıyoruz. Eşitsizliğin derinleştiği bu dünyaya dair öngörünüz nedir? Tarih tekerrür etmez ama, içinden geçtiğimiz dönemi tarihin herhangi bir dönemiyle benzeştirdiğiniz oluyor mu?

Dünya çok değişti, ama daha çok Türkiye’yi düşünerek aklıma 1860’lar geliyor. O yıllar dünyada liberalizmin zafer yıllarıydı; Dersaadet’e sermaye akıyordu; Abdülaziz ve çevresi için “büyüklük” simgesi de “saray” inşaatı idi. Dolmabahçe, Çırağan, Beylerbeyi hep o yıllarda yapıldı; hesapsız donanma harcamalarına yine o yıllarda girişildi ve halkın sırtına da büyük bir borç yükü yıkıldı. Sonuç Düyunu Umumiye oldu. AKP dönemi de neoliberalizmin şahlandığı yıllar oldu ve acı IMF reçeteleriyle istikrara kavuşmuş bir ekonomiye 2002’den itibaren sermaye akmaya başladı. Şu farkla ki bu dönemde Abdülaziz’in yönetim tarzı yerine de giderek Abdülhamit’e öykünen bir yönetim tarzı egemen oldu. 1860’lar ve sonrasında kapitalizmi daha çok deniz ve demir yolları küreselleştiriyordu; günümüzde ise elektronik iletim bu sürece inanılmaz bir ivme kazandırdı. Bugün Google, Apple, Facebook, Amazon ve Microsoft’un (GAFAM) oluşturduğu sermaye yoğunlaşması yüz yıl önce Lenin’in yaptığı emperyalizm analizinden çok farklı, çok ileri bir aşamayı temsil ediyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.