İNGİLTERE… “Sollama beni sollarım seni”

İngiltere’de TIR-kamyon şoförlerinin eksikliğinden kaynaklandığı belirtilen petrol istasyonlarında petrol azlığı ya da yokluğu, domino etkisiyle petrole ihtiyaç duyan market gibi tedarikçi diğer sektörleri de vurdu. “Barınamıyoruz” diyen öğrencileri suçlayan RTE misali, Çevre Bakanı George Eustice da, krizden “ihtiyacı olmadığı halde benzin alanları” sorumlu tuttu. Eustice, Allah’tan petrol kuyruğundakilere “terörist” demedi.

TIR-kamyon deyip geçmeyin. Onlar durdukları zaman hayat da duruyor. Duayen yönetmen Martin Scorsese’un; Robert de Niro, Al Pacino, Joe Pesci ve Harvey Keitel gibi Hollywood efsanelerini yıllar sonra yeniden bir araya getirdiği The Irishman filminin konusu da kamyon şoförleri sendikası ve şoförlerin gücüdür. Jimmy Hoffa… ABD tarihindeki en büyük gizemlerden birinin kahramanı. 1957-1971 yılları arasında Kamyon Şoförleri Sendikası’nın başkanıdır. Organize suç örgütleriyle yakın ilişkileri olan Hoffa, 4 yıl da hapis yatar ve Nixon affıyla şartlı çıkar. Hoffa 1975’te sırra kadem basar. Filmi izlemenizi öneririm.

Bizim gündemimize dönersek, tabii petrole talebin artmasında psikolojik yan olmuştur ama “neden” ile “sonuç”u karıştarmamak gerekir. Öncelikle TIR şoförlerini dinlersek çalışma koşullarının daha ağırlaşması ve ücretlerinin düşmesinden yakınarak başka sektörlere kaydıklarını söylüyorlar. Çoğu eski ağır vasıta şoförleri günlerce evden uzak kalmak yerine, salgında patlama yapan kurye işinde çalışmayı tercih etmiş.

Gerçek yazarı Orhan Dil’in “İngiltere TIR şoförlerinin eksiliğini sonunda anladı” başlıklı yazısında alıntılarına göre sorun öyle bir kaç haftada oluşmamış, yılların birikimi. Dil şunları yazıyor: “Logistics UK verilerine göre, TIR şoförleri sayısını 2010 ile 2017 arasında AB vatandaşı olanlar artırmış. Bu dönemde, AB’den gelen TIR şoförlerinin sayısı 10 binden 45 bine çıkmış. Ulusal İstatistik Dairesi – ONS’nin verilerine göre, 2020’nin ilk çeyreğinde 304 bin civarında olan TIR şoförü sayısı, ikinci çeyrekte 69 bin azalarak, 235 bine kadar düşmüş. 2020’nin ilk günlerinde AB vatandaşı TIR şoförü sayısı 37 bin iken, şimdi 24 bin 500.”

ONS verilerine göre de TIR sürücülerinin yarısının da 50 yaş üzerinde olduğuna bakılırsa bu meslek yeni kuşaklar için çazip değil artık. Üstelik salgın nedeni ile ertelen ağır vasıta sınavları ve şoförlerden alınan vergileri artıracak olan değişiklikler de cabası. Muhafazakar Hükümetin tedarikte askerin desteği ya da AB vatandaşı 5 bin TIR şoförü için üç aylık özel çalışma izni çıkartması sorunu kökten çözmekten uzak. Peki sorunu kökten çözmek için ne yapmalı? Onlar zaten zorlu bir iş yapıyorlar ve onların hayatını zorlaştıracak yasal düzenlemelerden vazgeçip tam tersi yaşam standartlarını artıracak düzenlemeler yapmalı. Görüldüğü gibi kapitalizmin “Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” felsefesi işlemiyor, “görünmez el” piyasayı düzenleyemiyor. Müdahale gerekiyor…

Petrol krizi bize en zorlu işleri göğüsleyen göçmen işçilerin önemini, işçilerin toplu mücadelesinin hayatı çok kolay durdurarak kapitalizmi kolayca dizegetirebileceğini anlattı. “Boris Johnson hükümeti ‘Sollama beni, sollarım seni’ kamyon arka yazısını ciddiye almalı” derim.

***
Sosyal medyada The Guardian’da Michelle Meagher’nın üç ay öncesinde kaleme aldığı “Karatinadayken köşe bakkalları bizi kurtardı” başlıklı bir yazısına rastladım. Toplum üyesi bir marketin fotoğrafının kullanıldığı yazıda bu köşe başı marketlerin; aile, yaşlı, izole ve arabası olmayanlar için bir can simidi olduğunu öne sürüp, dev süpermarket zincirleri ve finans kuruluşlarının altında ezilmeleri durumunda da halkın çok önemli bir hizmeti yitireceğini belirtiyordu.

Yiyecek, içecek, alkol hatta okul araç ve gereçlerine kadar her şeyin satıldığı bu köşe bakkallarını son günlerde patlama yaşayan Weezy, Jiffy, Getir ve Dija gibi tekno şirketlerince de tehdit edildiğini aktaran yazar, bu etnik marketlerin çoğunun yarım milyon göçmene de ekmek kapısı olduğunu belirtiyor.

Londra’da adına “market”, “süpermarket” hatta “food centre” denilen irili ufaklı köşe bakkalları; fiyatta istikrar, temizlik, adil ücret ve kasiyerlerde profesyonellik gibi konularda kendilerine çeki düzen vermezlerse dev zincirlerin bükemediği bileklerini tekno şirketleri bükebilir. Demedi demeyin ağam…

Önceki haberÇED raporlarındaki bütçe oyunu Sayıştay denetimine takıldı!
Sonraki haberİngiltere’den Türkiye’ye girişlerde PCR testi zorunluluğu kaldırıldı
Faruk Eskioğlu, (1958, Akşehir) gazeteci ve yazar. 1985'ten bu yana yaşadığı Londra'dan Türkiye'deki ulusal medyaya yönelik muhabirlik, temsilcilik yaptı. Londra'da yayınlanan Türkçe toplum gazetelerinde çalıştı ve bazı gazetelerin kuruluşunda yer aldı. Halen sosyolojik değeri olan haber ve araştırmalara ağırlık veren yazar, halen 2004'te kurduğu Açık Gazete'yi (acikgazete.com) yönetiyor ve köşe yazarlığını sürdürüyor.Eskioğlu, 13'üncü yüzyılın sonunda Horasan'dan Akşehir Maruf köyüne yerleşerek tekke kuran Hasan Paşa soyundan geliyor. Hasan Paşa'nın oğlu Şeyh Hacı İbrahim Veli Sultan'ın "Mülk Allahındır" felsefesiyle Anadolu'da bir ilk sayılan kendine adına kurduğu yoksullara yardım vakfı ise halen faaliyettetir.Eskioğlu, ilk ve orta öğrenimini Akşehir'de tamamladıktan sonra 1979’da AİTİA Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Yüksek Okulu’nu bitirdi. 1984’te Gazi Üniversitesi Ekonomi Fakültesi’nde "master" yaptı. THA’da gazeteciliğe başladı. Aralık 1985’te kendi deyimiyle "siyasi sürgün" olarak geldiği Londra’da ilk 2 yıl baba mesleği kasaplık yaptı. İngilizce öğrendikten sonra medya okudu. Uzun yıllar Nokta dergisi İngiltere Temsilciliği, Hürriyet Londra bürosunda habercilik yaptı. Gazeteciliğin yanısıra 1986-98 arasında grafiker tasarımcı olarak çalıştı. Ayrıca pek çok siyasi afiş ve logo tasarladı.1998’de Türkiye’ye döndü. Hürriyet Gazetesi Ekonomi Servisi’nde haberci ve star.com.tr’de ekonomi editörü olarak görev yaptı. “Basında etik ve toplam kalite yönetimi” üzerine araştırmalar yaptı, bu konudaki konferans ve panellere katıldı.Türkiye’deki 2001 ekonomi krizinde Londra’ya dönerek grafiker tasarımcılık ve gazeteciliği sürdürdü. Toplum gazetelerinden Olay’da genel yayın yönetmenliği yaptı. Londra’da ilk Türkçe internet gazetesini çıkardı ve toplum gazetelerine ilk ajans hizmeti sundu. 2004’te dünya haberleri veren acikgazete.com’u kurdu. İki ayrı toplum gazetesini yayına hazırladı. Türkiye’deki bazı tv kanallarına haber geçti, uzun süre Akşam Londra Temsilciliği’ni üstlendi.Londra'da 2004’te "İçimizden Birisi: Vanunu" başlıklı bir kısa film çekti. Londra'daki toplumu anlatması açısından bir ilk sayılan "Aşkolsun! Adı Aşkolsun" başlıklı belgesel romanı 2007’de Türkiye’de yayımlandı. Türkiye'den 150 ve Kıbrıs'tan 100 yıllık İngiltere'ye göçün anlatıldığı 3 ciltlik "Londra'da Bizim'Kiler" başlıklı araştırması 2019 sonunda çıktı. Eskioğlu’nun Su ve Defne (2004) adlı ikiz kızları bulunuyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.