“Vazgeçmiyoruz! Tek bir hakkımızdan bile!”

Hilal TOK / Evrensel İstanbul (Fotoğraf: Meltem Akyol/Evrensel) – Kadınlar İstanbul Sözleşmesi için “Haklarımızdan, hayatlarımızdan ve İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçmiyoruz” diyerek bugün İstanbul merkezli bir buluşmayla ülkenin dört bir yanında sokağa çıkacak.

Kadınları şiddetten korumak için devlete yükümlülükler veren kadın ve LGBTİ haklarının devlet nezdinde korunmasının garantör belgelerinden biri olan İstanbul Sözleşmesi’nden Türkiye’nin 20 Mart gece yarısı çekilmesi 1 Temmuz’da resmileşecek.

Cumhurbaşkanı kararı ile feshedildiği açıklanan İstanbul Sözleşmesi için kadınlar “Haklarımızdan, hayatlarımızdan ve İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçmiyoruz” diyerek aylardır sokak eylemleri yaparak, buluşmalarını sürdürerek, mahallelerde, ev buluşmalarında, iş yerlerinde İstanbul Sözleşmesi’nin maddelerini ve önemini hatırlatarak mücadeleyi büyütme çağrısı yapıyor. Bugün de kadınlar İstanbul merkezli bir buluşmayla ülkenin dört bir yanında sokağa çıkarak “İstanbul Sözleşmesi’nden Vazgeçmiyoruz” diyecek. Peki İstanbul Sözleşmesi kadınlar için neden bu kadar önemli, neden aylardır sokağa çıkarak “Vazgeçmiyoruz” sesini yükseltiyorlar?

İSTANBUL SÖZLEŞMESİ NEDİR?

Kadına yönelik şiddeti ve aile içi şiddeti önlemede önemli bir sözleşme olan, Türkiye’nin ilk imzacısı olduğu İstanbul Sözleşmesi, şiddetle mücadelenin temelinin toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması olduğunu vurguluyor.

  • İstanbul Sözleşmesi taraf devletlere ev içi şiddet (fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik), taciz amaçlı takip, tecavüz, cinsel şiddet, cinsel taciz, zorla evlendirme, kadın sünneti, kürtaja ve kısırlaştırmaya zorlama gibi suçlara yönelik cezai ya da hukuki yaptırım uygulamayı zorunlu kılıyor. Bu tip şiddet olaylarına sıfır tolerans gösterilmesini, şiddete uğrayan kişi, failin eşi, hayat arkadaşı ya da ailenin bir ferdi ise, aile içinde işlenen suçların gizli kalmamasını amaçlıyor.
  • Sözleşme “Devlet, kadınlara karşı şiddet uygulanmasıyla mücadelede aktif bir rol oynayan sivil toplum kuruluşlarının çalışmalarını her düzeyde takdir ve teşvik edecek ve destekleyecek ve bu kuruluşlarla etkili bir iş birliği gerçekleştirecektir” diyor.
  • Sözleşme“Devlet, her türlü şiddet olayıyla ilgili istatistiki verileri düzenli aralıklarla toplayacak, şiddet olayının kökünde yatan nedenler ve bunların etkilerini, yaygınlığını, ceza oranlarını ve alınan tedbirlerin etkililiğini incelemek üzere araştırmaları destekleyeceklerdir. Toplanan bilgilerin kamuoyunun erişimine açık olmasını sağlayacaklardır” diyor.
  • Sözleşme “Devlet, tüm eğitim seviyelerinde resmi müfredata, kadın erkek eşitliği, toplumsal klişelerden arındırılmış toplumsal cinsiyet rolleri, kadınlara karşı toplumsal cinsiyete dayalı şiddet ve kişilik bütünlüğüne saygı gibi konuların, öğrencilerin zaman içinde değişen öğrenme kapasitelerine uyarlanmış bir biçimde dahil edilmesi için gerekli tedbirleri alacaklardır” diyor.
  • Sözleşme“Devlet, kadınların daha aşağı düzeyde olduğu düşüncesine veya kadınların ve erkeklerin toplumsal olarak klişeleşmiş rollerine dayalı ön yargıların, törelerin, geleneklerin ve diğer uygulamaların kökünün kazınması amacıyla kadınların ve erkeklerin sosyal ve kültürel davranış kalıplarının değiştirilmesine yardımcı olacak tedbirleri alacaklardır” diyor.
  • Sözleşme “Devlet, mağdurlara ve özellikle kadın ve çocuklara, kalacak güvenli yer sağlamak üzere uygun, yeterli sayıda kolayca erişilebilir barınaklar oluşturmak ve mağdurların yardımına proaktif bir biçimde koşmak üzere gerekli yasal ve diğer tedbirleri alacaklardır” diyor.
  • Sözleşme “Devlet, bu Sözleşme hükümlerinin, özellikle de mağdurların haklarını korumaya yönelik tedbirlerin, cinsiyet, toplumsal cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasi veya başka tür görüş, ulusal veya sosyal köken, bir ulusal azınlıkla bağlantılı olma, mülk, doğum, cinsel yönelim, toplumsal cinsiyet kimliği, sağlık durumu, engellilik, medeni hal, göçmen veya mülteci statüsü veya başka bir statü gibi, herhangi bir temele dayalı olarak ayrımcılık yapılmaksızın uygulanmasını temin edeceklerdir” diyor.

İLK İMZACI OLMAKLA ÖVÜNÜP TEK BİR GEREĞİNİ BİLE YERİNE GETİRMEDİLER

Hükümetse tüm bu maddelerin zıttını işliyor uygulamalarıyla. Kadınları güçsüzleştiren, eşitliği fıtrata ters sayıp, kadınları şiddete mahkum eden politikalarla beraber İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararıyla kadın cinayetleri ve şiddetin ifrata vardığı böylesi bir dönemde kadınların karşısında bir taraf olduğunun ilanını yapıyor.

  •  Türkiye’de, Aile Bakanlığı bütçesinden Şiddet Önleme ve İzleme Merkezlerinin bağlı olduğu Kadının Statüsü Genel Müdürlüğüne yalnızca yüzde 1 pay ayrılıyor. Yani şiddete uğrayan kadın başına 3 lira.
  •  Türkiye’de kadın hakları mücadelesi veren dernekler kapatılıyor, kadın aktivistler hakkında davalar açılıyor, şiddete karşı sokağa çıkan kadınlar şiddet görüp gözaltına alınıyor, yargılanıyor. Kadına yönelik şiddetle mücadelede rol oynayan kadın kurumları durmaksızın hedef gösteriliyor.
  •  Türkiye’de devlet organları kadın cinayetlerinin verilerini toplayan bir mekanizmaya sahip değil. Kadın cinayetleri verileri, şiddete karşı mücadele veren kadın kurumlarının basın taramasıyla elde ettiği bilgilerle sınırlı.
  •  Türkiye’de Milli Eğitim Bakanlığı, Eğitim Kurumları Sosyal Etkinlikler Yönetmeliği’nde yer alan “Toplumsal cinsiyet eşitliği” ibaresini 2019’da yürürlükten kaldırdı. YÖK de “Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Tutum Belgesi”ni kaldırdığını açıkladı. Özel Eğitim ve Rehberlik Hizmetleri Genel Müdürlüğünün Rehberlik Programında yer alan “Toplumsal Cinsiyet Eşitliği” hedefini ise Akit ve Yeni Şafak’ın hedef göstermesiyle kaldırdı. Hukuk fakültelerinde dahi kadın hakları derslerde yer almıyor!
  •  Türkiye’de iktidar temsilcileri kadınları aşağı ve eksik gören sözlerini ara vermeden sürdürüyor: “Kadın mıdır, kız mıdır?”, “Anne olmayan kadın yarımdır”, “Kadınlar iş aradığı için işsizlik yüksek”, “Kadın iffetli olacak, herkesin içinde kahkaha atmayacak”, “Ben zaten kadın erkek eşitliğine inanmıyorum, şiddet abartılıyor.”
  •  Aile Bakanlığı verilerine göre, Türkiye’de Kadının Statüsü Genel Müdürlüğüne bağlı 110, belediyelere bağlı 33, Göç İdaresi Genel Müdürlüğüne bağlı 1 ve Mor Çatı Sivil Toplum Kuruluşuna bağlı 1 tane olmak üzere toplam 3 bin 454 kapasiteli 145 kadın sığınağı bulunuyor. Kadın kurumlarının çalışmalarına göre olması gereken sığınak sayısı 8 bin!
  •  Türkiye’de Aile Bakanlığı bünyesinde şiddet hattı olarak ALO 183 açıldı ancak bu hat, Sözleşme’de düzenlendiği gibi yalnızca kadınların acil durumlarına hizmet vermiyor. Bu hat, aile, kadın, çocuk, engelli, yaşlı, şehit yakınları ve gazilere yönelik tüm hizmetler için bir hat. Şiddet gören kadınlar, bu başvuruların yalnızca 6’da birini oluşturuyor. Kadına yönelik şiddet ve ayrımcılık konularına özgülenmiş, 7/24 esasına göre çalışan İstanbul Sözleşmesi’ne uygun ayrı bir hat yok!
  •  Bölge illerinde kolluk görevlileri tarafından işlenen tecavüz ve istismar suçları cezasız kalıyor! LGBTİ’lere karşı ise iktidardan yana sistematik nefret söylemleri bitmek bilmiyor, onur yürüyüşleri yasaklanıyor. LGBTİ’ye yönelik suçlar hem artıyor hem de cezasızlıkla sonuçlanıyor.

SÖZLEŞMEDEN ÇEKİLME KARARINDAN SONRA
HAKLARA SALDIRILAR ARTTI!

  • 20 Mart 2021’de Erdoğan’ın Sözleşme’den çekilme kararından bu yana ise kolluk güçlerinin şiddete uğrayan kadınların başvurularını almamak için keyfi uygulamaları ve mahkemelerde koruma kararlarının uygulanmaması için bahaneler de artmış durumda. Bu süreçte tehdit nedeniyle karakola başvuru yapan kadınlar, “Artık o işlere biz bakmıyoruz, savcılığa ya da aile mahkemesine gidin, kanıt getirin” yanıtları aldı. İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararının hemen ardından şiddet faillerinin avukatlarını arayarak “İstanbul Sözleşmesi feshedildi, cezam geri alınacak mı?” gibi sorular sorduğu ortaya çıktı.
  • Sözleşme’den çekilme kararının ardından Sözleşme’yi hedef alanlar, kadınların diğer haklarına da göz dikti! “Türkiye CEDAW’dan, Lanzarote Sözleşmesi’nden de ayrılsın.” “Kadın ve erkekler eşit hakka sahiptir diyen Anayasa’nın 10. maddesi kaldırılsın.” “Medeni Kanun’da değişiklikler yapılsın, 6284 sayılı Şiddetin Önlenmesi Yasası kaldırılsın” gibi kadınların birçok temel hakkını hedef alan sözler savrulmaya başlandı.
  • İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararından hemen önce devreye sokulan Kadına Yönelik Şiddetin Tüm Yönleriyle Araştırılarak Alınması Gereken Tedbirlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonunda, çocuk evliliklerine af yeniden gündeme getirildi, 15 yaşındaki çocukların nikahının “insan hakkı” olduğu savunuldu! Aile Bakanı yine aynı komisyonda şiddettin “tolere” edilebileceğini söyledi. Defalarca kadının değil, ailenin güçlü olması vurgulandı!

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

one × four =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.