Aşk örgüt müdür, örgüt aşkı mı örgütler?

Örgütlerin tarihi ayrılıklar üzerine oturur. Ayrılık çanları her yeni doğan bebe ile başlar, çünkü her çocuk doğduğu yerden ayrılacaktır. Örgütlerde, kuruluşunda ayrılığı içinde barındırır. Örgüt olmanın öteki adı gibidir ayrılıklar. Örgüt içinde ayrılığa karşı verilen tepkiler ise, o örgütün ne kadar demokrat ve toleranslı olduğunu gösterir.
Ülkemiz içinde legal, illegal bir çok örgüt kuruldu ve yok oldu. Siyasi tarihimiz ölü örgütler topluluğu gibidir. Devamlı ve istikrarlı olan tek şey vardır, örgütlerin istikrarlı bir şekilde bölünmesidir.
İstikrarın temelinde ise, hep görmezden geldiğimiz, konuşurken dahi sıkıldığımız bir konu yatar, özel ilişki. Özel ilişkiler bölünmenin temelinde olmasına rağmen, teoride yerini alamaz, çünkü bölünme olduktan sonra, ‘neden’ üretmek daha kolay olur. Kişisel ihtiraslar, egoların çatışması bir çok uydurma teorisinde doğmasına sebep olmuştur. Örgütler, içinden ayrılan parçalar ile gittikleri yola bakarsanız, çizgide büyük kopuş göremezsiniz, normal koşullarda yan yana oturup, sakin konuşmada çözülebilecek çizgi ayrılıkları, bakmışsınız farklı isimlerde örgüt isimler oluvermiş. (Gerçek ayrılıklarda ise ayrılışın teorisi önceden yapılır, sonradan teori uydurulmaz, sonradan teori uyduran örgütler içindir bu yargılarımız.) Her ayrılan, ayrıldığı yere karşı düşmanca duyguyu beslemek zorundadır ve kendi örgütüne kutsallık vermek için anlamlar yaratılmaya girişir, çünkü çatışma ile kendi varlığını tartışmasız yapacaktır. Tartışmasız olduğunda ise, artık yeni ayrılık çanlarını içinde duymaya başlar. Örgütlerin köklerine doğru bakın, bir örgütten yüzlerce örgüt çıkmış, yüzlerce dergi, gazete, broşür, ayrılığın nedenleri üzerine açıklamalar ile ince çizgilerini kalınlaştırma derdinde olduklarını görürsünüz. Ortak çözüm yerine, küçük olsun benim olsun çizgisi, ‘kader çizgisi’ gibi örgütlerin üzerine yapışır kalır. Birlikte mücadele etmenin koşulları küçük zaman dilimleri içinde olmuş olması bile, birlikteliği ortaya çıkarmaz, aksine daha da uzaklaşmayı ve her şeyi bilen ve yorumlayan kadrosunu yaratır. Her örgüt ve üyesi; her konuda bilgi ve fikir sahibidir, bilimsel temeli olmayan ama sözde bilimsellik verilen düşünceler alıntılar ile desteklenir. Ayrılığın temelinde olan kadın artık yoktur, onun yerini başka uğraşlar almıştır. Aşk başka baharadır.
Örgütlerin erkek ağırlıklı olması ve erkek egemenliğinde olması ayrılığın temelinde kadın aşkını bulmanızı daha kolay kılar. Çünkü, örgüt başkanı ve yönetim kurulu (merkez komite üyesi ya da başka isimde olan ekipten biri) üyesi aynı kadına doğru sevgi duyması ve aşk ile bakması ayrılığın ana temelini oluştururken, ayrılık ve kavgada bu aşkı göremezsiniz. Kadına karşı duyulan özlem, ayrılık olarak yansır. Her ayrılıkta kadının adı yoktur…
Örgütler temelde çözüm üretmek için kurulmuştur, toplum sorununa karşı toplu çözüm için bir adrestir. Örgütlerin kutsallığı yoktur, sorun çözüldükten sonra örgüt dağılması kadar doğal bir şey yoktur ama genelde dağılmaz, tutucu ve toplum önünde engel olurlar… Engel olan yapı içinden başka yapıların çıkması doğaldır, çünkü eğer küçülmez ise, toplumun gelişimini engel olabilirler. Örgütlerde bu duruma karşı kendisini kutsallaştırır. Kutsallaşma o kadar boyuta varır ki, örgüt hakkında eleştiri yapana acımasızca saldırırlar, çünkü kutsallığa karşı eleştiri olmaz…
Kutsallık zaman içinde konuşulmayan ve dokunulmayan olur. Her yanlış harekete anlamlar yüklenir ve anlamalar geçmişin izleri içinde bulunur. O kutsallık içinde kimse o kurumun varlık sebebini sorgulayamaz hale gelir. Fakat, her kutsal olanda bir zaman içinde tarihin tozlu rafları içinde yok olur…
Örgütlerin tarihi ayrılıklar üzerine oturmaktadır, eğer örgütlerden ayrılık yoksa orada tarih çizgisini engelleyen büyük bir diktatör vardır demektir. Büyük diktatörler ise, kan ile beslenir. Yaptıklarına kutsallık veren bir cemaat içinde yaşarlar. Onu kutsayan, ona boyun eğer bütün kapı kulları gerekli ilgiyi ve rahatlığı o iktidar olduğu sürece yaşarlar. Yandaş medya, yandaş bürokrat, yandaş güvenlik gücü her diktatörlükte vardır. Diktatörlüğün varlığı, ancak kafasında gerçek, var olan gerçek ile çatışmasında yok olur.
Örgütlerdeki dağılmalara ve ayrılıklara sebep olan kadınları acaba bugün tarihin izini sürenler araştırsa, bu kadınları bir tanısak; tarihin çizgisi ve tarihi yorumlamamızda nasıl bir sonuç yaratır? Kadın örgüt içinde görevi pasiftir, fakat belirleyicidir. Gözlemeyebildiğim, görebildiğim örgütsel yapılarda, üst yönetimde kadının yer almamasının temelinde acaba bir aşk hikayesi yatıyor olabilir mi, ya da aşktan korkunun bir işareti? Soruyu başka şekilde soralım, aşk örgütleri ve örgütlü olanları bir arada tutar mı, dağıtır mı?
Başlığımıza dönersek eğer, aşk örgüt müdür, örgüt aşkı mı örgütler? Bu sorunun yanıtını bu yazı içinde bulamazsınız, sizin yazacağınız yazının içinde saklıdır, o da sessizce kafanızda yazdığınız yazıda saklıdır, o saklı olanı bir gün paylaşırsınız umarım.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

nine + nine =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.