Aydın Çubukçu: 28 Şubat’ta amaç, 12 Eylül düzeninin devamıydı

28 Şubat darbesinin 25. yılı. Sürecin karakteristik özelliklerini Evrensel’e anlatan Gazeteci Yazar Aydın Çubukçu, “12 Eylülcüler kurdukları siyasi sistem devam etsin istiyorlardı” dedi.

Çağrı SARI / Evrensel İstanbul – 28 Şubat 1997’de yapılan Milli Güvenlik Kurulu Dönemin Başbakanı Necmettin Erbakan ve iktidardaki RP-DYP koalisyonu için sonun başlangıcı olmuştu. Generaller icraatlarını, “irtica ile mücadele” ile gerekçelendirerek siyasal alanın dizaynına girişti. Erdoğan’ın “hocası” Necmettin Erbakan’ın başbakanı olduğu Refahyol Hükümeti, iktidardan düştü, yeni bir hareket başlatmış olan Erdoğan’ın da yolunun açıldığı günlere gelindi. Bugünden bakılınca 28 Şubat ne ifade ediyor?

28 Şubat sürecinin karakteristik özelliklerini Gazeteci Yazar Aydın Çubukçu ile konuştuk. Çubukçu “O dönem demokrasi talebi yükselmiş, devletin mafyadan temizlenmesi gibi beklentiler dile getirilmişti. 28 Şubat operasyonu esas olarak bu durumu kontrol altına almaya hizmet etti. 12 Eylülcüler siyasi hâkimiyetin ellerinden kaçmasına karşı direniyor, kurdukları siyasi sistem devam etsin istiyorlardı” dedi.

25 sene evvel Türkiye tarihine “kara leke” olarak geçen bir “darbe” yaşandı. Bugün hemen her kesim 28 Şubat’ı lanetlerken, o gün neredeyse tüm kamuoyunun destek verdiği bir süreç vardı. 28 Şubat’ı hangi koşullar yarattı?
28 Şubat sürecini değerlendirirken “Susurluk kazası” denilen ve “devlet, mafya” ilişkilerinin açığa çıkması olarak nitelendirilen olayla ilişki kurmanın doğru olacağını düşünüyorum. Çünkü Susurluk, devletin o güne kadar gizlendiği sanılan kirli ilişkilerini açığa vuran bir olaydı. O dönem, aynı zamanda 12 Eylül rejiminin çözülmeye başladığı, pek çok siyasi partinin ve demokratik kitle örgütünün “demokrasiye geçilsin yeni anayasa yapılsın” talepleriyle muhalefet yürüttüğü bir dönemdi. Buna karşılık 12 Eylülcüler siyasi hâkimiyetin ellerinden kaçmasına karşı direniyor, kurdukları siyasi sistem devam etsin istiyorlardı. Susurluk olayıyla birlikte, bütün muhalefet kesimleri, halk ve basın “artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” sloganını güçlü bir şekilde ileri sürüyordu. Demokrasi talebi yükselmiş, devletin mafyadan temizlenmesi gibi beklentiler dile getirilmişti. 28 Şubat operasyonu esas olarak bu durumu kontrol altına almaya hizmet etti.  Büyük kentlerde halkın büyük çoğunluğu, tencere tava çalarak, ışıkları söndürüp yakarak mafya ve siyaset ilişkisine, faili meçhul cinayetlere, devlet eliyle uyuşturucu ticaretine vs. vs. tepki gösterirken, bütün medyanın seferberliğiyle tepkiler “gericiliğe karşı” yönlendirildi. Bugünden bakınca hepsinin kurgu olduğu açıkça görülebilen tarikatlarda cinsel ilişkiler serisi bütün televizyonlarda yayınlanmaya başladı. Her birinin “eleman” olduğu açık olan bir takım “şeyhler” ortalığa salındı. Bu sırada Sincan’da düzenlenen bir “Filistin Halkıyla Dayanışma Gecesi” daha sonra aynı ilçede tankların yürütülmesi için bahane yapıldı. Bu arada Erbakan’ın protesto eylemlerini “glu glu dansı” olarak adlandırıp karalaması, hareketin ona ve hükümetine karşı yöneltilmesini kolaylaştırdı. Siyaseti tekrar denetim altına almayı isteyen 12 Eylülcü cunta, böylece iki amacı birleştirdiler, 1) Kendi istedikleri gibi Erbakansız bir hükümetin kurulması, 2) Halkın tepkisini en kolay sevk edecekleri kanal olan dinci gericiliğe yönlendirip Susurluk’u unutturmak… Başardılar.

Nasıl başardılar?
Müslüm Gündüz’ün liderliğini yaptığı Aczmendi tarikatı diye bir şey ortaklıkta dolaşıyordu. Bir takım seks skandalları yarattılar. Bunlar açıkça yaratıldı. Müslüm Gündüz, Fadime Şahin gibi isimler şimdi nerede? Tüm bunlar doğrudan doğruya özel harp dairesinin provokatif işleriydi. İnsanlar seçildi, olaylar yaratıldı. Ayinlere şuna buna gizli kameralar sokuldu. Bunlar TV’lerde yayınlandı. Bir tepki oluşturuldu. Ve ardından 28 Şubat kararlarını ilan ettiler. İslamcı sermaye denilen grupları tasfiye etmek, zayıflatmak ve mal varlığına el koymak- para kaynaklarını kesmek gibi. Arkasından bir dizi başkaca şeyler geldi. Hizbullahçıların eylemleri geldi. Öyle hava yarattılar ki; bütün kamuoyu bu belanın temizlenmesi için destek verdi. O günün gazetelerine bakalım. Bizim gibi kuşkuyla bakanlar da vardı ama neticede gericiliğe karşı herkesin öfkeli bir tepkisi oluştu.28 Şubat'ta sokaktaki askeri araçlar

Bu süreci hazırlayan kim?
“Batı Çalışma Grubu” diye genelkurmay başkanlığında kurulan bir grup vardı. Başlarında Çevik Bir bulunuyordu. Sonradan ifşa olan belgelere göre, bu kuruluş, camilere, tarikatlara, dinci vakıflara, öğrenci yurtlarına ve derneklere elamanlar yerleştirmiş, “irticai faaliyetler” hakkında bilgi ve belge toplamıştır. Belgelerin ifşa olması büyük gürültü çıkardı ama sonuçta birkaç göstermelik tutuklama ve soruşturmadan sonra davalar kapatıldı. Fakat görüldü ki, 28 Şubat denilen ve aslında bu tarihte Milli Güvenlik Kurulu’nun bu tarihte aldığı bir karar yüzünden böyle anılan harekât, çok önceden ve ciddi bir örgütlenme ile hazırlanmış bir “siyasete el koyma” operasyonuydu.

ERBAKAN’IN DA DEMİREL’İN DE AKŞENERİN DE
HAZIRLIKLARDAN HABERİ VARDI

Öncesinde görüldü o zaman bu darbe…
Cumhurbaşkanı Demirel’in, Başbakan Erbakan’ın, o zaman içişleri bakanı olan Meral Akşener’in haberi vardı bu hazırlıklardan. Raporların kopyaları onlara da iletilmişti. 28 Şubat’ta olanları, yani askerin siyasete el koyma olayını anlamak için bence daha önce yaşanmış bir başka sürece bakmakta da yarar var. 1993 yılı Demirel’in “kurtar bizi baba” sloganlarıyla sahneye çıktığı, 1989 Bahar Eylemlerinin etkisiyle 12 Eylül 1980 Darbesinin sürüp giden etkisinin önemli ölçüde kırıldığı bir yıldır. O yıl, art arda gelen olayları anımsayalım. Uğur Mumcu’nun öldürülmesi, kuşkulu bir biçimde Adnan Kahveci’nin ölümü, Jandarma komutanı Eşref Bitlis’in son derece profesyonelce hazırlanmış bir suikasta kurban gitmesi, üzerindeki kuşku perdesi hala kalkmamış olan Turgut Özal’ın ölümü, ardından Sivas Katliamı ve hemen ardından Erzincan’da Başbağlar katliamı, 38 kişinin öldürüldüğü Bingöl katliamı, silahsız 33 er ile 3’ü öğretmen 6 sivilin öldürülmesi…  Her biri son derece kanlı, kamuoyunu derinden sarsan olaylar dizisi…

Bunların hepsinin arkasında, daha sonraki bir dizi cinayeti de planlayan bir kadronun olduğundan şahsen benim kuşkum yok. Ordunun zayıflamaya yüz tutmuş denetimini yeniden kurmak için “ordu olmazsa memleket batar” kanısını yerleştirmek için düzenlenmiş olaylardır. Ayrıca en tepeden siyasi iktidarı teslim almak, süreci yönetmek gibi bir amaca da böylece ulaşılmıştır.  O dönemin Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş’in ünlü bir lafı vardı: “Başbakan Çiller tak diye söyler ben şak diye yaparım” demişti. Aslında tak diye söyleyen ordu, şak diye yapan Çiller’di. Bütün sivil yönetim tam anlamıyla teslim alınmıştı.  Özetle, 28 Şubat sürecinde de aynı süreç devam ettirilmiş, hükümetler, Çiller ve sonrası dâhil, teslim alınmış ve bence en önemlisi, Susurluk tamamen unutturulmuştur.

Sermayenin 28 Şubat’taki tutumu neydi?
Tekelci sermayenin bütün örgütleri destekledi. Gericilik karşısında “Atatürk devrimlerinin korunması; cumhuriyetin korunması” gibi sloganlara onlar da sarıldılar. Aslında olayın asıl amacının ne olduğunu bilmemeleri imkânsız. Sermaye 12 Eylül’de işçi ve emekçilere karşı kazandığı ayrıcalıklı konumun elden gideceği korkusunu yaşıyordu ve darbe yıllarının kendileri için çok elverişli koşullarının korunmasını istiyordu. İslamcı sermaye denilen kesim, saldırının bir başka hedefiydi. Çünkü Özal döneminde yükselmeye başlayan ve Anadolu kaplanları diye adlandırılan kapitalist kesim, pastadan hatırı sayılır bir pay almaya başlamıştı ve 28 Şubat bunu kesti. İstanbul tekellerinin yetersiz bulduğu siyasi destek böylece sağlanmış oldu. 28 Şubat destekçilerinden biri de Fetullahçı cemaat idi. Bizzat Fethullah Gülen, askerin demokratik yollarla sorunların çözümünü istediğini, sivillerden daha demokrat olduklarını söylemiştir. Gerçi bir süre sonra Amerika’ya sığınmıştır ama desteklemiştir. Pek çok “İslami sermaye” kuruluşu baskı görür ve iflasa sürüklenirken, ona bağlı şirketler palazlanmıştır.

28 Şubat için postmodern darbe deniliyor. Ona postmodern özelliği katan neydi?
Bu kavramı hareketi yönetenlerden bir general kullandı. Bu darbede, öncekilerden farklı olarak, parlamento kapatılmadı, siyasi partiler kapatılmadı, geniş tutuklama ve kitlesel yargılamalar yapılmadı falan…  Ama ordu bütün gücüyle siyaseti yönlendirdi, tüm devleti esas duruşa geçirdi. Bu yüzden görünüşte eski darbelerden farklıydı, kullandığı kelimenin anlamını bilmeyen bir general bir gazeteciyle yaptığı söyleşide bu terimi kullandı. “Bu bir darbe midir?” sorusuna, “postmodern bir darbedir!” cevabını verdi. Komik bir laf tabii…

MAĞDURİYET HAVASI YARATMADA ERDOĞAN VE ÇEVRESİ BAŞARILI OLDU

AKP, 28 Şubat’tan 4 sene sonra kuruldu. Başında da Erdoğan var. 28 Şubat sürecinde belediye başkanıydı Erdoğan. Bu süreç onun siyasi hayatını etkiledi. AKP’nin iktidara gelmesindeki etkisi neydi bu sürecin?
Bence bu süreçten de bir mağduriyet havası yaratmada Erdoğan ve çevresi başarılı oldu. Aslında, AKP’nin kuruluşunda sanıyorum bu darbenin yol açıcı bir rolü oldu. “Milli görüş gömleğini çıkarmak” lafı arkasında, darbeci çevrelerin asıl hedefi olan Erbakan’la arasına mesafe koydu. Ardından, Yahudi lobilerinin ve ABD’nin büyük desteğini aldı. “Muhafazakâr demokratlık” terimini ileri sürdüler. Bu, “Ilımlı İslam” kavramını önemli bulan ABD çevreleri bakımından çok elverişli bir alet olarak onaylandı. “Kontrolümüzdeki İslam, bizim için en iyi Müslümanlıktır” diye düşünüldü. 28 Şubat cenderesinden geçmiş Müslüman iş adamlarına, tarikatların en müptezellerine, ikna odalarında canlarından bezdirilmiş üniversite öğrencilerine, ayrıca 2000 ekonomik krizinden ağır yaralı çıkmış halk kesimlerine umut olmayı başardılar. Merkez sağ bir kimlikle ortaya çıktılar ki bu Türkiye seçmen çoğunluğunun genel ve geleneksel eğilimi olagelmiştir.

28 Şubat süreci, 28 Şubat’tan hemen sonraki yıllarda “kara leke” olarak anılıyor. Bugün de öyle… Hem de her kesim tarafından söyleniyor. O süreç çok yoğun bir destek almıştı ama…
28 Şubat Türkiye’nin siyasi tarihinin en ibret verici operasyonlardan birisidir. Kamuoyu yaratma başarısı, bir psikolojik savaş dersi olarak okutulabilir. Yıllar önce 6-7 Eylül olaylarını yaratanlar, hiç yoktan bir “Kıbrıs davası” yaratmayı ve bunu kamuoyuna benimseterek “milli mesele” haline getirmeyi başarmışlardı. O zamanki desteğin arkasında, “sürekli aydınlık için bir dakika karanlık” kampanyasını bir anda “gericiliğe karşı direnme” kalıbına sokmuş olmaları ve bunun arızasız bir geçişle sağlanması, doğrusu herkesi uyuttu. Bizim açımızdan yeni bir işçi emekçi düşmanı süreci başlatmış, demokratikleşme taleplerini saptırarak bastırmış olması bakımından tartışmasız bir egemen sınıf darbesidir.

YÜKSELEN ÖFKELİ HALK MUHALEFETİNİN ÖRGÜTLENEBİLMESİ REJİMİ DEĞİŞTİREBİLİR

12 Eylül rejimimin devamı dediniz. Bir operasyonel hakaret dediniz. O dönem bunu yapanlar 12 Eylül kafasında olan devlet mekanizmasıydı. Bugünkü devlet mekanizması yeni bir 28 Şubat yaratır mı?
Bugün ordu böyle bir hareketi ancak NATO onayıyla ve planlamasıyla yapabilir. Bu gerçek bir felakete yol açar. Dolayısıyla şu andaki rejimden ne kadar hoşnut olmazlarsa olsunlar, ABD ve NATO kurmayları, eğer Türkiye Cumhuriyeti diye bir devleti sona erdirmek diye bir niyet taşımıyorlarsa, aptallık sayılabilecek böyle bir işe girişmezler. “Tek adam”dan kurtulmakla sınırlı bir hedefleri varsa, bunu başka yollardan da yapabilirler. Onların eliyle gerçekleşebilecek bir değişiklik ise, her şeyden önce, demokrasi mücadelesini, sosyalistleri ve Kürt siyasi hareketini hedef alır. Bölgede ABD’nin ve siyasi gericiliğin tam hâkimiyetini sağlamaktan başka bir sonuç vermez. Günümüzdeki rejimin değişmesinin esasını, halkın demokratik ve birleşik mücadelesinin oluşturması bütün bu sakıncaları köklü olarak önleyebilir. Günümüzde yükselen öfkeli halk muhalefetinin örgütlenebilmesi bunu sağlayabilir. Bunun dışında her çözüm, yine eski kötü yollara çıkar.

2587560cookie-checkAydın Çubukçu: 28 Şubat’ta amaç, 12 Eylül düzeninin devamıydı

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

2 × four =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.