Başarısızlıktan başarıya

JOHN FLAXMAN 


Bayan Ann sakat bir adamla evli olduğunu hiç umursamadı, ama o sakat adamın başarılı bir sanatçı olmak istediğini de hiç unutmadı. Sanatında güçlü olabilmesi için eşinin adına ne gerekirse yaptı.  1782 yılında Londra’nın Soho mahallesinin Wardour sokağından Roma’ya gidip yerleşebilmek için para biriktirdi. Orada, Flaxman’ın gerçek sanatçı olabilmek için çalışma olanakları bulacağını biliyordu. Bunun gerçekleşmesi sakat eşinin düşüydü. 


John Flaxman yaşamı çok ilginçtir. Covent Garden’da New Street de dünyaya geldi. Babası maske yapıp satan fakir bir adamdı. Flaxman sakat kalmıştı. Babasının dükkânında yastıklardan yapılan desteklerle oturur, resim çizer kitap karıştırırdı. Dükkânı ziyaret eden bir din adamı ona Don Kişot ve Homer kitaplarını armağan etti. Okuduğu ucuz kitaplardan sonra bu değerli kitapları onu çok bilgilendirdi. Kitaplardaki kahramanlarla kendine bir dünya çizdi. Çizdiklerini pek çok sanatçı gördü ama ona yardım etmediler. O bir dahi değildi. Çizdiklerinin de bir umut verdiği yoktu. Başarısızlıklar onu hırslandıracak ve ünlü biri olmasını sağlayacaktı.


Flaxman yaşamında iyi kalpli insanlardan hep destek gördü. Belki de sakat olmasından etkileniyorlardı. Mr. Matthews da bu insanlardan biriydi. Eşiyle beraber sakat çocukla ilgilendiler. Yunanca ve Latince dersler verdiler. Okuduğu Homer öyküsünü bir kez de bu iyi kalpli aileden dinledi. 


Genç bir Lady Flaxman’a altı adet siyah tebeşirle çizeceği resim siparişi verince işler değişti. İlk siparişini böylece almış oldu. Bu para kazanması demekti. 


Çok geçmeden genç sakat çocuk (on beş yaşında) Royal Akademiye girdi. Birinci yıl gümüş madalya aldı, ertesi yıl altın madalyaya aday gösterildi. Altın madalyayı kazanamayınca hırsa kapıldı. Başarısızlık onu daha fazla gayret göstermeye itti. Daha çok çalışmaya çizmeye, heykel yapmaya başladı. Yoksulluk baba evini kasıp kavururken seyirci kalamazdı. Ekmek paralarını çıkarabilmek için de durmuyor, mala elinde babasına da yardım ediyordu. Çalışmak istemeyip de saatlerce çalışması ona çalışma gayreti aşıladı. İstemediği bir işe katlanıyor, kendisini çalışmak zorunda hissediyordu.


Bir süre Josiah Wedgwood ile beraber çanak çömleklerin üzerine desen çizdi. İnsanların en fazla yüz yüze olduğu bir kültürü yaşatıyordu çanak ve çömlekler. Zengin birinin aldığı tabloları az sayıda insan görür, ama çanak-  çömlekler halkın içinde yaşar; düşüncesiyle önemliydi.


Evlenmesi, Roma’ya gitmesi onun yaşamını tamamen değiştirdi. Her yoksul sanatçı gibi o da kopyalarını çıkarıp sattı. 


Yıllar sonra Londra’ya dönerken farklı biriydi. Hem parası vardı, hem de Floransa ve Carrara Akademilerden ödülleri. O, “Cupid” “Aurora”  yı; Thomas Hope için yaptı. Early of Bristol için de  “Athamas’ın Hiddetini” hazırladı. Şöhreti Londra’da iyice yaygındı. Lord Mansfield’in heykelini yaptı, İtalya’dan getirdi Londra’da tamamladı. Heykel Westminster Kilisesinin kuzeyindeki yere dikildi.  Londra’ya döner dönmez; Royal Akademiye Profesör oldu, hem de üye.


Ann’in ölümünden sonra da uzun yıllar yaşadı,  eşini hiç unutmadı. 


Onun eserleri “Achilles Kalkanı” “Hazreti Michail Şeytanı Yeniyor” tablolarıdır.


Çalışmasıyla ve gayretiyle yüreğindeki arzuyu birleştiren bu adam düşlerine, evlendiği kadının sevgisiyle ulaştı. Başka sanatçılara göre beş para etmez diyerek kenara atılan resimler onun moralin hiç bozmadı. Sir Joshua Reynolds a göre evlenerek bitecek olan yaşamı, farklı bir noktaya geldi.  

694430cookie-checkBaşarısızlıktan başarıya

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

five × 3 =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.