Bi çıkın, gidin hayatımızdan

Daha geçen yıl tükenmemiş miydi bu bahar ? Üşenmemiş, her yıldan farksız, yine ardına dağların nehirlere, denizlere karışacak eriyen karlarını, saçları dağıtan rüzgarları, leylakları, sümbülleri takmış, takıştırmışta gelmiş işte.

Bu gelişinde de giderken bıraktığı gündemle; sınırda askeri hareketlik, 170 adet M-60 tankının modernizasyonuna yetip, 6 adet Heron uçağını, daha neler neleri de satın alacak büyüklükteki savunma bütçesi, gösterici çocukları öldüresiye dövmeyi alışkanlık haline getiren Hakkarili polisler, Anayasa değişikliği “açılım”la karşılanmaktan usandığını yine kimselere diyememiş

“Çukurca’da 7 askerin TSK mayınıyla yaşamını yitirdiği …” haberiyle sersemlemiş, barış, Kürt, ….., Roman, …., Alevi açılımı adına, taş atan Kürt çocukların, ebeveynlerinin hapishanelere doldurulması, Romanların sürgünü dışında “açılıma” dair hangi yasa çıkarılmış, ne yapılmış da “açılıma” sinirlenip TÜRK’ü, Bakanı yumruklayan tescilli psikopat ÇELİK’le, ŞAHİN’i takip ederek muasır medeniyetin yolunu bulanları anlamaya çabalarken, görev icabı etrafı “börtü, böcek”le çiçeklendirmekten de geri kalmamış.

Çiçekleri, mor salkımlı erguvanları, leylakları gören eski medya patronu durur mu, kanatlanmış kalbiyle oturup şaşalı günlerine yanacak değil ya daha kapı girişinde fırından yeni çıkmış çeşit çeşit, sıcacık ekmeklerin iştahını kabartacağı Le Pain Quotidien’de, kahvaltı için köşe yazarı dostuyla randevulaşmış.

Konuğunu beklerken, tanıştıkları gün “Mr.BİLGİN, itiraflarınızdan anladım ki Türkiye’de kimin yazıp yazmayacağına, yazılacaklara, atılacak manşetlere karar veren, gündemi belirleyen CEO’nuz Genelkurmayken, gazete çıkarmak çocuk oyuncağı bir işmiş.Aramızda kalsın, medyanız yalan haberleri pek seviyor.Son bir yılda 26 gazetenizde 350 yalan haber yayınlanmış. Bu yalanlardan 146’sı Doğan Medya grubuna aitmiş. 16 yalan haberle Hürriyet, Milliyet, Vatan gazeteleri 1.ciliği paylaşmış.Eski gazeten Sabah 12 yalan haberle 2.inci, Habertürk’se 7 yalanla 3.üncü olmuş. Bunca yalanı biz yayınlasak tirajlarımız sıfırlanır, bitterdik. Memleketinizdeyse kimsenin umurunda olmuyor” nutkunu dinlediği Rupert MURDOCH’la ahbaplığından bu yana aksatmadan okuduğu “New York Post”u garsondan ister.

“Ölüm var madem yemeli badem” felsefeli dedesine öykündüğünden en kısa sürede yenmesi gerekenler listesine alacağı Forbes’in “dünyanın en pahalı 11 yemeği” listesinin 3.üncü sırasındaki Çırağan Sarayı spesiyallerinden “Sultanın Altın Keki, yıllanmış Jamaika romunda marine edilen meyveler, Fransız Polinezyasından gelen vanilya tohumu, Fransız buğdayından yapılıp, üzerine 24 ayar yenilebilen altın tozu dökülüyor ….” haberine yoğunlaşır.

Atladığı “….uygarlığın ihmal ettiği yerlere yaptıkları “öğrenme gezileriyle” dikkati çeken Bill GATES, eşi Melinda’yla bu yıl gittikleri Hindistan’da gecekondu bölgesi Meera Bagh’ı gezdiler” sütununa bitişik fotoğrafı görmesiyle ayağa fırlaması bir olur. Aman Tanrım, o nedir öyle, dannnn!!!, dan, ın-ın, ın-ın.Siyahi bir adam.Resminin altında “Barack Obama the 44th President of the United States “ yazmakta.

Aynı anda Türk medyasını işgal eylemiş İzmir’li köşecilerden Ergun’da, randevusuna geç kalma pahasına çocuğunun performans ödevini kontrol ederken Martin Luther King’in siyah tenini fark edip hayatının ikinci şokuna girmek üzeredir.İlk şoku köşeci arkadaşlarıyla birlikte “Yahu ne çok türbanlı varmış, nerede saklanmıştı bunlar”la geçirdiklerinde sokaklar türbanlı First Leydi’lerle şenlenmiş, AKP seçimleri kazanmıştı.

Tövbe, tövbe, yanında çalıştığın her patronla, o cadde senin bu cadde benim dolaştığın New York City’de, okuduğun Stanford Üniversity’in kampusunda bir tek siyahiyi gör(eme)me, gel memlekete..
“…..Gazete sahibiyim ve hayatımda ilk defa Kürtçe’yi o zaman, orada duydum. Mesela İstanbul’a gelinceye kadar Alevinin kim olduğunu bilmiyordum.(45 yaşındadır.)……”, “Hasan Cemal Kürtler kitabında yazana kadar biz Diyarbakır Cezaevi’nde neler yaşandığını bilmiyorduk. (43 yaşındadır.)……”lu itiraflar medyanın iki temsilcisinin ağzından çıkmasaydı yukarıdaki kurgu kim bilir nasıl da garipsenecekti.

Yehhuuuuu, yayınlarıyla hayatların akışını değiştirmiş, söndürmüş yazılı, görsel medyayı yönetenlerin Fatih fethetmeden önce İstanbul’da kimler yaşardı, boğaza bakıp kimler hülyalara “dalardı”yı bir kez bile düşünmediklerini, “niye bu kadar çok isyan edilmiş”le beyinlerini yormadıkları en az 50 sayfası da ……, Yeniçeri, ….., Koçgiri, ….., Şeyh Said isyanlarına, Kerbela vakasına ayrılmış tarihten, kitabın kapağı açılmadan torpille geçtiklerini, cidden de “sırça köşklerde” yaşadıklarını ortaya çıkaran bu itirafları okuyanlar heyooooo o heyecanla uçuşa geçmişlerdir.

Onlar uçuştayken, sizde, bunca yıl, böyle “bidon” kafalılardanmışçasına neredeyse her şeyden habersiz yaşamayı beceren takdire şayan zekadan bihaberliğinizden, hiç üstünüze vazife de değilken meslek tecrübesiz, eğitimsiz birinin bir işaretle birden gelip yayın yönetmeni, …., temsilci, …., koordinatör, …., köşe yazarı, ….., koltuğuna oturduğu, kadınsanız da en acar, en yetenekli muhabir, yazar o, bu, şu olun akrabalardan, tanıdıklardan, tanınmışlardan tamamı da erkeklerden oluşan üst düzey yöneticilerden birinin gönlüyle hoşlaşmadan, hatta cinsel tacizlerine uğramadan bir yere gelmenizin namümkün olduğu Türk medyasıyla, insan hakları ihlallerinin, darbelerin, katliamların, …..…., Şükrü KAYA’lı….., Ali ELVERDİ’li, ….., Kenan EVREN’li, Ergenekoncu faşist zihniyetin bağlaşıklığının sırrına kafa patlatmanızın boşu boşunalığına yanacaksınızdır.

Boşu boşunaymış, Norveç’te Türk vatandaşını döven polisi “insanlık ayıbı, utan Norveç”le manşetleyen, tam da o gün 1915, … 1938…, 1990’lı yıllarda şehrinden, kasabasından, köyünden tehcir edilen Ermeniler, Aleviler, Kürtler gibi Selendi’den kovulan 74 Romanı “utan Türkiye”yle manşete taşımamalarının, aylarca “Münnever cinayeti” üzerine yaptıkları yayınları Kürt çocukları; 12 yaşında 13 kurşunla öldürülen Uğur, 12 yaşında bombayla vücudu parçalanan Ceylan, mayınlanan Nezir TEKÇİ, cesetleri yol kenarlarına, asit kuyularına atılmış çoğu Kürt 17 000 “faili meşhur” cinayetin faillerinin bulunması için yapmamalarını merak eylemeniz.

Meğer , Türk medyasının, entelektüel birikimleri …., KİERKEGAARD, …., ARAGON, ….., Robert MUSİL, …., TÜRKALİ, …., ATAY yerine işyeri, ev, bilgisayarlarında youtube, facebook, gazetelerin Internet sayfalarında gezinip görüntü, haber altlarına “Çoluk çocuk, kadın toplayıp her yeri taşlatıyorlar, burunlarının üstüne yumruğu yiyince de ciyak ciyak bağırıyorlar”lı sosyolojik temelli yorum yazmayı iş edinenlerin yorumlarına dayalı (o malum çoğunluğun yazarı ÖZDİL’in “Yumruk” yazısına atıfta ….) gittikleri barlarda hangi marka şaraptan, kaç şişe devirdikleri temalı adrese teslim yazılarıyla, kendilerini eğlendirirken üstüne de para alan lisans, lisans üstü eğitim, doktora yapıp, en az iki yabancı dil konuşan, Prada, Cavalli, dolce & gabbana takımlar, takılarla medya plazaların odalarında, koridorlarında iki tek atıp, ellerinde kahve bardaklarıyla salınan paşa dedelerinden, haminnelerinden zengin, şımarık çalışanlarıyla, patronlarının yaşadıkları ülkede yüreklere kor düşüren muamelelerle karşılaşmış Ermenilerin, Alevilerin, Rumların, Kürtlerin varlığından haberleri bile yokmuş.

En azından, bu itiraflar, şükür ki bir kuşak ölüp gitmeden, diğer insanların ne yaşadığını bilemeyince, yapılacak en iyi şeyi yapıp onların kendilerine benzediğini varsayan, sürdürdükleri “kırın kafalarını, öldürün, yumruklayın”lı (niyeyse bunlar yapılırken karşıdakilerin hiçbir şey yapmayacaklarına, tahrik olmayacaklarına güven tamdır) şiddetlerini “adaletin tokmağıyla” eşleştiren çağdaş söylemi alkışlayan mahallelisinin desteğinde, haberleri olmadığı halde …., tehcirler, …., Diyarbakır, …., Mamak zindanları, …., Danıştay saldırısı …., iç savaş, …., hakkında haberlerin nasıl yapıldığını öğrenme şansını yakaladı diye bazılarını sevince de boğdu diyebilir miyiz ?

Valla “Burası İstanbul” Rupert’ıcım. Dünyada değil 132, 540 gazetenin, TV’nun sahibi ol, Türk medyasının yanında esamen okunmaz. Neden dersen, liderleri ordunun başkanlığında Ülkeyi yönetmeyi adet edinmiş dörtlü çetenin (sıraladınız mı?) istediği kıvamda kamuoyunu oluşturacak araçları elinde tuttuğundan özel önem atfedecekleri medyanın patronları generallerle, siyasilerle, bürokratlarla haşır neşir Başbakan, Bakan atar, hükümet kurar, hükümet düşürür. Karşılığında başka sektörlerde de faaliyet gösterdiklerinden bakanlarla “ Güneş’cim…..karton fabrikası, ….. bizimki 130 milyon dolarlık falan bir teşvik…”içerikli telefon görüşmeleri yapan genel yayın yönetmenleri eliyle kendilerine kredi çıkartıp, enerji, inşaat, banka ihalelerini aralarında paylaştıklarından olayları, yaşananları istenene göre verip, yorumlayarak bir kesimi; ….., Talat,…., sakallı Nurettin, …., MUĞLALI, …, Şener, …, Veli …., Cemal paşaları, ÇATLI’ları kahraman, diğerlerini; Deniz, Yusuf, Hüseyin, Erdal, Hrant’ı, Sırrı’yı, Şivan’ı hain, anarşist, terörist ilan eden genel kabul görmüş evrensel basın meslek ilkelerinden, ahlakından sen, gazetelerin, TV’lerin yoksunsunuzdur da ondan.

Beş dakika ara. ciao bela’lar soru şu, Türkiye’nin sahip olduğu 28 dolar milyarderinin kaçı medya patronudur ? Süre doldu, cevabınız. Oturun, sıfır. Epten çuvalladınız.

Kaldığımız yerden devam edelim mi arkadaşlar ? Mrs. MURDOCH nasıl oluyor da, geçmişte “Rus’larla bir olup arkadan vurdular”, “Atatürk’ün evini”, “camiyi bombaladılar”, “Ordu göreve”yle güdülediklerine yaptırdıkları talanların, katliamların, işkencelerin sorumluluğundan paçalarını kurtarıyorlar diyorsan bugüne bakmalısın.

Bugün, savaştıramayacaklarından, trekking’deyken “iyi saatte olsunların” akınına uğrayanlar PKK’yı kurmuşlarcasına, dağa “neden çıkıldığına” dair kimsenin bir saniyelik düşünme zahmetine girmesini istemeyip, görüntüleyip, yazmayarak da “Oğlum şehit oldu” diyenlerin Türk anneleri, dağdan cenazeleri gelenlerin de sadece Türk gençleri olduğuna inandırdıklarına, istisnasız her gün haber merkezlerinde “İlk kez …., …, haberin gündeme getirdiği DTP’nin skandal kitapçığı”, “Partinin adı değişti, tavrı değişmedi”, “BAYDEMİR’den tuhaf açıklama”, “BDP’li vekilden ağır tahrik;….”, “23 Nisan’da Diyarbakır’da çocuklara PKK marşı çaldılar”lı ölüm reçeteleri hazırlayacaklardır.

Sonrası mı, 16 yaşında rahip öldüren O.A’ların, misyoner katili Emre GÜNAYDIN’ların, DİNK’i vuran SAMAST’ların, birbirini kıran aynı topraklı Türk, Kürt gençlerinin türemesindeki paylarını var sen hesapla Rupert’ıcım.

Onun içinde, büyük bölümü sorunların nedeninden çok, ne olduğuyla ilgilenen mantıkla yüklü %60’ının da tek bir kişiye ait olduğu Türk anadan, Türk babadan doğmuş soyunda dönme olmayan Türk oğlu Türk medyasında birisi çıkıp “……. mayın demokra-siyse…( Ah be yakışıklım, IQ, kaçtı senin) Yumruk niye faşizm”i yazmış çok mu ?

O yazınca, linç edilirken Ahmet KAYA’ya aslanlar gibi göğsünü siper eyleyerek yıllardır kimden gelirse, kime yapılırsa yapılsın şiddet karşıtlığının öncülüğünü yaptığını kanıtlayan Ertuğrul ÖZKÖK’te “ ÖZDİL’in yazısını okurken birden elimi başıma vurdum. (o hızla az daha kafası parçalanacaktı)… Ahmet Türk’e geçmiş olsun demiştim. … Deniz Bey’e bir geçmiş (deseydin, kim engeldi) olsun demedim”i yazıp, çektiği vicdan azabını “güzelleriyle” paylaşamayacak mı?

Üstadım, o kadar kahrolma, herkes biliyor, “dememenin” suçlusu da 1915 yılında 250 bin Türk, 200 bin Rum, 50 bin Yahudi’nin yaşadığı İzmir’i kimin yaktığının gizini The Pacific’in yedi kat el senaryo yazarlarından öğrenen “göbeğini kaşıyan adam”dır.

Bu mudur, Türk medyasının hal-i pür melali. Budur.Evet genelledim ! İtirazınız mı var ? Hem, yetmedi mi acı çekmeyenlerin çekenlerin yargıçlığına soyunması. Artık bi çıkın, gidin hayatımızdan.

Hişşşş… sakın ha. Burası Türkiye annecim.Türkiye.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.