FRANSA’DAN… Doğru Analiz

AVRUPA BİRLİĞİ’NİN TÜRKİYE POLİTİKASI…

Ekim 2005 tarihinde müzekerelere başlanacak. Yani Türkiye’nin ABNe üyelik süreci fiili olarak başlayacak. Ancak bugüne kadar Türkiye’nin AB politikası tartışıldı. Tersten AB’nin Türkiye politikası yeterince inceleme konusu yapılmadı. Batı, Türkiye’den ne istiyor? Beklentesi nedir? Türkiye, AB’ne üye olmak için 1960’lardan beri kapıdan bekletilirken ne değişti ki bu süreç birden hızlanı verdi.

Politik, ekonomik ve sosyal alanda  ciddi sorunlar yaşayan Türkiye’nin AB’ne giriş sürecinin hızlandırılmasında ve somut adımların atılarak müzekere kararının alınmasında, uluslararası alanda yaşanan ve dünyadaki politik dengeleri ciddi oranda  etkilemeye başlayan gelişmelerin önemli bir etkisi bulunmaktadır. Özellikle Ortadoğu ve Avrasya’yı kapsayan politik gelişmelerin merkezinde bulunan Türkiye, jeopolitik olarak ön plana çıkmaktadır.

Afganistan’daki ve Irak’taki gelişmeler AB sürecinin en önemli politik gündem maddelerinden biri olmaya devam ediyor. Ayın keza ‘Büyük Ortadoğu Projesi’ sadece ABD’nin değil aynı zamanda AB’nin de bir projesi haline gelmiş bulunmaktadır. Ortadoğu kökenli ‘radikal’ İslami hareketlerin uluslararası alanda başlattığı şiddet eylemlerinin AB içerisinde bulunan bir çok ülkeyi de hedeflemesi, AB devletlerinin ‘yeni’ çözümler bulmaya zorlamaktadır. AB’nin ve ABD’nin anlaştıkları temel nokta: Geniş bir coğrafyayı kapsayan İslam dünya’sını ciddi politik değişikliklere ‘zor’lamaktır. ‘İslam ve demokrasiyi uzlaştırmayı’ planlayan model ülke olarak düşünülen ülke ise Türkiye’dir.

AB ile Türkiye arasında müzekerelerin başlatılmasına ilişkin yapılan tartışmaların bir çoğunun yapay olduğunu ve AB’nin oluşturmaya çalıştığı politik stratejinni arka planında mutlak olarak Türkiye’ye ihtiyaç duyulduğunu, AB bürokratlarının yapmış oldukları açıklamalardan da görmek mümkündür. AB üst düzey yöneticilerinin beyanatlarında anlaşıldığı üzere, Türkiye’nin AB’ne alınması ile Ortadoğu ve Avrasya politikaları arasında doğrudan bir ilişki bulunmaktadır.

Örneğin AB Komisyonu’nun Dış İlişkilerinden Sorumlu Üyesi Chris Patten; “Türkiye, AB ile İslam Dünyası’nın kesişim noktasında bulunuyor” diyor. Oxford İslam Araştırmaları Merkezi’nde, ‘Dört Yol Ağzındaki İslam ve Batı’  başlıklı  bir konuşmada Patten; “…müzekerelere başlamanın bambaşka bir Türkiye’ye ve Avrupa ile İslam arasında farklı ilişkilere yol açabileceğini” belirtirken “bu kültürel ve jeopolitik açıdan kendimizi nasıl gördüğümüzü, nasıl görünmek istediğimizi ortaya koyacak…” tespitinden sonra   şunları belirtiyor:

“Bunun siyasal olarak göze alınması zor ve idari açıdan yürütülmesi sıkıntılı olabilir. Ancak ortaya çıkan sonucun ne olacağı belli olmasa da Türkiye’yle müzekerelere başlamanın bizi bambaşka bir Türkiye’ye ve İslam Dünyası ile Avrupa arasında çok farklı ilişkilere yönelteceğininin farkında olarak tartışmayı açmalıyız…”

Bu bakış açısı, merkezileşmeye doğru giden AB’nin Türkiye’ye yönelik stratejik politikalarını ortaya koymaktadır.

Aynı şekilde, Belçika Dışişleri Bakanı Karel De Gucht: “Bu tavır komuoyuna anlatılabilir, çünkü tam üyelik, Türkiye’yi Avrupa yörüngesinde tutmanın en iyi yöntemidir. Avrupa stratejisi açısından, Batı ile Ortadoğu arasında tampon ve köprü sahibi olmak önemlidir. Zaten Türkiye bizim komşumuzdur. Dolasıyla bu ülkede Avrupa toplumu ile uyumlu bir İslam’ın gelişmesi ve etkisini Ortadoğu’ya doğru yayması önem taşımaktadır. Türkiye, toplumsal refah ve ekonomik başarı getiren modernleşmesi ve demokratikleşmesiyle İslam dünyası için bir model olabilir. Bu, İslam dünyasına verilebilecek en iyi yanıttır…”


AB ülkelerinin önde gelen devlet adamlarından, politikacılarından ve siyaset bilim uzmanlarından oluşan ‘Türkiye Bağımsız Komisyonu’ tarafından hazırlanan 45 sayfalık rapor, Filandiya’nın eski Cumhurbaşkanı  Martti Ahtisaari tarafından kamuoyunda duyuruldu. Raporda, “…Türkiye’nin jeopolitik konumu AB’nin Kafkaslar ve Orta Asya’ya açılımını sağlar. Filandiya nasıl AB için kuzey boyutu kazandırdıysa Türkiye de güney boyutunu kazandırır. Türkiye tarihsel ve coğrafi açıdan AB’nin bir parçasıdır…”

Bu açıklamalar AB’nin Türkiye politikasının ne olduğuna ilişkin somut fikirler vermektedir. ABD karşısında siyasal bir güç olarak ve özellikle Ortadoğu’daki gelişmelere daha aktif bir tarzda müdahale etmek isteyen AB,  Türkiye’yi son derece önemsemektedir. 

3 Ekim 2004’te, AB Komisyonunun Türkiye ile müzerekelerin başlatılmasına ilişkin hazırlamış olduğu rapordu, Türkiye’nin AB’ne alınması için gerekli nedenleri sıralarken özellikle Ortadoğunun ve Kafkasların önemine dikkat çekmekte ve Türkiye’nin Birliğe dahil edilmesiyle bölgede etkinliği artacak bir AB’nin oluşacağına özel bir vurgu yapmaktadır. “…Nüfusu, büyüklüğü, coğrafi konumu güvenlik ve askeri potansiyelinin bir arada yapacağı etkilerden dolayı Türkiye’nin katılımı geçmişteki genişlemelerden farklı olacak. Bu etkenler Türkiye’ye bölgesel ve uluslararası istikrara katkıda bulunma yeteneği kazandırmakta. Katılım ihtimali, Türkiye ile komşuları arasındaki ikili ilişkilerin, AB’nin kuruluş ilkeleriyle uyumlu biçimde geliştirilmesine vesile olmalı. Bu bölgelere yönelik AB politikalarına dair beklentiler de,  Türkiye’nin komşularıyla mevcut siyasi ve ekonomik bağları hesaba katıldığında, büyüyecek. Bu da bizzat AB’nin geleneksel olarak istikrarsızlik ve gerilimlerle karekterize edilen bölgelerde(mesela Ortadoğu ve Kafkaslar) orta vadede güçlü bir dış politika aktörü haline gelme göreviyle nasıl başa çıkacağına bağlı olacak…”

Türkiye’nin AB’ne üye olması  sürecine ilişkin yapılan güncel tartışmalarda ortaya çıkar diğer en önemli sonuçlardan biri de, AB’nin politik ve askeri alanda bölgesel bir güç olabilmesi ve bölgedeki etkinliğinin artaması  için, Türkiye’nin müslüman ama demokratik bir ülke olarak diğer İslam ülkelerine model olarak  sunulması hedefleniyor.  AB ülkeleri sınırları içerisinde 20 milyona yakın müslüman kökenli insanın yaşaması ve aynı zamanda ‘radikal’ İslami hareketin AB sınırları içerisinde şiddet eylemlerine yol açabilecek nesnel bir politik zemine olması, Türkiye gibi geniş bir coğrafyaya ve nüfusa sahip olan Türkiye’nin, bir bakıma denge unsuru oluşturabileceği hesaplanmaktadır.

Bu politikaların bize sunduğu veriler şunu gösteriyor ki, AB ulusulararası alanda siyasal ve etkin bir güç olabilmek için Türkiye’ye zorunlu olarak ihtiyaç duymaktadır. AB, Türkiye gibi jeopolitik bakımdan son derece önemli olan bir ülkeyi kendi sınırları içine dahil etmeden, uluslararası siyasal rekabet gücünü artırma şansı zayıftır. 45 yıl sonra kapıların açılmasının arka planında AB’nin stratejik çıkarları bulunmaktadır. Türkiye’nin AB üyeliğine dahil edilmesi sürecinin 2015’ten önce gerçekleşmesi hiç kimseyi şaşırtmamalı ve bunun yüksek bir olasılık olduğu hesaplanmalıdır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.