İNGİLTERE… Anlaşılmamak

Çok zor, çok kötü bir şey anlaşılmamak. Birilerinin sizi anlamaması veya yanlış anlaması.

Küçükken kardeşimle oynarken kavga edip ona bir tekme savurduğumu hatırlarım. Annemden bir tokat yeyip odama gönderildim. İki gözüm iki çeşme ağladım uzun uzun. 

Herkes cezalandırıldığım için ağladığımı sandı. Halbuki ben annemin; “kardeşinin ayağını kırabilirdin” sözünün olasılığını düşünerek ağlamıştım. Yıllar geçti olay hala belleğimde taptaze.

Akraba çocukları arasında 3 yaşlarında çok sevimli bir oğlan çocuk var. Zeka küpü, ama henüz konuşamıyor. Tam teşhis konulamadı. Tahmin edebilir misiniz derdini anlatamayınca neler hissettiğini, nasıl asabileştiğini?

Yanlış anlama bazen de çok kötü sonuçlar doğurabiliyor. Rivayete göre İkinci Dünya Savaşı esnasında ABD Japonya’ya mesaj gönderip onları teslim olmaya davet etmiş.  

Japonlar cevap olarak “Mokusatsu” demişler. “Cevabı tartışma sonrasına erteliyoruz” anlamında. Bu söz “mesajınızı hakaret olarak addediyoruz” olarak çevrilmiş. Bunun üzerine Cumhurbaşkanı Truman Hiroşima ve Nagasaki’ye atom bombası emri verir. Sonuç, 150 ile 250 bin arası insanın ölümü.

Çok hızlı bir tempo ile yaşıyoruz. Bir koşuşturmadır gitmekte. Kimse birbirini anlamaya bilinçli olarak vakit ayırmıyor.

Tabii bunlara birbirimizi dinleme konusundaki beceriksizliğimiz, isteksizliğimiz de eklenince sonuç daha da vahim olabiliyor. 

Karşınızdakine bir şey anlatırken bazen onun sizi dinlemekten çok size ne söyleyeceği konusunda sabırsızlandığını hissedersiniz. 

Sözünüz biterkenden arkadaşınızın sizin söylediğinizle tamamen ilgisiz şeyler söylediği, veya onun hemen kendisinden bahsetmeye başladığı olmuyor mu? Eminim oluyor. 

Sanırım dinleme becerisi yitirdiğimiz en önemli becerilerdendir.    

Madolyonun diğer yüzü yanlış anlatmadır. Son zamanlarda bunun en iyi örneğini kitaplarını beğeni ile okuduğum Türkiye’li yazar Elif Şafak verdi. 

Şafak İngilizce yayınlanan son kitabı “The Island of Missing Trees” (Kayıp Ağçlar Adası) kitabında Kıbrıs kültürünü, Kıbrıs tarihini o kadar kötü anlattı ki biz Kıbrıslılar kitabı okuduktan sonra adamızı tanımakta güçlük çekeriz.  

Kitabın kritiğini sevgili arkadaşım Alev Adil çok iyi bir şekilde gerek prestijli Times Educational Supplement dergisinde gerekse özel olarak Sanat Kıbrıs sayfasında detaylı olarak yapmaktadır.  

Şafak’ın bu gaflete düşmesi bende doğrusu hayal kırıklığı yarattı. Belli ki yeterince araştırma yapma zahmetinde bulunmamış. 

Dönüp dolaşıp yine Kıbrıs’a gelmişken bizim kendimizi anlatmadaki beceriksizliğimiz, hatta tembelliğimizden bahsetmemek olmaz, değil mi?

Özellikle sol çevreler siyasetlerini, önerilerini gerek kendi halkımıza, gerekse Türkiye kamuoyuna, medyasına anlatmakta ne kadar emek harcıyorlar, ne kadar başarılılar? 

Sırasında veryansın etmeyi çok iyi biliriz. Efendim şeftali kebabını çok kötü yapmışlar, ankette Kıbrıs’ın nerede olduğunu bilmemişler, vs., v.s. Anlatmaya çalışsak muhakkak bunları bilenler de çoğalacaktır. 

Birbirimizi daha iyi anlamaya çalışalım. Aynı zamanda kendimizi anlatmak için de daha fazla zaman ve emek harcayalım.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

19 − eleven =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.