Karamollaoğlu: Adayın paçavrasını çıkarırlar

Son seçimlerde Millet İttifakı’na destek veren Saadet Partisi lideri Temel Karamollaoğlu DW Türkçe’nin muhalefet adayının kim olacağı, erken seçim ihtimali ve diğer siyasi gelişmelere dair sorularını yanıtladı.

DW Türkçe: Muhalefet partilerinin güçlendirilmiş parlamenter sistemle ilgili son düzenlediği bir toplantı oldu. Önümüzdeki dönemde bu sisteme dönüş ile ilgili somut bir adım görecek miyiz?

Karamollaoğlu: Bu görüşmeler geçmişte de olmuştu muhalefet partileri arasında ama şimdi farklı bir yaklaşımla karşı karşıyayız. Geçen seçimlerden önce bir anayasa değişikliği oldu ve başkanlık sistemine geçtik. Bu sisteme o zaman itiraz etmiştik doğru değil diye çünkü cumhurbaşkanına çok büyük yetkiler veriyor ve denetim mekanizmaları kurulmuyor. Şu anda cumhurbaşkanını denetleyecek bir makam yok. Ancak parlamentoda çoğunluk olduğu zaman belki bazı konularda parlamento cumhurbaşkanını zorlayabilir. Onun için öncelikle cumhurbaşkanlığı sisteminin değişmesine ihtiyaç var. (Muhalefetin hazırlıkları) seçimlere yakın somutlaşır, kamuoyu ile paylaşılır. Bu, sadece şu an için gündeme aldığımız bir konu değil. Başından beri zihnimizde oluşan bazı endişeler vardı, bunlar gerçeğe dönüştü. Cumhurbaşkanını ve sadece onu değil, kendisinin kurduğu kabineyi ve bürokrasiyi de denetleyecek bir mekanizma yok şu anda.

Tabii, bu sadece Erdoğan ile ilgili bir konu değil, sistemle ilgili bir konu. Bu sistem dünyanın hiçbir yerinde yürümez. Otoriter sistemler, yani diktatör demeyeceğim ama diktaya yakın anlayışa sahip sistemler böyle çalışıyor. Denetim yok, denetim olmayınca ikaz da yapamıyorsunuz. Çünkü ikazlar hakaret gibi görünüp arkasından davalar da açılabiliyor. Onun için böyle bir değişikliğe ihtiyaç var.

Cumhur İttifakı seçim ve siyasi partiler yasası ile ilgili değişiklik yapmaya hazırlanıyor. Bu değişiklik paketinde muhalefet partileri aleyhine adımlar olabilir mi? Bu yönde bir endişeniz var mı?

İktidarda bulunan partiler veya şahıslar bir sonraki seçimde başarılı olabilmek için her türlü yola başvururlar, biz bunu geçmişte de gördük. Bunu Özal da denedi. Dar bölgelere ayırmak, daraltılmış sisteme geçmek gibi… Yani neredeyse şuna doğru gidiyorlar; az oy alanlar bizdense iktidar olabilmeli. İktidarın anayasa değişikliğini geçirecek çoğunluğu yok ama seçim kanunları ile ilgili değişiklikler yapabilirler. Ancak seçim kanunlarıyla yapılacak değişikliklerin yürürlüğe girebilmesi en az bir yıl gerektiriyor. Yani bir kanun geçerse en az bir yıl sonraki seçimlerde kullanılabilecek.

Haziran’a kadar geçirmeleri gerekiyor bu durumda? Siz bu yasama döneminde geçmesini bekliyor musunuz?

Ben Haziran’ı bekleyecekleri kanaatinde değilim. Bendeki kanaat şu; ben seçimin erken olmayacağını aylar önce söyledim ama seçiminönümüzdeki sene sonunda olma ihtimali büyük. Bence bunun için değişiklikleri Ekim-Kasım ayında mutlaka tamamlayacaklar diye düşünüyorum.

O zaman hemen Meclis açılır açılmaz bekliyorsunuz?

Zaten iktidarın niyetini de o zaman anlamış olacağız. Eğer iktidar bunu Mart veya Nisan’a ertelerse bu demektir ki hakikaten seçimler 2023’te yapılacak. Ama bu sene sonundan önce yapılırsa bu demektir ki büyük ihtimalle erken seçime gidecekler.

İktidarın işin matematiği üstünde çalıştığını görüyoruz, ama peki matematik seçmen nezdinde her zaman çalışır mı?

Çalışmaz tabii, çünkü seçmen içinde bulunduğu şartlara göre karar verir. Ben Sayın Erdoğan’ın, AK Parti ve Cumhur İttifakı’nın bu seçimlere bir yanılgı ile gittikleri kanaatindeyim. ‘Biz bugüne kadar çoğunluğun desteğini aldık, güzel hizmetler yaptık, eksikliklerimiz abartılıyor’ kanaati ile seçime gidiyorlar. Böyle olunca vatandaşın çektiği sıkıntının farkında değiller. Bu nedenle sıkıntıyı gidermek için bir adım da atamıyorlar. Tabir-i caizse elleri ayaklarına dolaştı. Ekonomik güç gerektiren adımları atamıyorlar, çünkü Türk ekonomisi iflas etti. Merkez Bankası kasasının dibi delindi, para kalmadı. İzlenen politikalar da ülkeyi güçlendirmedi, zayıflattı. İşsizlik bundan sonra daha da artacak, bu gelirin de azalmasına neden olacak.

Sayın Cumhurbaşkanı ekonomist olduğunu söylüyor ama ekonomideki hesabında size göre bir yanlışlık mı var bu durumda? 

Sayın Cumhurbaşkanı seçilmeden önce ‘bana yetki verin, bir gün sora düzeltirim’ dedi, ama düzelmedi. Ekonomik politikaları kurgulamak, politika yapmak ekonominin düzelmesi için yetmez, doğru politikaları tatbikata koymak gerekir. Sayın Cumhurbaşkanı’nın uyguladığı politikalar isabetli değil, öyle olsa Türkiye bugünkü olduğu noktada olmazdı.

Özellikle gençler arasında yurtdışına göç çok gündemde. Ekonomi düzelirse bu tersine çevrilebilir mi?

Sadece gençler değil bizim yetişmiş insanlarımız da yurtdışına gidiyor, farkında değiliz. Türkiye’de bugünkü şartlarda beklediği ilgiyi görmeyen, ücreti alamayan kesimler yurtdışına gidiyor. Veya belli bir görevi yürütürken uzaklaşmış insanlar işsiz kalınca yurtdışına gitme yolunu arıyor. Sizin insanlara ‘aç kalın, dişinizi sıkın, sabredin şartlar düzelecek’ demekle gençler ikna olmaz. Onları ikna edebilmeniz için iş vermeniz gerekir.

Peki sizin gençlere vaatleriniz neler?

Gençlere iş bulmak yeni yatırımlarla mümkün. Gençlerin ufukları geniş aslında, teknoloji ve yazılım sahalarında değerlendirmek gerekir. O kadar çok yeni fikirler üretiliyor ki, ama bunları değerlendirecek sistem yok Türkiye’de…

Gençlerde ateizm ve deizme yöneliş olduğuna ilişkin araştırmalar var. Siz de gözlemliyor musunuz böyle bir durumu?

‘İnşallah yoktur’ diyorum. Çünkü kendisinin inançlı olduğunu zanneden ve bundan dolayı da kendisinin örnek olabileceğini düşünenler güzel bir yaşantı ortaya koymazlarsa buna vesile olabilirler. Yani inançlı bir insan yolsuzluk yapıyorsa, gerçekleri söylemiyor ve çarptırıyorsa, adaletten uzaklaşıyorsa gençler için kötü bir örnektir. Onun için eğer biz gençlere moral vermek istiyorsak örnek olacak kişilerin çok üstün vasıflara sahip olması icap eder.

Diyanet İşleri Başkanı son dönemde çok görünür oldu. Bunu iktidarın siyasi bir manevrası gibi mi görüyorsunuz?

Diyanet İşleri Başkanı şimdiye kadar hep geri planda kalmış ve toplumun önüne fazla çıkmamış bir kişiydi. Son günlerde Tayyip Bey hemen hemen her açılışa, toplantı için değer vererek o toplantılara katılmasını sağlıyor. Bu tabii toplumda yanlış bir algıya vesile oluyorsa o algıyı düzeltmek lazım. Ben DİB’in bir açılışta dua etmesini ille de kabul edilmeyecek, reddedilecek bir yaklaşım olarak görmem. Ama bu bir istismara vesile oluyorsa bunu da kabul etmem. Bunun için bana Saadet Partisi genel başkanlığı görevi verildikten sonra çok açık ve net olarak şunu söylemiştim: Ben İslamcı değilim, Müslümanım. İslamcılık tabiri bizim kullandığımız bir tabir değil, Batı’da üretilen bir tabir.

CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun son açıklamalarının ardından Kürt sorununun çözümü için meşru muhatap tartışması başladı. Sizce meşru muhatap kim olmalı?

Meşru zeminde bu konunun görüşülmesi demek bugünkü anayasa ve kanunlar çerçevesinde, demokratik sistem içinde görüşülmesi demek, ben bunu böyle anlarım. Kılıçdaroğlu da sanırım bu istikamette bir ifadede bulunmuş. Şu anda bazen HDP’nin yaptığı yanlışlar olmuyor mu? Oluyor. Ama öbür taraftan da başka yanlışlar da oluyor. Bazıları HDP’yi şu anda tamamen gayrımeşru kabul ediyor, hakkında da bir dava açıldı, neticesini bekleyip göreceğiz. Ama bugün o karar çıkana kadar HDP ile ilgili olarak ‘bu gayrimeşrudur’ dememiz ne kadar isabetli olur? Bizim öyle bir karar verebilmemiz için meşru bir muhakemenin yapılması gerekir. Şu anda HDP, Meclis’te, Meclis Başkan Vekili var, bu kişi Meclis’i yönetirken bir parti çıkıp da ‘senin Meclis’i yönettiğin dönemde ben söz almam’ diyebilir mi? Demek ki meşru şu anda.

Millet İttifakı’nın adayının kim olacağı, tek aday mı olacağı konuları çok tartışılıyor. İttifak tartışmalarına nasıl bakıyorsunuz?

Hemen şunu ifade edeyim, bazen ‘Millet İttifakı’ndan çıktı, içinde değiliz’ konuları çok farklı manalarda değerlendiriliyor. Ben ittifakların hep seçim sathı mahalline gelindiğinde gündeme geleceği kanaatindeyim. İttifak çünkü ancak seçimde bir anlam ifade ediyor. Meral Hanım da ifade etti, Cumhurbaşkanı adayı önemli bir konu ve eğer herkesin kabul edebileceği, herkese sıcak olan bir aday belirlenirse daha kolay bir netice elde edilebilir. Ama öbürü de farklı bir imkan oluşturur. Ki geçmiş dönemde bu yapıldı, yani her parti kendi adayını çıkarsın. O da bir yoldur, ikisi de tercih edilebilir ama işin uzamaması için tek aday üstünde ittifak sağlanabilirse belki daha erken bir netice alma imkanı doğar.

Peki çok farklı kesimlerin üstünde uzlaşacağı bir isim var mı sizce?

“İsim var mı” aranacak.

O zaman bir isim belli değil henüz?

Tabii belli değil, zaten olamaz. Şimdiden birisini bulsanız, ‘bu adayımız’ deseniz, yarın paçavrasını çıkarırlar, her türlü şaibe gündeme gelebilir. Onun için ancak seçim sathına girilince böyle bir aday çıkarsa elbet tenkit edilecektir, edilmemesi mümkün değil ama o artık seçim sathına girildiği süreçte farklı yorumlanacaktır. Tabii, bu kolay mı? Çok zor, böyle bir adayı bulmak. İmkansız mı? Bana göre imkansız da değil. Zor ama imkansız olmayan bir arayış. Bekleyip göreceğiz. Ben şimdiden bir isim üstünde durmayı doğru bulmuyorum.

Geçmişte eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ismini önermiştiniz? Yine gündeme getirme ihtimaliniz var mı?

O konu gündeme geldi, ben şahsen teklifte bulundum ama o zaman ittifak edilemediği için Sayın Gül aday olmadı. Şimdi böyle bir konu gündeme gelir mi gelmez mi onu bilemem.

Peki yeniden Gül ismini önerecek misiniz?

Seçim sathına girilmeden ben bu konuda hiçbir teklifte bulunmayı doğru bulmuyorum şahsen.

Söyleşi: Gülsen Solaker / Deutsche Welle Türkçe

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

19 − 6 =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.