KKTC’de çevre kültürü

Dün gazetemizdeki köşesinde “Çevre kültürümüz yok” diye yazan Harun Denizkan bence çok haklı!

Lefkoşa’daki “çöp dağlarının her geçen gün daha da büyüdüğü ve pisliğin tüm kenti esir” aldığı günlerde Genç TV’de Gülfer Karaoğlan ile Perşembe günleri gerçekleştirdiğimiz “Politik Perşembe” programında sık, sık aynı konuyu dile getirmiştim.

“Lefkoşalıların sağlıklarının tehdit edilmesine” kayıtsız kalmaları ve “kendi insiyatifleri ile kapılarının önlerindeki ya da sokaklarındadi çöpleri kaldırtmamaları” beni hayretler içinde bırakmıştı.

Her olanağını bulduklarında kendilerini “Avrupalı” diye tanımlayanların bu denli “şarklı” bir davranış biçimi içinde “çöp dağlarının kaldırılmasını ve pislikten kurtulmalarını” sadece develetten bekliyor olmaları Almanya, Fransa ya da Hollanda gibi AB ülkelerinin vatandaşları için düşünülemez bir davranış biçimi.

Aynı durumla karşı karşıya kaldıkları takdirde Almanya’da vatandaşlar biraraya gelir bir insiyatif oluştururla ve de aralarında topladıları para ile kapılarının önündeki ve sokaklarındaki çöpü toplatırlardı. Ardından masraflarını fatura ile belgeler ve ya politik düzeyde görüşmelerle ya da mahkeme kararıyla belediyeye ödettirirlerdi. Çöp için yaptıkları harcamaları gerekirse aynı yükseklikteki su faturaları ile eşitlerlerdi.

Almanya ya da Hollanda’da hiç bir sendikacı evinin önünde çöplerinin dağ gibi biriktirmesine kayıtsız kalmayıp çocuklarının sağlığına sahip çıkan vatandaşı “grev kırıcılığı” ile suçlayamazdı.

Kim haklı olursa olsun ve “hükümet-belediye başkanı-sendika” arasında ne tür ve hangi nedenlerle olursa olsun gündeme gelen çekişmelerden mağdur duruma düşen vatandaşın doğal olarak “kendini ve sağlığını savunma hakkı” gündeme gelirdi.

Lefkoşa’da hadi parası olmayanlar “kaderlerine razı oldular” diyelim, ancak kapılarının önünde Range Rover’ler, Mercedesler ya da BMW’ler duran ve de “saray yavrusu gibi evlerde” oturanlar yani kısacası mali sorunları olmayanlar da nedense komşularıyla birlikte “ellerini ceplerine atmadılar”. İşte bunu Almanya’da ya da Danimarka’da kimseye açıklamak mümkün değil.

Harun Denizkan dün bu konuda yazdıkları ile çok doğru bir tespit yaptı : “Çevre kültürümüz yok” derken!

Hatta “Avrupalıyız” demekle “ne kadar Avrupalı olunuyor?” sorusu da yanlış olmaz!

Petrol Dolum Tesisi konusunda çok hassas olan “çevrecilerimiz” kesinlikle haklılar. Ancak onlardan kaçı alış veriş yaptıklarında ellerinde bez ya da sürekli kullanılan poşetleri kullanmaktalar?

En çevreci geçinen bile her alışverişinde marketlerimizde onbinlerce hazır durumdaki naylon torbaları kullan mıyor mu?

Ben kullanmıyorum. Alışverişe çıktığımızda özel olarak Almanya’dan getirdiğim bez ya da sürekli kullanılmak amacıyla üretilmiş ve para vererek satın aldığım alışveriş torbaları hep otomun bagajında hazırlar.

Her alışverişte aslında hiç bir işe yaramayan ufacık ve hemen yırtılan naylon torbaları alırken KKTC’de çevremizi berbat hale getirdiğimizin kaçımız bilincindeyiz?

Çok mu zor yanımızda bezden ya da özel olarak bu amaçla hazırlanmış çok sayıda malı taşıyabileceğimiz ve yüzlerce defa kullanabileceğimiz torbaları bulundurmak?

Yine aynı şekilde KKTC yollarının tamamında yol kenarlarında çevreyi kirletmekte olan pet şişeleri alıp kullanırken içimiz nasıl rahat etmekte?

Tüketici tavır koymaz ise satanların da umurunda olmaz!

Almanya’da her satılan pet şişe için tüketici fazladan bir “20 cent” öderken ve pet şişeyi iade edip parasını alabilirken burada hepimiz pet şişeleri kullanıp attıktan sonra onların sürekli sayısının artmasına neden olmamıza niçin kayıtsız kalmaktayız?

Seçimler de seçmen olarak hangimiz partilerin Çevre Politikası’na bakıp onlara ona göre oy vermekteyiz?

Evet, maalesef, henüz KKTC’de bir “Çevre Kültürü” yok.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.