KÖLE İMPARATOR 

SEDAT YILDIRIM SARICI / LONDRA – Bugün 1 Ocak 2022. Türkiye müzik tarihinin en meşhur ve en zengin şarkıcılarından İbrahim Tatlıses 70 yıl önce bugün dünyaya geldi (1952). Memleketimizde yaşı ilerlemiş olanların doğum tarihi olarak “1 Ocak” yazılıysa, birçoğunun doğum tarihi bilinmiyor demektir. Tatlıses’inkisi de öyle. Doğum tarihini Annem sadece kar yağdığı zaman diyebiliyor’ diye açıklıyor.

İbo, “dünyaya geldi” ya, tanımın büyüklüğüne yaraşırcasına dünyanın her köşesinde konserler verdi, dünya kadar serveti oldu. Şöhretin getirebileceği zelzelelerin ve zedelenmelerin neredeyse tümünün içindeydi.

“İmparator” olarak da anılan İbrahim Tatlıses üzerine yakın gelecekte birçok kitap yazılacak, akademik tezler hazırlanacak. Biz sadece birkaç yönüne değinebileceğiz.

Arap babayla, Kürt annenin yoksulluktan okula gönderilmeyip su satan evladı büyüyünce inşaatlarda soğuk demir ustası olarak çalışır. Gün gelir şarkıcı, yapımcı, oyuncu, yönetmen, televizyon programcısı derken “para babası” olur. Turizm, ulaşım, inşaat, iletişim (TV kanalı, radyo istasyonu), arama kurtarma ve gıda sektörlerinde yatırımlar yapar. Yüzlerce emekçiye çalışma alanı açar. Akçece yüklüce epeyce bir emlak, arsa, kebap salonu, otel, TV binası, giyim atölye ve mağazası, tekne, sürat motoru, otomobil, jeep, limuzin sahibi de olur.

İbrahim Tatlıses

2000 yılında altı saat boyunca hayatını anlatacağı “Siyaset Meydanı” programına katılır. Ali Kırca “içinizde bir ukte kaldı mı” gibi bir soru sorar. İmparator cevaplar, “abi bana kıro diyorlar, ağırıma gidiyor”. 

Cem Karaca ustamızın “Sahibi Geldi” adlı parçası bütün bu haksız ithamlara iyi bir cevaptır:

“Kıro, keko, hırbo, zonta, maganda / KES LAN / Sen ülkedeki halkım / Savaştaki askerim /Ekinim ve ekmeğimsin / Sen üretenimsin / Birisi söylemişti hatta bir zamanlar / Sen efendimsin… /  Uğruna neler çektiklerimiz / Bana göre vallahi hoşgeldiniz / Duvara astığın o çorapların sahibi geldi / Altına aldığın o kilimlerin sahibi geldi”.

Gelin görün ki şarkıda geçen “duvara asılan çorapların sahibi” Cem Karaca’nın burnunu kırar. (28 Ağustos 1989-Sabah:)“Avusturya’da işçi olarak çalıştığı belirlenen Lütfü Turhan ifadesinde şunları söyledi: “Taksim’de yürürken, saçları bağlı adam dikkatimi çekti. Homoseksüel olduğunu sanarak küfür ettim. Üzerime doğru gelince de bir yumruk vurdum”

Özel televizyon kanallarını geçtik, halkın vergileriyle beslenen TRT’nin de sakarlıkla haber metinlerinde anılmış olsa bile kimse kimseye “kıro, keko, hırbo, zonta, maganda” dememeli. Kimse kendisine “kıro, keko, hırbo, zonta, maganda” dedirtmemeli.

İbrahim Tatlıses Urfa’da doğar, “Urfa’da Oxford yoktur” ama Evliya Çelebi (1611-1685) misali tahsilini seyahatlerle tamamlar. Siyaset Meydanı’nda der ki, “Kavga çözüm değildir. Vurmak, kırmak çözüm değildir. İnsanları öldürmek çözüm değildir. Bence; üretmek ve insanlara bir şeyler öğretebilmek, çözüm budur. Eğer siyasi olarak ya da bilinçli olarak bir insanı ikna edemiyorsan, vurmayla, dövmeyle hiç ikna edemezsin. İnsanların konuşa konuşa bir takım şeyleri çözmesi lazım… Benim için insanların yaşaması önemli, sinirlerim bozuldu” der ve dolu dolu ağlamaya başlar. (Youtube- İbrahim Tatlıses – Siyaset Meydanı  Part: 2/2).

Ağlayıp sözüne devam edemediği anlarda bol bol özür diler. Aslen Şark insanı duygulu, onurlu, gururlu ve kibardır. İbo’nun da özünde dürüstlük vardır. Yöresel ve töresel tahriklere kapılmasa, başı belaya girmeyecektir. Amma velakin duygusallık, bazen anın heyecanına, akıntının cazibesine yenik düşmenize yol açar. Tutku algıyı köreltir. Şöhret ve servet insanı kasar ve bozar. Tam 2000 yıl önce Pamukkaleli filozof Epiktetos “karakter şöhretten daha önemlidir” der.

İbo, gerçek bir “imparator” gibi davranıp topluma liderlik yapacağına, kalabalığın kuyruğuna takılır, buyruğuna uyar. Yetiştirildiği yöre ve törenin köleliğini kabullenir. Yörenin kadınlarımıza bakışı içler acısıdır. Nazım’ın deyişiyle “anamız, avradımız, yarimiz / ve sanki hiç yaşanmamış gibi ölen / ve soframızdaki yeri / öküzümüzden sonra gelen”.

Bir kadına kalkan el öz annemize de vurulan tokattır.

Bir gözü morarmış, sol kaşı patlamış ikinci eşi Perihan Savaş, 9 Ağustos 1984 tarihli gazetelerde İbrahim Tatlıses tarafından kaçırıldıktan sonra yedi saat boyunca dövüldüğünü ileri sürerek savcılığa başvurur. Ekim 2002’de oğlu İdo’nun annesi 18 yıllık hayat arkadaşı Derya Tuna ayrılık kararını açılamasının ardından kameraların önünde saldırıya uğrayıp bacağından vurulur. Benzer kader dansöz Asena’yı da bulur. Tatlıses’le beraberliğini sonlandırır ve 6 Ocak 2003’de sağ bacağından vurulur. Tatlıses, “ben imparatorum, vurdursaydım kafasından vurdururdum der. Saldırgan daha sonra Tatlıses tarafından azmettirildiğini söyler. Oysa sanat azmettirmez, hazmettirir.

İbrahim Tatlıses de bu kurşunlaşmalardan bir gün nasibini alır ve eski menajeri tarafından İstanbul’da kafasından vurulur (14 Mart 2011). Amerika Birleşik Devletleri’nde dünyanın en iyi beyin cerrahlarının operasyonlarıyla kurtulur ama 10 sene sahneye çıkamaz.

İranlı Kürt müzisyen Abdollah Alijani Ardeshir ile de bir albüm kaydeden Tatlıses, Siyaset Meydanı programına katılmadan iki yıl önce dönemin hükûmetiyle PKK arasında barış görüşmeleri için aracı olmayı teklif etmiş ve tepkiyle karşılaşmıştı. Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan için, “sizin delikanlı tavırlarınız bizim camiada takdirle karşılanıyor” gibi bir açıklamada bulunur.

Muhafız alayının arkasına saklanmadan sokağa çıkamayanlar, hafızasız camialarda kahramanlaştırılırlar. Ama yine de hepimiz insanlık bilmecesinin bir parçasıyız. Felaketi önlemek için birbirimizi anlamak zorundayız.

ŞİVAN PERWER 

Otuzdan fazla albüm çıkaran İbrahim Tatlıses’in söylediği eserlerin bazıları kendisi gibi Urfalı Şivan Perwer’e aittir.  ‘Canê Canê’ – ‘Caney Caney’‘Mumik’ – ‘Bir Mumdur İki Mumdur’,

‘Di dinê de sê tişt hene’ –  ‘Bu dünyada üç şey vardır’, ‘Lawo destê min berde’ – “Makaram sarı bağlar” Lê Dotmam’ – ‘Ben yetim, ben öksüz’ün bestecisi Şivan Perwer’dir (Vikipedi Özgür Ansiklopedi).

1955’de Viranşehir’de doğup asıl adı İsmail Aygün olan şair, yazar Şivan Perwer müzisyenliğiyle farklı bir duruş sergiler. Eğlence alemine meyletmez. Kürtçe senfonik orkestral çalışmalara davet edilip güçlü sesiyle farklı deneyimlerin içinde de yer aldığı olur.

1991 yılında Saddam Hüseyin döneminde Halepçe’de katliama uğrayan Kürt mültecilere yardım amacıyla “The Simple Truth” konseri düzenlenir. Konserin Wembley Arena’daki faslında Şivan Perver de yer almıştı. O gün oradaydım. Daha önce Yes, The Who, Rush, Metallica gibi toplulukları izlediğim arena hiç o günkü kadar dolmamıştı.

Rod Stewart, Sting, Peter Gabriel, Sinead O’Connor, Gloria Estefan, MC Hammer, Whitney Houston, Paul Simon, Lisa Stansfield, Gypsy Kings, Chris de Burgh ve Tom Jones gibi büyük isimler Londra (İngiltere), Amsterdam (Hollanda), Philadelphia (A.B.D.) and Sydney’de (Avustralya) bir araya gelmişlerdi. 15 milyon dolar yardım toplanmış, ne Halepçe’ye, ne de bölgedeki bir başka yere beş kuruş aktarılmamıştı. İngiltere’deki bu konudaki yolsuzluk davası da yıllar sonra suçlu bulunamadan kapanmıştı. Dillere destan enayiliğimiz bölgesel, geleneksel ve tarihseldir.

Şivan Perwer albümlerinin hazırlık aşamalarında birikimli aranjörlerle çalışıp derin bir sanatsal esere erişmeyi hedeflemez. Hemşerisi İbrahim Tatlıses de öyle! Bir haksızlığa neden olmamak için Perwer’in 38 yıl Türkiye’de türkü söylemesinin yasaklı olduğunu; aşağıdaki alıntıyla da kuruluş ilkelerimize nasıl ters düştüğümüzü hatırlatmak isterim. (16 Kasım 2013 – Hürriyet -Yalçın Bayer:)

(“Diyarbakır’da 1917’de görev yapan Atatürk, bölgenin birleştirici temel unsurunun müzik olduğunu tespit etmiştir. Kürt müziğiyle yakından ilgilenen Mustafa Kemal, Kürtçe türkü söyleme usulünü, Kürt müziğini, destekleyerek, bölge müziğinin gelişmesinin temelini atmıştır. Diyarbakır’da, Celal Güzelses’i hayranlıkla dinlemiş, bölgenin zengin kültürünü geliştirmek için halkın sesine ortak olmuştur. Atatürk, cumhurbaşkanı olduktan sonra da Diyarbakır’ı, Celal Güzelses’in sanatını, müziğini desteklemiş, ’Şark Bülbülü’ unvanını sanatçıya vermiştir…

Atatürk 15 Kasım 1937’de Diyarbakır’ı ikinci defa ziyaret etmiş… şu konuşmayı yapmıştır: “Yirmi sene sonra tekrar Diyarbakır’da bulunuyorum. Dünyanın en güzel ve en modern binası içinde, modern, nefis bir müziği dinleyerek. Beşeriyetin medeni bir halkı huzurunda, bu halkın evinde duyduğum zevk ve saadetin ne kadar büyük olduğunu elbette takdir edersiniz. Bunu kaydetmekle bahtiyarım.”)

 KHALED

Biri diğerinin muadili değil ama Cezayirli Khaled uluslararası tanınırlığıyla bir parça önde seyrediyor gibi. Kendi ülkesinde yasaklandığı gibi, öldürülme tehditleri sebebiyle Fransa’da yaşamak zorunda kalan Khaled ülkemizde “Ayşe” (Aicha) şarkısıyla hatırlanacaktır.

https://www.youtube.com/watch?v=gzlHucbD76U

1960 doğumlu Khaled, bizimkilere göre birkaç yaş daha gençtir. Progressive rock, caz ve elektronik müziklerde deneyimli aranjör Stephen Simpson Hillage ile çalışır. Elektronik müziğin ilk efsanelerinden Jean-Michel Jarre’ın 1995 yılında Eyfel kulesinin altında verdiği konserde Khaled bir milyon müziksevere şarkılarını söyler.

Khaled- Jean-Michel Jarre

Yalnız Jean-Michel Jarre’ın konserinin adı “Concert For Tolerance”dır. Yani hoş görülmesi gereken bir şey vardır. “O şey” her neyse adını koymakta zorlanırız. “Yaratılanı hoş gördük yaratandan ötürü” de aslen benzer bir ifadedir. Sanki “yaratan özürlü de, hoş görülmeyecek bir şey yaratmış, biz üstün bir kavrayışla hoş görüyoruz”  gibi bir tarif doğuyor. Neredeyse, “yaratan beceriksiz, beşer mükemmel” denmek istiyor gibi.

Bazen sözün menzilini kestirmeden şarkılarda “adaletin bu mu dünya”, “batsın bu dünya”, “bilmem ki bu dünyaya ben niye geldim”, “tanrım beni baştan yarat” gibi sözler yazarız ama yine de için için haddimizi biliriz.

Tom Jones

Kuzey Irak’taki Kürt mülteciler için düzenlenen “The Simple Truth” konserinde Perwer’le birlikte efsanevi şarkıcı Tom Jones’un da adı geçti. “Delilah” (Dilayla) gibi ölümsüz düzenlemelerin içinde bulunduğu kayıtlarının toplam satışları 100 milyonu aşmış durumda. Kömür madencisi babanın oğlu Tom Jones bugün hala sahneleri sallayabiliyor ve 81 yaşında. Geçen sene kaydettiği albüm İngiltere listelerinde bir numaraya kadar yükseldi. On sene önce ise Kraliçe II. Elizabeth’in tahttaki 60. Yıl Kutlamaları’nda 1 milyon 200 bin kişiye hitap etmiş, 500 milyon kişi de televizyondan izlemişti. Biz de hemen Dilayla’yı izleyelim.

https://www.youtube.com/watch?v=MIIU9xkGAMs

Bizimkiler henüz 80 yaşına gelmediler. İbrahim Tatlıses, ses kapasitesi ve sesini kullanma yetisiyle dünyanın en iyi solistleriyle boy ölçüşebilecek yeteneğe ve deneyime sahiptir. Gönül istiyor ki evrensel ölçekte güçlü şan sanatçılarıyla güçlü düzenlemelere imza atmış birikimli ustalarla çalışsın, çok daha kalıcı ve ses getirici işler doğsun. O zaman böylesine nadir sesi hakkınca sunmuş olabiliriz.

İyi seneler.

________________________

Müzisyen de olan yazarımızın diğer çalışmalarına https://sedatsarici.com/ adresinden ulaşabilirsiniz.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.