Küba uykumuzu kaçırdı

MEHMET TAŞ – 11 Temmuz’dan beri bilgisayarımın başında Küba’dan gelecek haberlere kilitlendim. Medyada yayımlanan yorumları okuyor, derin düşüncelere dalıyorum. Ayaklanmayı yansıtan iç karartıcı görüntüler uykularıma musallat oldu. Doğru dürüst uyuyamaz oldum. 

İspanya’da, Meksika’da, Miami’de, Latin Amerika’nın çeşitli kentlerinde yaşayan Kübalılar gibi ben de endişe içindeyim. Ve dünyanın pek çok ülkesindeki Küba sevdalısı ilericilerin de benim gibi uykusuz kaldıklarını duyuyorum. Kalplerimizde taşıdığımız Küba sevgisinden kaynaklanan o titreme uykularımızı kaçırıyor. 

Küba’da öfkenin ve yorgunluğun büyüdüğünü, insanların gözlerine ve yumruklarına yansıdığını fotoğraf karelerinden görebiliyorum. Bir gün tepkilerin artacağını, yürüyüşlerin protestolara dönüşeceğini ve Kübalı devrimcilerin şiddetli cevap vereceklerini beklemiyordum.

11 Temmuz’da insanlar donuk yüzlerle birbirlerine bakıyordu. Çığlığı içlerinde tutarak bir şeylerin ters gittiğini anlatmaya çalışıyordu. Küba sokaklarının bunaltıcı sakinliği bitti. Bazı yoksul mahallelerin hareketsizliği de son buldu. Kuyruk disiplininin, öfke ve teslimiyet disiplininin sonsuza kadar sürmeyeceği belliydi.

Dünya halkları protesto ediyor. Tahrirden, Gezi’ye, Seattle’dan Paris’e, Santiago’ya kadar dünyanın pek çok şehrinde protestolar örgütlendi ve bundan sonra da örgütlenecek.  Fakat Küba halkı protestoları çoktan unutmuştu. Halk, sükûnetinin ihanetine uğradı.

11 Temmuz’da yürüyen muhalif Kübalı kadın ve erkekler bir yandan “özgürlük” diye bağırırken bir yandan da “vatan ve yaşam” diye haykırıyordu. Yaşlı bir kadının polislere “Batistianos” dediğini okumuştum. Altmış küsur yıl önce diktatör Batista’yı devrimle yıkan rejimin polisini böyle adlandırmak yürek paralayıcıdır. Haber ajanslarının birinde bir devrimci polisin etrafını kuşatan bir grup acılı bir şekilde: “Bizi neden dövüyorsunuz?” diye feryat ediyordu. Kübalılar masumiyet duygusunu yitirmiş gibiydi. Yurttaşlarla koruyucu devlet arasındaki duygusal ilişki sona ermişti. 

Küba dahil hiçbir ülkede muhalif protestocular farklı düşündükleri, başka şeylere heves ettikleri, değişik şarkılar söyledikleri ya da başka kitaplar okudukları için asla cezalandırılmamalı.  

Kübalılar artık rüya görmüyor. Gözlerini kapatıp başlarını rahatlıkla yastığa koyanların sayısı azalıyor. Ne 11 Temmuz günü polis şiddetine uğrayanlar, ne de kaynayan bu adada bir ağaç yaprağının dahi kımıldamasına tahammül edemeyen komünistler hayal kurmuyor artık.

Küba’da şu anda mümkün olan tek hayal; adalete, sorumluluğa, kültürel çeşitliliğe olan sevgiye, siyasi çoğulculuğa, farklılıkların kabulüne ve eleştiriye dayalı uzlaşmadır. Şiddete karşı en etkili merhem, hukukun üstünlüğüdür. Ancak bu bile protestoyu ortadan kaldıramaz. Çünkü protesto, bir insan hakkıdır ve siyasetin gereğidir.

Küba’nın devrimci polisi dahil kolluk kuvvetleri, gücü değil yasallığı temsil etmelidir. Küba devriminin temel ilkelerinden biri tevazudur, sosyalist devrimler alçakgönüllüler için toplumsal bir projedir. Alçakgönüllülük halka saygısızlık değil halkın egemenliğinin kendisidir; kapsayıcılık, sosyalizm ve sosyal adalettir.

Kübalılar veya Kübalı yöneticiler sade yaşamı tercih edebilir. Ancak hiçbir sosyalist yönetici yoksulluğu arzulamamalı. Alçakgönüllülük ve sade yaşam insani bir meziyettir; ancak yoksulluk hiçbir durumda arzu edilemez. Yoksullar yürüdüğünde coplar kalkmamalı, tanklar ve polisler yolları kapatmamalı. Sosyalizm halkın yönetimidir. Tersi olursa devrimin epik şiiri gülünç bir parodiye dönüşebilir.

Karşı devrimciler, yozlaşmışlar ve haydutlar her zaman olacak. Kuyruklarda, trafikte, otobüslerde, bakanlıklarda, barışçıl gösterilerde, sendika toplantılarında, ailelerde bile her zaman başkasının haklarını çiğneyen birileri vardır ve olacaktır da. Ancak egemen halk, yol kesen, soygun yapan haydutlardan, insanı ürküten, insana saygı duymayan sert ve kaba kimselerden oluşmaz. Haydutlar her zaman azınlıkta kalmıştır. Sevgiyle çalışmak gerekir ki şiddetin, aldatmanın ve tacizin yerini dayanışma ve dostluk alsın. 

Küba’daki olaylar uykumuzu kaçırdı. Ya Berlin Duvarı yeniden yıkılırsa ya da Sovyetlerin çöküşü tekrarlanırsa! Sosyalist Küba’nın Latin Amerika hakları için Sovyetlerden daha fazla anlamı ve önemi var. Meksika devlet başkanı Amlo’nun dediği gibi, “Küba insanlık için bir hazinedir, saklanıp korunmalıdır.”

“Küba Devrimi 60 yıldır ABD’yi çok rahatsız etti. Salgınla şiddetlenen adaletsiz, cani ve zalim abluka 234 değişik tedbirle uygulanıyor, Enerjinin ve önemli gıda maddelerinin ithali engelleniyor. Son zamanlarda, ABD hükümeti adaya petrol taşıyan nakliye şirketlerine yönelik yaptırımları arttırdı.

1992’den başlayarak, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu ezici bir çoğunlukla ablukanın sonlandırılması için karar çıkardı. Küba hükümeti, bir yılda, Nisan 2019 ile Mart 2020 arasında, ülkenin abluka nedeniyle ticarette 5 milyar ve yaklaşık son altmış yılda 144 milyar dolar kaybettiğini açıkladı.

Küba halkı, Jose Martí, Che Guevara ve Fidel gibi örneklerle körüklenen direnişin yenilmez olduğunu kanıtladı. Ve bizler, daha adil bir dünya için savaşan hepimiz onlarla dayanışma içinde olmalıyız.

Şu anda 11 Temmuz ayaklanması halkın desteği ile bastırılmış durumda. Ancak abluka ve ekonomik yıkımdan dolayı tehlike henüz geçmiş değil. Miami’de, ABD’nin güdümündeki rejim karşıtları, ülkeyi yıkıp parçalayarak tekrar kapitalizme ve sömürgeye dönüştürmek için fırsat kolluyor. 

Demokratik bir çıkış veya sorunların çözümüne odaklanan başka onarıcı bir strateji devreye sokulursa; barışı, güveni, adaleti inşa etmeyi başlatan bir uzlaşma sağlanırsa Küba adası cennete dönüşebilir.  Ancak o zaman, rahat ve derin bir uykuya dalabiliriz.  

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

ten + 14 =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.