Kutsal suyun kaynağındaki yaşlı kestane ormanı

YUSUF YAVUZ / AÇIK GAZETE – Isparta kent merkezinde bulunan yaşlı kestane ormanı, Ayazmana olarak anılan su kaynaklarıyla ünlü mesire yerinin simgesi. Kent halkının soluklanma alanlarından biri olan Ayazmana kestaneliği, anıtsal nitelikteki kestane ağaçlarına ev sahipliği yapıyor…

Anadolu kestanesi (Castanea sativa), Güney Avrupa ile Türkiye, Kafkasya ve İran’ın kuzeyindeki dağlık bölgelerde doğal olarak yetişen, kayıngiller (Fagaceae) ailesinden bir tür. Türkiye’de özellikle Marmara, Karadeniz hattı ile iç Ege’de ve Akdeniz Bölgesinin dağlık kesimlerinde görülen bu dayanıklı türün besin kaynağı yönünden zengin olan meyveleri binlerce yıldır tüketiliyor. Ağacın dayanıklı kerestesi de aynı şekilde geçmişten beri hemen her türlü ahşap ürünün üretilmesinde kullanılan doğal bir malzeme. Türkiye’de kestane denilince akla Bursa ve bu kentte üretilen ünlü kestane şekeri gelir. Ancak en yoğun kestane üretimi Manisa ve Aydın çevresinde yapılır. Kastamonu’daki doğal kestane ağaçları Karadeniz’e bakan yamaçların mücevherleri gibi uzanır.

LİDYA’DAN YUNANİSTAN’A ANADOLU KESTANESİNİN YOLCULUĞU

Anadolu’nun, kestanenin anayurdu olduğunu dile getiren Prof. Dr. Cenk Durmuşkahya, Magma Dergisi’nde yayımlanan yazısında, kestanenin antik çağda Lidya’nın kalbi olan bugünkü Salihli (Sardes) ilçesinde yoğun olarak yetiştirildiği için uzun zaman “Lidya elması” olarak anıldığını kaydediyor. Batı Anadolu’da koloniler kuran Yunanların içerdiği yüksek nişasta nedeniyle kestaneyi tıpkı buğday gibi önemli bir besin kaynağı olarak kullandıklarını aktaran Durmuşkahya, Yunanlar’ın kestaneyi Anadolu’dan alıp bugünkü Yunanistan coğrafyasında yetiştirmeye çalıştığını ancak ağacın kireçli toprağı sevmediği için uzun süre başarısız olduklarını belirtiyor. Uzun süren denemelerin sonunda Teselya Yarımadası’ndaki Kastania bölgesinde kestane yetiştirmeyi başardıklarını belirten Durmuşkahya, “Böylece kestane Avrupa yolculuğuna başlamış oldu. Yunanlılardan sonra Romalılar kestaneyi Kastania bölgesinden aldıkları için, o zamana kadar Lidya elması diye bilinen ürüne ‘kastania’ dediler ve Avrupa’nın derinliklerine taşıdılar. İşte o günden sonra Lidya elması kastania, Türkçe söylenişiyle kestane adını aldı” görüşünü aktarıyor. (1)

TÜRKİYE KESTANE ÜRETİMİNDE DÜNYADA 3. SIRADA

Anadolu coğrafyasının kestane konusunda geçmişten gelen bu ayrıcalığı, Türkiye’yi halen Avrupa’nın en önemli üreticilerinden biri haline getiriyor. Ziraat Mühendisleri Odası (ZMO) tarafından hazırlanan ‘2019 Kestane Raporu’na göre Türkiye kestane üretiminde Çin ve Bolivya’nın ardından dünyada 3. Sırada yer alıyor. 1990’ların başında 80 bin tona kadar çıkan üretim, son yıllarda ortalama 60 bin ton civarında. Türkiye en fazla kestane ihracatını İtalya’ya yaparken, son yıllarda dünyanın en büyük kestane ihracatçısı olan Çin’den de kestane ithal ediyor. ZMO’nun kestane raporunda, “Türkiye zengin kestane genetik kaynaklarına sahiptir. Ülkemiz kestane üretiminde önemli ülkeler arasında yer almakla birlikte pazarlama önemli bir sorundur. Kestane sektöründe üretim tekniği, hasat, depolama ve pazarlama konularında üreticide bilgi eksikliği mevcuttur. Ülkemizde diğer tarım ürünlerinin pazarlanmasında olduğu gibi kestane sektöründe de en önemli eksiklik kuşkusuz tanıtım ve reklam yetersizliğidir” görüşüne yer veriliyor. (2)

TOTA ORMANINDAKİ ANIT KESTANE AĞACI

Kestane’deki üretim ve pazarlama sorunları saymakla bitmiyor. Türkiye, birçok üründe gen merkezi olmasına karşın üretim ve Pazar arasındaki örgütlenmedeki yetersizlikler yüzünden coğrafi avantajlarını layıkıyla değerlendiremiyor. Biz yine doğal kestane ormanlarına dönelim… Antalya’nın Manavgat ilçesinin dağ köyleri olan Altınkaya (Selge-Zerk) ve Ballıbucak’ta doğal kestane ağaçlarının meyveleri yerel halkın ihtiyacını karşılar. Isparta’nın Sütçüler ilçesindeki Tota Dağında bulunan anıt kestane ağacı, 2002 yılında “Tabiat Anıtı” olarak tescili edilerek korumaya alınmıştır. Türkiye’nin önemli karaçam ormanlarını barındıran Tota Ormanı, ıhlamurdan kestaneye, saçlı meşeden ardıca farklı ağaç türlerine de ev sahipliği yapıyor.

ISPARTA KENT MERKEZİNDEKİ KESTANE ORMANI

Isparta’daki doğal kestane ormanları ise varlığı ülke genelinde çok bilinmese de Türkiye’nin çoğunluğu anıtsal nitelikteki ağaçlardan oluşan kestane topluluklarını barındırır. Kent merkezinde, Gülcü, Dere ve Yenice mahallelerinin güneyindeki dağlık coğrafya boyunca uzanan kestane ormanlarının en yoğun olduğu bölge Ayazmana Mesireliği olarak bilinen alanda yer alır. Yüzlerce yıllık anıtsal nitelikteki kestane ağaçlarının yayıldığı bu ormanın geçmişte kentteki yerli ahali tarafından korunduğu, kimi ağaçların sahipli olduğu anlatılır. Yenice ve Dere mahallelerindeki yaşlı kestane ağaçlarının da bir kısmının sahipli olması, bölgedeki doğal kestane ormanının yanında türün kültür üretiminin de yaygın olarak yapıldığını gösteriyor.

KUTSAL SU KAYNAĞININ YAMACINDAKİ ANITSAL KESTANE AĞAÇLARI

Yerel halkın “Ayazmana” olarak andığı bölge, kutsal sayılan su kaynağı, pınar (Ayazma) anlamına geliyor. Kestane ormanının dibindeki bölgeden çıkan buz gibi sular, özellikle yaz aylarında yerel halkın içme suyu olarak tercih ettiği kadim bir kaynak. Son yıllarda Ayazmana kaynağının suları azalmış olsa da akmayı sürdüren birkaç çeşme günün her saati elinde su kaplarıyla sırasını bekleyen insanlarla dolup taşıyor. Ayazmana Mesireliğinin yanında Ahi Pınarı, Minasın, Sidre, Halife Sultan, İki Kavacık, Sinap Suyu gibi önemli nefeslenme alanları da geçmişte kentin geleneksel buluşma kültürünün nabzının attığı yerler olmuş. Ayazmana ile komşu olan Halife Sultan türbesinin çevresi Hıdrellez kültürünün kentteki en canlı görünümüne sahne olan alanlardan biridir.

KENT HALKININ NEFESLENME ALANI

Ayazmana kestane ormanı, 1990’lı yıllarda belediye tarafından mesire yeri olarak düzenlenmiş. Günümüzde kestane ormanının bulunduğu yamaçları ve bu alanda bulunan kimi dinlence ve eğlence mekânları yerel halkın nefeslenme alanı olarak hizmet veriyor.  Ancak Ayazmana’nın bu amaçla kullanılmasının geçmişi yüzlerce yıl öncesine dayanıyor.

AYAZMANA KESTANE ORMANINI GELECEĞE TAŞIMAK

Haziran ayında çiçeklenen kestane ağaçları, Ayazmana yamaçlarını şenlendirirken ziyaretçilerine de görsel bir şölen sunuyor. Kent içinde yer alması önemli bir şans olan Ayazmana’da kimi sorunlar da göze çarpıyor. Yüzlerce anıtsal kestane ağacının bir arada bulunduğu bu önemli doğal mirasın sağlıklı şekilde geleceğe aktarılması için kimi adımların atılması gerekiyor. Özellikle yaşlı ağaçların dibinde oluşturulan mangal alanlarının yeniden düzenlenmesi, çevresindeki yapılaşma baskısından ya da çeşitli nedenlerden dolayı kuruma belirtisi gösteren ağaçların çevresindeki baskılardan kurtarılması önemli. Ancak en önemlisi Ayazmana kestane ormanının anıt orman ya da doğal sit alanı olarak tescil edilerek koruma altına alınması gerek. Yerel halkın yüzlerce yıldır koruyarak önemli ölçüde bugüne taşıdığı bu doğal mirasın geleceğe aktarılabilmesi için alanın doğallığını bozmadan yapılacak kimi düzenlemeler, kutsal suyun kaynağındaki kestane ormanının yüzlerce yıl daha ayakta kalmasını sağlayabilir…

_____________

Kaynaklar:

(1): Prof. Dr. Cenk Durmuşkahya’nın Kestane konusundaki makalesinin tamamını okumak için: https://www.magmadergisi.com/doga/kestane-antik-elma

(2): ZMO Kestane Raporu, 2019: https://www.zmo.org.tr/genel/bizden_detay.php?kod=32458&tipi=38&sube=0

 

Önceki haberGazeteci Erk Acarer’e Berlin’deki evinde saldırıya tepki
Sonraki haberİZLEMEK GEREKSİZ: FİNALDEN ÖNCE ŞAMPİYON BELLİ OLDU
YUSUF YAVUZ (GAZETECİ-YAZAR) Isparta, Sütçüler'de doğdu. 1990’da edebiyatla ilgilenmeye başladı. Deneme ve inceleme tarzındaki ilk yazıları 1996 yılında 'Atatürkçü Ses' Dergisi’nde yayımlandı. Aynı yıl yerel ölçekte yayın yapan kanallarda 'Dönence' başlıklı radyo ve televizyon programları hazırlayıp sundu. 1999 yılında Antalya'da kurulan Müdafaa-i Hukuk Dergisi’nde yazmaya başladı. 2001’de Gazete Müdafaa-i Hukuk’ta Muhabir-Temsilci olarak görev aldı. Daha sonra adı 'Yeniden Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk' olan dergiyle bağını temsilci-yazar olarak sürdürdü. 2001-2007 yılları arasında Kaş Kitap Şenliğini organize ederek başta çocuklar ve gençler olmak üzere yöre insanının kültür, sanat ve edebiyat çevreleriyle buluşmasını sağladı. 2005 yılında Muğla ve Antalya arasındaki sahil bandında yaşanan yabancılara toprak satışına ilişkin yaptığı araştırmalar önemli etkiler yarattı. Deneme, inceleme, röportaj, düz yazı, haber ve yorumları; Cumhuriyet Akdeniz, Odatv, Yeni Harman, Edebiyat ve Eleştiri, Yolculuk, Evrensel, Atlas, Magma, Aydınlık, Birgün, Açık Gazete gibi dergi ve gazetelerde yayımlandı. Antalya merkezli VTV Televizyonunda, Pelin Gel Ağan'la birlikte 'İki Ağaç İçin' adıyla 16 bölümden oluşan bir program hazırlayıp ve sundu. Kanal V Televizyonunda, Biyomühendis Çağlar İnce ile birlikte, Yörük kültürünü ve tarihsel köklerini ele alan 'Islak Çarıklar' adlı belgesel haber programı hazırlayıp sundu. Araştırma yazılarından bazıları, 'Yer Bize Çimen Verdi' ve 'Darağacına Takılan Düşler' adıyla belgesel filmlere de konu olan Yavuz, şu sıralar 'Islak Çarıklar' adlı bir belgesel haber programı için çalışmalarını sürdürüyor. Ağırlıklı olarak arkeoloji, çevre, kentsel dönüşüm ve tarım konularını ele alan çalışmalar yapmayı yazılı ve görsel medyada sürdüren Yavuz, yıkım politikalarıyla tarımdan hayvancılığa, kültürden mimariye kırsal yaşamın dönüşümünü ele alan araştırma yazılarıyla tanınıyor. Ziraat Mühendisleri Odası Basın Ödülü, Çağdaş Gazeteciler Derneği Belgesel ödülü, Türkiye Ziraatçılar Derneği Tarım ödülü, Kubaba Derneği kültür hizmeti ödülü'nün yanı sıra Türkiye Ormancılar Derneği gibi çeşitli meslek odası, kurum ve kuruluşlar tarafından ödüle layık görülen Gazeteci Yusuf Yavuz, Likya'dan Teke yöresine uzanan coğrafyadaki su kültürüne ilişkin uluslararası bir sanat projesinin de danışmanlığını ve metin yazarlığını üstleniyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

twelve + two =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.