Mesele teslim olmamakta

Fatih Polat / EVRENSEL – Türkiye’de 1960 öncesinden başlayarak 12 Mart 1971 Muhtırası’na kadar gelen dönemde, sosyalizmin ordu içindeki etkileri, siyasetin konusu olarak çok tartışıldı. Vedat Türkali’nin ‘Bir Gün Tek Başına’sı gibi bazı romanlarda bu sürecin belli kesitleri yer buldu.

Bu etki daha çok ‘sol cunta’ bağlamında tartışılırken, ordu içinde cuntacılığa karşı olan ve göz ucuyla işçi sınıfını izleyerek sosyalizme dair örgütlenme biçimlerine yönelen genç subayların bu süreci nasıl yaşadıklarını sınırlı biçimde okuyabildik.

27 Mayıs 1960 darbesi sırasında Selimiye Askeri Ortaokulunda öğrenci olan ve 1967 yılında Kara Harp Okulundan piyade subayı olarak mezun olan Atilla Özsever’in Ayrıntı Yayınları’ndan çıkan ‘Mesele Teslim Olmamakta’ adlı kitabı, bu açıdan önemli bir boşluğu dolduruyor.

Özsever’in subayken Sinan Cemgil ile bir evde bir araya gelmesi, yine subaylık yıllarında Mahir Çayan ile başka bir evde buluşması, Mahir Çayan’ın cezaevinden kaçışına yardım etmesi gibi bir dizi önemli gelişme kitapta detaylarıyla anlatılıyor.

Sosyalist Subay Özsever, Türkiye işçi sınıfının tarihi eylemi 15-16 Haziran direnişi sırasında ise, eylemi kontrol altına almak ile görevli olarak ‘karşı’ taraftadır. Ancak, üstlerinin emirlerini ustalıklı biçimde esneterek işçiler lehine tutum alır.

Mahir Çayan ve arkadaşlarının Kartal Maltepe’deki askeri cezaevinden kaçışından sonra ordu içinde geniş bir takibat başlatılır. Çayan ve arkadaşlarının kaçışına yardım eden Özsever, bu süreçte gözaltına alınarak Kontrgerilla Merkezi Ziverbey Köşkü’nde işkence görür. Sonrasında da gazetecilik yılları başlar.

İsmail Cem’in TRT Genel Müdürü olarak görev yaptığı 1974 yılında, TRT, personel sınavı açar. Muhabir, kameraman ve spiker alınacak olan bu sınava 2 bin 500 kişi başvurur. Sadece 44 kişi alınacaktır. Atilla Özsever kazananlar arasındadır. Devamı kitabında şöyle anlatıyor: “Daha önceden tanıdığım deniz subayı arkadaşım Ali Kırca da TRT’ye muhabir olarak girme hakkını kazanmıştı. Ali, 12 Mart sürecinde 84 sanıklı ‘denizciler davasından’ yargılanmış, kısa bir süre hapis yattıktan sonra resen emekli edilmişti. (…) Ali Kırca ile ikimiz televizyon haberlerinde göreve başlatıldık. Ali ile TRT’ye yakın bir yerde kiralık bir ev tuttuk. Kırca, gayet güzel yemek yapıyordu, bulaşıkları da ben yıkıyordum.

Sınavlarda ve eğitim kursunda başarılı olanlar arasında Ayşenur Arslan, Tuğrul Eryılmaz, Necla Zarakol, Selçuk Altan gibi arkadaşlarımız da haber dairesinin diğer birimlerinde görevlendirilmişlerdi.”

Reklam

Özsever, televizyon haberleri bölümünde çalışırken özel haberler de yapar. 26 Şubat 1975 akşamı TRT televizyon haberlerinde yayımlanan röportajında bekçilerin sorunlarını gündeme getirir. Bekçiler, “Polislerle aynı görevi yapıyoruz ama onlar ücretsiz ilaç alırken biz ilaca para ödüyoruz. Bu eşitsizlik giderilsin” der. Bunun üzerine ortalık karışır. TRT’ye müfettişler gelerek inceleme yapar. Ardından kısa bir süre sonra 4 Mart 1975 tarihli Son Havadis gazetesinin 1. sayfasında “TRT’de THKP örgütü militanları vazife görüyor.” başlıklı bir yazı yayımlanır. Yazıda Özsever’in, Mahir Çayan liderliğindeki THKP-C örgütü üyesi olduğu, Mahirlerin cezaevinden kaçmasına yardım ettiği, piyade üsteğmeni iken tutuklanıp hapis yattığı ve CHP’nin affıyla serbest bırakıldığı yazmaktadır. Aynı gün, TRT’ye Özsever’in söz konusu haberiyle ilgili olarak İstanbul Mahalle Bekçileri Sosyal Yardımlaşma Derneği Genel Merkezinden bir teşekkür mesajı gelir. Özsever, Son Havadis’e bir tekzip gönderir. Tekzip yazısı gazetede, “TRT’de ulus sevgisi bütünleşmiş kişiler vardır” başlığı ile yayımlanır.

Nisan 1975’te Demirel hükümetinin işbaşına gelmesiyle İsmail Cem de 17 Mayıs 1975’te TRT’deki görevinden alınır ve yerine İslamcı kimliği ile bilinen Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş getirilir. 11 gün sonra da Özsever’in adresine, ‘Aartık hizmetine ihtiyaç kalmadığı’ bildirilen bir yazı gönderilir.

Atilla Özsever’i ardından, merkez medyada emekçilerin dünyasını takip ederek gündemleştiren az sayıdaki gazeteciden biri olarak görürüz. 27 Nisan 1992’de Sabah gazetesinde ‘Çalışma Dünyası’ adlı köşesinin ilki yayımlanır. ‘12 Mart paşaları özelleştirmenin öncüsü’ (18 Ekim 1993) başlıklı haber yine onun kaleminden çıkar.

KİT’lerde 600 bin kamu işçisini ilgilendiren toplu iş sözleşmesi sürecinde, işçilerin taleplerine karşı çıkan dönemin Başbakanı Tansu Çiller için köşesinde, “Emek-sermaye çelişkisini ispatlayan Başbakan” diye yazar.

Özsever, ardından Milliyet’te ‘Emek ve İnsan’ başlıklı sayfayı hazırlamaya başlar. Bu sayfanın ilk sayısı 1 Kasım 1993’te yayımlanır. Özsever’in sayfasında yaptığı birçok özel haber, Milliyet’in manşetine taşınır.

Ancak, neoliberal dönüşüm sürecinin medya alanında etkisini göstermesiyle birlikte, Özsever’in ‘Emek ve İnsan’ başlıklı köşesi de, bu neoliberal dalganın altında kalır.

Sonraki yıllarda da gazeteciliği terk etmeyen Özsever, akademik yaşama ağırlık verir. Onu artık öğretim üyesi olarak görürüz.
Herkese nasip olmayacak bir yaşam öyküsü değil mi? Asker, sosyalist, kimilerine göre ‘terörist’, gazeteci ve öğretim üyesi. Bütün bunların üstüne bir de hep genç kalabilmenin sihri!

Mafya Lideri Sedat Peker’in ifşaatı içinde birçok ‘gazetecinin’ kirli ilişkilerle gündeme gelmesi, genç gazeteci adaylarının mesleğe dair kaygılarını büyütmüştür. Tam da bu dönemde, mesleğimizin yüz akı isimlerinden Atilla Özsever’in hayatını ve meslek yaşamını yansıtan kitabı eminim okuyanlara iyi gelecektir. EVRENSEL

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

13 + 17 =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.