Sanatcı portreleri (II): Çiğdem Öztürk…

Yıllar var ki resim sergilerini ihmal ettim, resme olan özlemimi içime gömdüm sanırım.
Biraz zamansızlıktan, biraz da yaşam koşullarının zorlamasından olsa gerek.
Çocuklarım için, onların sanata yönelmeleri için, en azından çağdaş ressamları sevsinler diye 25-30 yıl önce yağlıboya, sonradan da suluboya resimler almaya başladım.
İyi ki almışım.
Tabii hemen tamamını taksitlerle galerilerden edindim. Sanatcılarla pazarlığım olmadı, olamazdı da. Sanat pazarlık edilemez kadar değerli benim gözümde.
Sonra da tablo alımlarını durdurmak zorunda kalddım ekonomik kriz yüzünden ama sanatla ilişkimi koparmış değilim.
Geçen yıl olduğu gibi bu yıl da Ankara Çağdaş Sanatlar Kültür Merkezi’nde açılan resim fuarına uğradım. Dahası bu kez meslekdaşım fotoğraf virtüözü gazeteci Recep Peker Tanıtkan’ın davetiyle gittim.
İyi ki gitmişim.
Gitmeseydim mesela Çiğdem Öztürk’ü tanıyamayacaktım.
Hatta onlarcasını…
Sergiyi uzun uzun anlatmayacağım.
Gezmek, görmek gerek.
Sanatcının dününü,bugününü araştırmak gerek.
Görenler yazmışlar yıllar önce. Mesela 1990 yılında Mazhar Aykut yazmış izlenimlerini
“Desenlerini çok beğendim. Bir figürün anatomik bir başarıya ulaşmış olması akademik başarıdır. Ancak bu akademik çalışmanın sanat eseri sayılması için olumlu bir anlatımı olması yani estetik bir değer kazanması gerekir. Hele bu çalışma bir kadına ait ise, kadına saygı duyularak yapılmış olması gerekir.Çiğdem Öztürk’ün desenleri, bu özellikleri taşıyor. Onun için kendisini candan kutluyorum.” demiş.

Çok değerli gazeteci arkadaşım, yazar rahmetli Uğur Mumcu da sanata düşkündü. Mesela o da 10 Nisan 1989’de Çiğdem Öztürk’ün sergisini gezmiş ve  “Kadın gerçeği, resimlerinizle renk ve boyut kazanmış… Selam, saygı ve sevgilerle” diye yazmış izlenimini.
Keza Mahmut Makal. 31 Mart 1989’da yani 20 yıl once, bakın neler yazmış Öztürk  için:
“Kıymetli Öğretmen-Ressam Çiğdem Öztürk’ü, özgün ve düzeyli çalışmalarından dolayı candan kutluyorum. Bu ortamda da sanatçılarımız canla başla yapıt üreterek, bu toplumun verimli ve sanat dallarında ilerlemiş bir toplum olduğunu gösteriyorlar; hepimizi çok sevindiriyorlar… Mutluyum bu yüzden…”
Evet sanatcıların emekleme dönemleri vardır, gelişme dönemleri vardır. Bir de olgunluk dönemleri.
Çok yönlü çalışmaları ile olgunluk dönemine adımını atan Öztürk’ün desenlerini göremedim ama son yaptıkları görülmeye değerdi.
Özellikle gözler…
Dün, desenlerle yola çıkan Antalya’lı “Kırmızı Bereli Kadın” şimdi fırçasını“göz”lere fokuslamış.
Herşeyi ortaya koyan,  sevgiyi, aşkı, yaşam sevincini, hüznü, kederi özetle insanı tüm boyutlarıyla hayatı anlatan gözlere…
Ancak 31 Mart 1989 yılında Öztürk’ün sergisini gezen Lütfiye Aydın’ın yazdığı gibi “Resimlerinizi sevdim. Niye mi? Şiir var bu resimlerde, düşlere açıklık var. Renklerin denizinde pupayelken açılma olanağı veren, çiçek gemili gül kokan resimler. Hele atlar…Özgürlüğün simgesi atlar..” diye yazmış.
Atlar…
Yani başkaldırı simgesi gibi yeleleri savrulmuş atlar..
Baş kaldırıyor sistemde kurulmak istenen  baskıya…
Özgürlük özlemlerini dile getiriyor sessizce…
Tıknefes hale geldiğimiz, bez parçasına odaklandığımız, yaşamda dar sokaklara girdiğimiz dönemde, çeşitli  korkuları büyütttüğümüz bugünlerde atlar içimi rahatlattı.
Sağa sola uçuşan yelelerinde hayal ettim özgür geleceği…
Sonra Çiğdem Öztürk’ün tablolaındaki gözlerde, gözbebeklerde gördüm aydınlık günleri…
Özgürlük rüzgarlarını…
“Aydınlık günler,özgürlük rüzgarları ne  zaman?” diye sorarsanız.…
Cevabını veremem ki…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.