Seçmen bilinci ve siyaset tercihi

Bu başlıkla yazı yazmamın nedenini, 24 Haziran 2014 tarihli YURT gazetesindeki köşesinde Sayın Cüneyt Ülsever’in Odatv’deki bir yazımdan alıntı yaparak, “beyinleri donmuş kalmış solculara/sosyalistlere lafım pek yok” ilavesiyle, ismimi kullanması oluşturmaktadır. Yazısında Sayın Ülsever bana “Marksist” sıfatını uygun görerek, 25.02.2014 tarihli yazımdan, altını üstünü kapatıp şu cümleyi cımbızlamış: “Hal böyle iken, halkımızın bir bölümünün nasıl oluyor da böyle bir tutku ile bir siyasi örgüte bağlı kalıyor! Anlaşılır olmaktan uzak bu davranış siyasi olarak yanlış olduğu gibi, bizzat desteklenen partiye de yapılmış bir kötülüktür.” Sayın Ülsever’in hükmü ile, “kimsenin iplemediği” ifadelerin yer aldığı, “AKP’li Olmak Nasıl Bir Şeydir” başlıklı oldukça uzun yazımı, hiç bugünleri düşünmeden, tam bir rastlantı olarak şu cümle ile bitirmişim: “Demek ki, her halk sadece layık olduğu idareye değil, onunla birlikte, layık olduğu aydınlara da kavuşurmuş!”

Bu konuyu tekrar ele almama yol açtığından Sayın Ülsever’e teşekkür ediyorum. Önce ne söylemek istediğimi kısaca açıklamak durumundayım. Öyle düşünüyorum ki, elli yıldan fazla alttan alta işlenen ve manevi duyguları da sömüren yapılanmanın bilinen nedenler ve şekilde iktidara gelmesi, bir siyasi parti görüntüsüne bürünmüş halkın bir kesiminin kalkışı niteliğinde görülmelidir. Bu kalkış, patronunu Müslüman görerek kendinden addeden emekçinin sömürüyü algılayamaması ve boyun eğmesine özdeştir. Ekonominin olumsuz gidişatına ilaveten, ülkemiz ve halkımızın uluslararası düzeyde aşağılanmasına neden olan son dönemin vahim olaylarına rağmen kemikleşmiş yapılanmanın çözülmemesi, halkın bizzat kendisine hakaret olduğu kadar, aynen aydın geçinen “yetmez, ama evet” çilerin yaptığı gibi parti görüntüsündeki örgütü de frenlemeyip, bu çamura batırarak zarar vermiştir, vermektedir. Derdimi bu kadar anlatımla ortaya koyabildiğimi düşünüyorum.

Ancak “ipleme” konusunda da bir iki şey söylemek doğru olur sanırım. Halkların neyi dikkate aldığı veya almadığı, yazımın son bölümünde de olduğu üzere, çok önemli olmadığı gibi, suçlanacak bir konu olarak da görülemez. İzninizle, bende yazımın son bölümünden ufak bir cımbızlama yapayım: “Söylemeden geçemeyeceğim ki, diyelim ki halkımızın partiye desteği samimidir. Peki, kendisini aydın mertebesine yerleştirmiş kimi basın ya da akademi mensubu dostları nereye koyacağız!” Ben gazeteci olmadığım için bir yazıyı okuduğumda etrafı ile anlamaya(tabii ki aklımın yettiği kadar(!)) çalışırım.

Halkın siyasi iradenin ve onun arkasındaki sermaye gücünün manevralarını anlamasının olanaklı olmadığını, iktisat biliminin kurucusu olarak anılan Adam Smith bundan yaklaşık 250 yıl önce ortaya koymuştur. Bakınız, üstat ünlü Milletlerin Serveti kitabında neler söylüyor: “İşçi çalıştıranların (patronların) tüm plân ve projeleri emek üzerindeki emelleriyle ilgilidir. Tüm bu operasyonların sonucu kâra yöneliktir. Görüldüğü üzere, bu grubun çıkarının toplumsal çıkarla ilişkisi, diğer gruplarınkinden farklı ve terstir. Tüccarlar ve büyük üreticiler [..] tüm yaşamları boyunca plân ve projeler yapmakla uğraştıklarından, toplumun büyük kesiminden daha geniş algılama kapasitesine sahiptirler. Ancak, tüm zekâlarını toplumsal çıkar yerine, iş çıkarları üzerine yoğunlaştırdıklarından, ne kadar ahlâksal olmaya çalışsalar da, tüm fikir ve davranışları toplumsal çıkara değil, iş çıkarlarına yönelik olur.[ …] Ne var ki, ticaret ya da üretim sektörünün herhangi bir alanında faaliyet gösteren iş adamlarının çıkarları toplumsal çıkardan farklı olduğu gibi, çoğu durumda toplumsal çıkara terstir. Bu çevrelerden (iş adamlarından) gelen herhangi bir yeni yasa veya düzenleme önerisi çok büyük bir dikkatle incelenmeli, kuşkulu ve derin incelemelerden sonra toplumsal yarar doğrultusunda olduğu hakkında kesin yargıya varılmadan kabul edilmemelidir. Zira, böylesi öneriler, çıkarı hiçbir zaman toplumsal çıkarla örtüşmeyen, toplumu kendi çıkarı yönünde baskılayan ve yalan söyleyen, daima da böyle davranmış olan bir kesimden gelmektedir.”

Halk Galileo’yu ipledi mi! Halk mı haklı, Galileo mu haklı idi! Halk Einstein’ın 1949 yılında, çok basit ifadelerle kapitalizmin ne olduğunu anlatan makalesini ipledi mi! Yazımın sonunda da belirttiğim gibi, benim sitemim doğrudan halka yönelik değil, kendini aydın kategorisine koyan sözde bilimin ve gazeteciliğin “kurşun askerler”ine yöneliktir. Hiç değilse, Anayasa referandumunda sağlam(!) ve çürük elmaları aynı sepette oylatmanın nasıl bir oyun olduğunu görebilselerdi ya da, hiç değilse, susmanın fazilet olduğunu idrak edebilselerdi! Ekonomi ya da siyaset ile halk arasına aydın ve üniversite girer. Zira halk, AKP’nin fakirleşen halkları köleleştirerek sadaka kültürüne bağlı kılması ile, vatandaşlaştırarak sosyal devlet koruması altına almanın farkını tabii ki göremez ve oyunu ona göre kullanır. Buna bilinç denmez, halk algılaması, hatta yanlış bilinç denir. Halk binlerce cami olan bir ülkede daha fazla cami yerine fabrika yapılmasının uzun dönemli yararını algılayamaz. Halk metro ve tünellere oy verirken, günümüz teknolojilerinde bunların nasıl kolaylaştığını algılayamayıp, bir tür beledi hizmetini devlet hizmeti olarak görür. Halk bu tür ihalelere para harcanması nedeniyle siyasilere pay kalmayacağını düşünürken, aslında tüm payların bu tür ihalelerden kotarıldığını algılayamaz. Halk HSYK’da, Anayasa Mahkemesinde, üniversitelerde ve diğer kamu kuruluşlarının nasıl bir AKP örgütlenmesine dönüştüğü, hatta özel kesimde bile menfaat ağı ile adeta bir AKP A.Ş. oluşturulduğunu algılayamadan bunlardan yararlanmaya ve mutlu olmaya çalışır. İşte böylesi patolojilere tanı koyarak halka anlatılması aydın ve üniversitenin işidir. Halk kimlik kazanmak için tarikatlere girerken bunun nasıl bir köleleştirme olduğunu algılayamaz.

Demem o ki, halkın yanında olmak ile, halk popülizmi ya da halk dalkavukluğu karıştırılmamalıdır!

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

twenty − nine =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.